Follow by Email

14 Ekim 2019 Pazartesi

Altın Semerli Eşek

ALTIN SEMERLİ EŞEK
Semer, eşeğin yük ya da insan taşımak için sırtına vurulan palandır. Bir atasözümüze göre, eşeği dövemeyen semerini döver. Ünlü bir sözde şöyle deniliyor: “Bir biri size eşek diyorsa kulak asmayın ama giderek beş kişi eşek diyorsa, artık kendinize bir semer almanın zamanı gelmiş demektir.” Ortalıkta semersiz dolaşan eşekler bu öğüdü niye dinlemiyorlar acaba; yoksa semercileri zengin etmekten mi korkuyorlar?
Ziya Paşa da kötü asıllı kişilerin üniformayla, büyük mevkilere gelmesiyle eşeklikten kurtulamayacaklarını vurguluyor ve altın işlemeli semer vursan eşek yine eşektir, diyor.
Sami N. Özerdim, “İnsan Bu, Bilinmez” yazısında bu konuya bakın nasıl değiniyor:
“Ziya Paşa, ‘Zerduz palan ursan eşek yine eşektir” demiş. Yanılmış. Eşeğin sırtındaki palanın cinsinden hiçbir zaman haberi olmaz. Gerçekten, o her zaman eşektir. Ama bilinen erdemleriyle! Kimseyi küçümsemez. Ne genel yazman tanır- daha doğrusu takar- ne de genel müdür! Kime böbürlenmiş ki eşek? Kime tepeden bakmış ki?
Biz insanların budalalığıdır hayvanlara sataşmak!”
Eşek deyip geçmeyin. Bakın ne olmuş: 1938 yılında Milton kasabasının belediye başkanı, seçmenlerin düşünmeden, sonuçlarına aldırmadan, laf olsun diye oy kullandıklarını kanıtlamak için bir eşeği aday gösteriyor, oy pusulasına da eşeğin resmini koyuyor. Seçim günü eşek, oyların yüzde elli birini alarak seçiliyor…
Çok şükür, bizde böyle eşeklik yapan yok!

13 Ekim 2019 Pazar

İŞGALİYE VERGİSİ!?

“Sorma soruşturma, gündem oluşturma merkezinden geliyoruz. Size birkaç soru soracağız. Boş vaktiniz var mı?”
“Pek boş vaktim yok ama sorun bakalım.”
“Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“Şarkıda belirtildiği gibi, aşk eski bir yalan, Âdemle Havva’dan kalan.”
“Hiç âşık oldunuz mu?”
“Çok şükür olmadım.”
“Niye şükrediyorsunuz?”
“Cinayetler aşk yüzünden işlenir çoğu kez. Gençler anne babalarıyla aşk yüzünden bozuşur, aşk yüzünden intihar ederler. Aşk yuvaları bozar, karı kocayı birbirine düşman eder. Aşk evliliklerinin çoğu ayrılmayla sona erer. Geçenlerde bir iş adamı bir kadına tutuldu, gece gündüz onu düşünmekten işini ihmal etti ve iflas bayrağını çekti...”
“Kitap okuyor musunuz?”
“Böyle bir kötü alışkanlığım yoktur. Okuyup da ne olacak ki? Okuyanları görüyoruz işte! Çoğu işsiz ya da hapiste çile dolduruyor. Okumanın sürünmektir sonu.”
“Müzik, resim gibi güzel sanatlarla ilgilendiniz mi?”
“Sanat karın doyurmaz. Benim böyle boş şeylerle ilgilenecek boş vaktim yoktur.”
“Hiç ağaç dikip çiçek yetiştirdiniz mi?”
“Parayı verdikten sonra istediğin ağacı, çiçeği satın alabilirsin. Böyle şeyler yapacak işi olmayanlar, emekliler, köylüler içindir. Ben köyden kente göçtüm, işim gücüm var.”
“Doğayı kirletenlere engel oluyor musunuz?”
“Başımı belaya mı sokayım canım.”
“Toplumsal ve politik olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz?
“Beni düşünce suçu işlemeye mi teşvik ediyorsunuz?”
“Böyle bir amacımız yok. Sadece fikrinizi öğrenmek istemiştik.”
“Külahıma anlat onu sen! Ne demişler: düşünen kafalara tehlikeli fikirler üşüşür, büyüklerimiz her şeyi bizden daha iyi düşünür. İşte o kadar!”
“Gezi...”
“Gezi olayları konusunda yorum isteme benden, buz gibi soğurum senden!”
“Ben sadece gezip dolaşmayı sever misiniz, nereleri gezdiniz diye soracaktım”
“Sana ne bundan?”
“Candan bir arkadaşınız, dostunuz var mı?”
“Eskiden mahalle, okul, askerlik arkadaşlarım vardı. Şimdi hiçbiriyle görüşmüyorum. Zaten bu dünyada dostluk, arkadaşlık kalmadı artık. Herkes çıkar peşinde, para pul derdinde.”
“Sorularınız bitti mi, sonuç ne?”
“Sorular bitti. Bu sonuca göre işgaliye vergisi ödeyeceksiniz.”
“Niyeymiş o?”
“Niye olacak, bu dünyayı boşuna işgal ettiğiniz için!”
ERHAN TIĞLI

9 Ekim 2019 Çarşamba

Acı Gerçekler

Cehennemden korkuyoruz ama dünyayı cehenneme döndürmekte yarışıyoruz!
Cennet doğayı kirletiyor, doğal güzelliklerin ırzına geçiyoruz...
Rahat huzur batıyor bir yerlerimize, kavgasız gürültüsüz yaşayamıyoruz!
Gözlerimizi kamaştırıyor sevginin ve dostluğun ışığı
Savaşın kinin nefretin karanlığına sığınıyoruz...
Özveriyi erdemi çöpe atıp bencilliği tahta çıkarıyoruz!
Ondan sonra da “Biz niye böyle olduk?” diye dövünüyoruz...
Erhan TIĞLI

8 Ekim 2019 Salı

AYDIN...

AYDIN’A SESLENİŞ
Aydın: Çiçekler açtırır senden gelen günaydın
Aydın: Oturturdum seni başköşeye, misafirim olaydın
Aydın: Ne olur hep yanında kalaydın da karanlıktan korkmasaydım
Aydın: Daha da güzelleşirdin, doğanı, doğallığını korusaydın
Aydın: Zor olurdu çağdaş uygarlığa ulaşmamız, yolumuzu sen aydınlatmasaydın
Aydın: Ne kadar çok sevinirdik bir bilsen; Fildişi kulenden inip aramıza karışsaydın
Aydın: Sakın olma çarpık kentleşmeye kurban, kirlenmesin çevren, değişmesin havan
Aydın: Sen dalgalandırmalısın bize önderlik edip umut bayrağını
Estireceğin bahar yeliyle duyarız insan olmanın gururunu, heyecanını.
***
Üzerimizden hiç eksik etme ışığını, akıt bahçemize arı duru ırmağını.
Yeşersin ilgin ve sevginle gülümüz, karanfilimiz;
Doğruya, iyiye, yeniliğe uzansın ellerimiz.
Erhan TIĞLI

7 Ekim 2019 Pazartesi

CENNET...CEHENNEM!

Cennet ve Cehennem
Bir Samuray, yolda rastladığı Budist rahibe, kafasına takılan soruyu sorar;
- “Cennet nasıl bir şeydir?.. Cehennem nasıl bir şey?..”
Rahip azarlarcasına cevap verir, Samuray’a...
- “Git başımdan...” der; “Senin sorularına ayıracak vaktim yok benim...”
***

Beklemediği bu cevap karşısında sinirlenir Samuray...
Üstelik kendisine gülmeye başlayan arkadaşlarının yanında küçük düşmüştür...
Kan beynine sıçramış şekilde, kılıcına sarılır ve çekerek din adamına doğru hamle yapar...
- “Şimdi senin o kelleni gövdenden ayıracağım...” der, “Sen kiminle konuştuğunu zannediyorsun!..”
Din adamı hiç heyecana kapılmadan Samuray’ın kendisine iyice yaklaşmasını bekler...
Sonra Samuray’ın duyacağı bir şekilde sakin bir sesle söyler:
- “İşte cehennem budur!..”
***

Erhan Tığlı’dan “Kanadı Kırık Turna” adlı öykü

Erhan Tığlı’dan “Kanadı Kırık Turna” adlı öykü

27 Ağustos 2019 Salı

Mizahi Vatandaş Çeşitleri

VATANDAŞLAR
Susandaş: Ezildiği halde hiç sesini çıkarmayan vatandaş
Uçandaş: Dar gelirliler sürünürken her makama kolayca ulaşan vatandaş
Şaşandaş: İşin aslını anlayamayıp, birdenbire köşeyi dönenlere şaşkın şaşkın bakan vatandaş
Betondaş: Doğayı, bahçeli evleri mahvedip apartman diken yapsatçı vatandaş
Yatandaş:: yattığı yerden kolayca para kazanan vatandaş
Kaçandaş: Vergi vermekten kaçan, sıkışınca kapağı yurt dışına atan vatandaş
Açandaş: Orasını burasını açarak sanat(!) yapan vatandaş
Satandaş: Her şeye ticaret gözüyle bakan, iyi bir müşteri bulunca vicdanını bile satan vatandaş
Takandaş: Uçan kuşa borcu olan, borçlarını ödemeyip üstüne yatan vatandaş
Atandaş: Bol keseden atan, attığı zaman mangalda kül bırakmayan politik vatandaş
Matandaş: Hiçbir vatandaşlık hakkından yararlanamadığı halde kendini vatandaş sanan sanaldaş
Erhan TIĞLI

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Didim'de Yaşamak

DİDİM’DE YAŞAMAK

Altınkum’da gelin olmuşlar
Doğaya yıldız yağdıran çiçekler
Gökyüzünün çiçeğidir yıldızlar
Sahildeki yakamoz denizinde
Yaşamak ne güzel Didim’de
            ****
Uçuruyor insanı mutluluğa
Gönlümüzde esen bahar yeli
Cana can katıyor güzel eli
Yeşille mavi öpüşüyor enginde
Yaşamak ne güzel Didim’de



15 Ağustos 2019 Perşembe

Şaşırtan Bilmeceler

ŞAŞIRTAN BİLMECELER
Sıka sıka canımı çıkardılar.
( Vatandaş değil, limon!)
Çalıyorum ama kimse hırsız diye yakalamıyor.
(Becerikli iş adamı değil, telefon!)
Hiç suçum olmadığı halde sürüp duruyorlar.
(Memur değil, tarla!)
Kimse beni takmaz oldu.
(Aydın değil, kravat!)
Kulağımın dibinde bağırıp duruyorlar ama sağır olmuyorum.
( Nutuk dinleyen seçmen değil, mikrofon!)
Alçacık dallı, yemesi ballı.
(Haram değil, çilek!)
Akıp duruyor, hiç kesilmiyor suyu.
( Bozuk banyo çeşmesi değil, rüşvet çeşmesi!)
Aşkın gözü kördür. Ne zaman açılır?
(Evlenince ve de cepteki paralar bitince!)
Karşıdan baktım, pek çok; yanına vardım hiç yok.
(Sorumlu kişiler değil, kuşlar!)
Karşıdan baktım, hiç yok; yanına vardım pek çok.
(Saman altından su yürüten yöneticiler değil, karınca!)
Erhan Tığlı

6 Ağustos 2019 Salı

ŞEREF-Sizler

Yoksul bir Bektaşi çarşıdan geçerken, esnaf kendisiyle dalga geçer, alay ederlermiş.
Bektaşi bir sabretmiş, iki sabretmiş, sonunda dayanamayıp bir taşın üstüne çıkmış, var gücüyle; “Şerefsizleerrr!” diye bağırmış.
Dükkânlarından dışarı fırlayanlar “Ne var, ne oluyor?” diye birbirlerine sormaya başlamışlar. Bu bağırışa bir anlam verememişler.
Yoksul Bektaşi onlara şöyle bir bakmış, dudak bükerek:
“Amma da çokmuşsunuz haa!” demiş, çekmiş gitmiş.
Barışa ve dostluğa mayın döşeyenlere, şeref konulu politik tartışma ve atışmalara bakıyorum da, nedense bu fıkra geliyor aklıma...
ERHAN TIĞLI

3 Ağustos 2019 Cumartesi

YALAN; eder mutluluğu talan

Yalan: Tatlıdır ama buruk bir anıdır geriye kalan
Yalan: Kurtulamaz yalancı eşeklikten, sırtına vursan da altın palan
Yalan: Herkes gerçekçi geçinir, gerçekleri sever; öyleyse kimdir bunca yalanı üstümüze salan
Yalan: Kültür ve uygarlık gelişiyor; oysa yalan değil gerçekler oluyor hep azalan
Yalan: Aşktır en güzel gerçek, en tatlı yalan. Bu denize dalan da pişman, dalmayan da...
Yalan: Dertlerle çilelerle kendini yiyip bitireceğine yalanlarla biraz oyalan
Yalan: Kuşkucu kişi gözünü açıp kapatasıya kadar Üsküdar’ı geçer atı alan
Yalan: Hayatımızı eder talan; ama gene de çoktur ona inanan, onu gerçek sanan
Yalan: Vahşi bir hayvandır o, gerçeklerin bahçesine dalıp çiçeklerimizi koparan
Yalan: Hırsızdır umutlarımızı çalan
Yalan: Özlemlerimiz olmasaydı bulamazdı yalan rahatça at oynatacak bir alan
Yalan: Çoğalmasına ses çıkarmaz, aldırmazsan; zamanla öyle yaygınlaşır ki, olur doğrunun iyinin güzelin hali duman!
Erhan Tığlı

1 Ağustos 2019 Perşembe

Bırakmamız Gereken Şeyler

Hürriyet Kelebek'te bırakmamız gereken 10 şey dile getirilmiş. Bunlardan 9. madde Her şeye evet demeyi bırakın kısmı dikkatimi çekti. Orada şöyle deniliyor:Kimsenin kalbini kırmamak ya da sevimli görünmek adına, olur olmaz her isteğe evet demeyi bırakın. Sizi zorlayacak, size ters gelen hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz... Bu yazı aklıma bir fıkra getirdi: İki hizmetçi birbirlerine dert yanıyorlarmış. Biri "evet demekten usandım, demiş. Evin hanımına evet efendim demezsem kızıyor." Öbürü, "O da bir şey mi?" diye gülmüş, "Ben de evin beyine her allahın günü hayır efendim, olmaz efendim" deyip duruyorum ya!"

31 Temmuz 2019 Çarşamba

Can Kurtaran...




Cankurtaranımızdır sevgi ve dostluk
İmdadımıza koşmaya hazırdır
Hemşiresi, doktoru, serumu aşkın
Sonbaharımızı som bahar eder
Sarar gönlümüzün yarasını
Ondadır dertlerinin dermanı
İlgi yoksulu hastaların
Yalnızlık mahkûmlarının

29 Temmuz 2019 Pazartesi

KAPTAN...

KAPTAN
Ne olur beni de al gemine kaptan
Kurtulayım karadan
İşkenceci demir beton yığınlarından...
Hadi güzelliklere çevir dümenini
Yürü... Tam yol ileri!
Ne olursa olsun sakın düşünme geri dönmeyi
Birbirlerine sımsıkı sarılmış sevdalı yolcular
İnandırsın aşkın ölmediğine
Arkadaş martılar öpüşsün dalgalarla
Demli çaylar eşlik etsin maviliklere
Bahar yelleri okşasın gönlümün güllerini
Bıktım sığ sularda dolaştırılmaktan
Engin denizlerde gezdir beni
Gençliğim neredeyse ancak orada indir beni

23 Temmuz 2019 Salı

AŞKIN YAŞI VAR MI?





AŞKIN YAŞI
Yoktur aşkın yaşı başı
Belli değildir hiç
Ne zaman geleceği gideceği
Hem tatlı hem acıdır aşı
Ben sen değil biz dersen
Hep genç kalır, yaşlanmaz
Özveriyle silmeli
Erdemle bilemelisin ama
Ancak o zaman paslanmaz
Sevgililer birbirini
Deli gibi sevdikçe
Uslanmaz...

20 Temmuz 2019 Cumartesi

Yolculuk Şiirdir




Yolculuk şiirdir
yanında sevdiğin varsa
yolun doğruya iyiye güzele uzanıyorsa
Şiir bir yolculuktur
yolu yüreğinden geçiyorsa..

16 Temmuz 2019 Salı

Sizleri imza günüme beklerim

17 temmuz çarşamba günü DİDİM Altınkum'da vakıflar binasının altındaki kitap standında kitaplarımı imzalayacağım.Tüm dostlara duyururum.

9 Temmuz 2019 Salı

Aşkın Türü Çeşitli Halleri

AŞK...
Aşk sevgilisidir edebiyatın sanatın
Aşksız ne neşen olur ne de tadın
İçinde aşk yoksa neye yarar giydirseler de sırtına samur kürkü
Aşktır dünyamızı gökkuşağı renklerine bezeyen türkü
*******
Odur bizim güzelliğimiz
Çiçek açan özelliğimiz
Öyle bir güç varır ki o güzellikte
Saçımız sakalımız ağarsa bile
Onunla bütünleştiğimizde
Geri gelir gençliğimiz
****
Bak şu aşktaki güce
Onunla dev olur cüce
Onunla doğar güneş
Onunla biter gece
Açılır kilitli kapılar
Çözülür bilmece
Aşktır içimizi ısıtan ateş
***
AŞK sevgilide başkalarının göremediği güzelliği
Kendine özgü özelliği görmek;
Bencilliğin çıkarcılığın defterini dürmektir.
***
Aşk ağlamak değil gülmek
Ağlatmak değil güldürmek
Kendisinin ve sevdiğinin gönlünü
Gül bahçesine döndürmektir.

8 Temmuz 2019 Pazartesi

İnsanlığın Gecesi

İNSANLIĞIN GECESİ
Apartmanlardır doğaya çekilen silah
İnsanlığın gecesinde
Görünmez katran perdelerden
Evlerde işlenen günah
Kavgadan gürültüden
Duyulmaz çekilen ah
Kurşuna dizer aydınlığımızı karanlık
Yozluklar egemen olur dört bir yana
Kara bulutlar kaplar gönülleri, güzellikleri
Güneşimiz tutuklanır
Bir türlü olmaz sabah

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Börülce

Eşim, börülce yemeği yaptı. Aklıma börülceli şu türkü geldi:
Bahçelerde börülce
oynar gelin görümce
...
Bu dizelere şöyle bir ekleme yaptım:
Aklım başımdan gitti
nazlı yari görünce
Dünya cennete döner
sevenler sevilenler
bir araya gelince

3 Temmuz 2019 Çarşamba

SÜRPRİZ!

SÜRPRİZ...
Size sürpriz yapılmasını ya da başkalarına sürpriz yapmayı sever misiniz? Acı olmaması kaydıyla sürpriz güzel bir şeydir. İlişkileri sağlamlaştırır, sevgi ve dostluğu pekiştirir, her iki tarafı da heyecanlandırır, acı ya da tatlı bir gülümseme ile karşılanır...
Size üç sürpriz fıkrası anlatacağım. Bakalım hangisini beğeneceksiniz?
SEKRETERİN SÜRPRİZİ
İşveli ve cilveli sekreter patronunu evine davet etmiş. “Size bir sürprizim var” demiş. “Ama gözlerinizi kapayacak, ben aç demedikçe açmayacaksınız. Ben yan odaya geçiyorum, biraz sonra yanınıza geleceğim.”
Patron çoktandır beklediği anın geldiğini, sekreterin teklifini kabul edip en sonunda kendisiyle yatacağını düşünerek soyunup yatağa yatmış.
Bir süre sonra sekreter gelmiş, patrona “gözlerinizi açın” demiş.
Patron gözlerini açınca emrinde çalışan memurların hep birlikte kendisini alkışlayarak, “Sürpriz doğum günü partisine hoş geldiniz!” diye bağırdıklarını duyunca şaşırmış ve ne yapacağını bilememiş.
EŞİN Sürprizi
Adam kuru fasulyeyi çok severmiş ama karısı sevmez, kendisine de yedirmezmiş. Bir süre sabreden koca dayanamamış, bir lokantada iki porsiyon kuru fasulye yiyerek eve gelmiş. Kapıdan içeri girerken kadın, “Çabuk gözlerin kapa. Sana bir sürprizim var. Biraz bekle” diyerek onu salona götürmüş. Kendisi yan odaya geçmiş.
Adam, “Herhalde kuru fasulye pişiriverdi” diye düşünüp bol bol yellenmiş. Karısı gelip “Gözlerini açabilirsin” deyince bir de bakmış ki kaynanası, kayınpederi orda değil mi!
ÇOCUKLA BABA
Çocuk, “Baba, bir kardeş istiyorum.”
Baba, “İyi öyleyse, annene söyleyelim.”
Çocuk, “Hayır, söylemeyelim. Sürpriz yapalım!”
***
Görüntünün olası içeriği: çiçek

24 Haziran 2019 Pazartesi

Ekmekli ve de Pastalı Dünya!

Kimi ekmek bulamaz
bulsa bile
ekmeğini gözyaşına banar da yer
kimi ekmek şişmanlatıyor der
pastaların böreklerin dibine darı eker!

20 Haziran 2019 Perşembe

ÇİLELİ VATANDAŞ

VATANDAŞ
Tarhana bulgurdur baş yemeği
rüyasında bile yiyemez
bifteği ve de baklava böreği
hakkını aramaya kalksa
her zaman meşgul çıkar!
biraz dirense yer köteği
gittiği her yerde
taşları bağlamış ama
salıvermişler köpeği

19 Haziran 2019 Çarşamba

SEVDA YELİ

Yarin estirdiği sevda yeli
dağıtır kara bulutlarımı
gül bahçesi olur gönlüm
aşkın güzelliğiyle
şiirleşir özüm
şen olur gecem gündüzüm

18 Haziran 2019 Salı

Aşk Pusulamdır

Gönlümün elinde
bir pusuladır aşk
kurtarır beni
uçuruma düşmekten
yerlerde sürünmekten
Gündüz güneşim olur
gece ayım yıldızım
çiçeklenir onunla canım
balla dolar kovanım

24 Mayıs 2019 Cuma

MANYAK OLMAK BEDAVA!

MANYAK OLMAK BEDAVA!
Çoğu kişi, doktor olmadığı halde teşhis koymaya bayılır. Sözgelişi, bir yerimiz ağrısa dudak büker, biraz düşünür, bilgiç bir tavırla, “Sende şu hastalık var” der. Demekle yetinmez, otlu önerilerde bulunur: “Sabah akşam yeşil çay iç. Kekik, keten tohumu da iyi gelir. Hele tarçını hiç ihmal etme. Günde iki bardak rezene çayı içtin miydi hiçbir şeyin kalmaz...”
Dediklerinin hepsini yapmaya kalksan için dışın rezene çayı, tarçın, kekik, keten tohumu olur; yemeğe, su içmeye vakit bulamazsın. Miden bulanır, karnın ağrır...
Canın sıkılsa, moralin bozuk olsa depresyon geçirdiğini ileri sürer. Saçma önerilerine kızıp bağırsan, “sende stres var. Adaçayı ile ıhlamur içersen rahatlar, ferahlarsın” diye akıl verir. Daha buna benzer neler derler neler...
Bu teşhis koyma hastalığı büyüklerden gençlere, hatta çocuklara sıçradı. Günümüzün moda sözcüğü “manyak”! Davranışlarını beğenmedikleri kişilere “manyak” yaftasını yapıştırıveriyorlar hemen. Hobi bile manyaklık sayılıyor. Ne yapsan manyaklıktan kurtulamıyorsun. Bence herkeste manyaklık aramak da bir çeşit manyaklık!
“Yahu sen ne manyak adamsın be! Para kazanıp köşeye dönmeye çalışacağına, beş para etmeyen yazılar, şiirler yazıp duruyorsun...”
“Kardeşim, sen manyak mısın, yoksa tipin mi öyle gösteriyor? Borç para verilir mi bu devirde? Borcunu veren enayi sayılıyor. Sen o paranın üstüne bir bardak soğuk su iç.”
“Manyağa bak! Zengin kısmete hayır dedi de, gitti bir çulsuza vardı. Neymiş, seviyormuş. Aşk üç günlüktür. Zenginlik ise ömür boyu rahatlık verir.”
“Ben sana manyak demeyeyim de kime diyeyim? Sanat karın doyurur mu? Ressamlar aç geziyor. Yazarlar da hapse tıkılıyor. Bol paralı meslek seç kendine.”
Geçenlerde bir duvar yazısı okudum. Şöyle diyordu: “Aşk bir göldür; içinde manyaklar yüzer.”
Bir süre önce de bir kabadayı, rakiplerinden birine, “Ulan! Seni mermi manyağı yaparım be!” diye medyan okuyordu...
Komşunun beş yaşında bir çocuğu var. Almanya’da doğduğu, büyüdüğü için pek Türkçe bilmiyor. Memlekete tatil geldiklerinde, oyun oynadığı çocuklardan Türkçe öğrenmeye çalışıyor. Yeni bir sözcük öğrendiği zaman seviniyor.
Geçenlerse annesinin yanına gelmiş, mutlu bir gülüşle, “Bugün yeni bir sözcük öğrendim anne!” diye bağırmış.
Annesi merakla, “Ne öğrendin oğlum?” diye sormuş.
“Manyak!”
“Niye bana manyak diyorsun bakayım?”
“Ben demiyorum. Arkadaşım dedi.”
“Ne şey arkadaşın var senin öyle. Başka öğretecek söz bulamamış mı?”
“Öğretmedi, bana manyak dedi. Manyak ne demek anne?”
Anne çocuğunu üzmemek için yalan söylemiş:
“Manyak; iyi, güzel demek oğlum.”
Çocuğun hoşuna gitmiş bu manyaklık. İkide birde söylemeye başlamış:
“Yemek çok manyak olmuş anne. Eline sağlık!”
“Bugün manyak biriyle tanıştım.”
“Yeni aldığın gömlek hiç de manyak değil. Beğenmedim.”
İşin tuhafı, bu sözü eve gelen konuklara da söylemiş. Kendisiyle ilgilenip başını okşamışlar, hoşuna gitmiş bizimkinin Coşmuş:
“Bu manyaklar her zaman gelsin evimize!” demiş annesine.
***
Ancak uzman doktorların teşhis koyduktan sonra söyleyebileceği manyaklık özelliği, çoluk çocuğun diline düşerse böyle olur işte!
Söz aramızda, tıp fakültesinin yanından bile geçmemiş ve de kendi derdine derman olamadığı halde, başkalarına ilaç sunan, akıl veren doktorlar(!) pek çok. Ama toplumumuz gene de hastalıktan kurtulamıyor bir türlü. Hele politika doktorları, halkı tedavi edeceklerini, onları dertten kurtaracaklarını söyleyerek başa geçiyorlar da, hastalıkları azaltacaklarına çoğaltıyorlar büsbütün. Kendileri hastalığın ta kendisi oluyorlar, söz ve davranışlarıyla bizi hasta ediyorlar. Öldürmekten, kan dökmekten zevk alan manyak teröristlere karşı gereken önlemleri almıyorlar, lafla vakit geçiriyorlar, birkaç kınama mesajıyla görevlerini yaptıklarını sanıyorlar! Bu durumda, biz manyak olmayalım da kim olsun?
*****
Erhan Tığlı

22 Mayıs 2019 Çarşamba

ÖDÜLLÜ BİR ŞİİRİM


YIL-AN
Amaann!
Dört nala koşan atlar gibi geçiyor zaman
Çilenin rüzgarı yaman esiyor yaman
Uğruna can vermeye hazır olduğum
Dünya denilen canan
Başkalarına devayı dert ediyor da ihsan
Bana verdiği armağan(!)
Hep hüzün adlı yılan…
Kaçıp kurtulmak istiyorum bu soygundan
Bitsin diyorum talan
Ama geçit vermiyor
Yaşamak diye adlandırılan
Balta girmemiş orman…
Amaann!
Daha ne kadar sürecek bu vurgun bu yalan!?

21 Mayıs 2019 Salı

SEVENLER AĞLAMASIN

 Boyun eğme çileye ve kedere
diren tüm kötülüklere çirkinliklere
ağlama sakın boş yere
aşk gülünün dikeni

batınca yüreğine
gülmek yakışır sevenlere
çünkü erişemez herkes
yaşamayı güzelleştiren
o yüce değere

20 Mayıs 2019 Pazartesi

GÜL-DÜRT-MECELER

Eskiden bütün yollar Roma’ya çıkarmış
Şimdi sadece paraya çıkıyor paraya...
***
Ne yaparsan yap ama ol bir baltaya sap
Sakın başı açık gezme, kendine bir külah kap!
***
Komşunun otuz beşlik kızı her gün akşama kadar dışarıda gezer
Ama konum komşu ona evde kalmış der...
***
Gülmeyen insanın karnı tok olsa bile ruhu açtır
Gülmek ekmek su hava ve sevgi gibi önemli bir ihtiyaçtır
***
Pinekleyip durma bir köşede; al çantanı yola çık
Yürümekten yılmayanlara yol her zaman açık!
***
Önemli olan sarayda değil gönüllerde yaşamak
İyi yaşamak için sakın çıkarcılığı etme kendine basamak
***
Pozitif düşünceyi adın gibi benimsersen
Bedenin ölse bile düşüncen yaşar yıllar boyunca
***
Kimi dertlere derman olur, elinde al tası
Kimi de kesip biçmeye çalışır, elinde baltası!
***
Geçenlerde birini iyice ıslattılar. Niye mi?
Kuru iftira uğramıştı da...
***
Güzellikle iyiliği kar, insanların yarasına sar
Yoksa hiç eksilmez güvendiğin dağlardaki kar
***
Ölmek kolay, yaşamak zor
İnanmıyorsan yoksula sor...
***
Eğer herkese eşit uygulanırsa yasa
Düşkünler bayram eder, zalimleri alır bir tasa...


Ruhi Su - Ben Melamet Hırkasını (haydar)

18 Mayıs 2019 Cumartesi

yıkılmayan kale


YIKILMAYAN KALE...

            Radyoda kaleli bir türkü var: “Kale kaleye bakar/Kaleden kanlar akar/ Delikanlı dururken/İhtiyara kim bakar?” diyor bir solist. Acı bir gülüşle şöyle diyorum: “Artık devir değişti. Paran çoksa yaşına başına bakan olmuyor. Paran yoksa, istediğin kadar yakışıklı ol, yüzüne bile bakmıyor kızlar kadınlar. Öyleyse bu türküyü şu biçimde değiştirmek gerek:    “Paralılar dururken/ Züğürtleri kim takar!”
            İşte kaleli bir türkü daha:
            “Kalenin ardı bayır
            Gülü dikenden ayır
            Yâr Allahın seversen
            Beni herkesten ayır”
            Bu türkünün sözlerini günümüze uyguluyorum:
            “Kalenin ardı çayır
            İyiyi kötüden ayır
            İnsanlığı kaybettim
            Arıyorum dağ bayır”
            Ünlü olmak isteyen güzellere şunları söylemekten kendimi alamıyorum:
            “Dikkati çekmek için
            Hemen mayonu sıyır!”
            Politik bir taşlama yaparak son iki dizeyi değiştiriyorum:
            “Politikacının hası(!)
            Vatandaşa defol git, der
            Amerika’ya geç buyur!”
            Başka bir kaleli türküye geçiyorum. “Kaleden indir beni/ Gemiye bindir beni/El üstünde tutalım/Seveni sevileni” diyorum ama sözümü tutan olur mu bilmiyorum...
            “Kalenin bedenleri
            Sevin gül dikenleri
            Sevmeyenlere batar
            Gülümün dikenleri”
            “Kaleden kaleye şahin uçurdum/ Ah ile vah ile ömrüm geçirdim” diye dövünmek istemiyorsak, gönüllere gül dikenleri destekleyelim, sanatı bilimi dışlamayalım, sevginin ve dostluğun sesine kulak verelim. İşte o zaman kalemiz top atsan yıkılmaz!
ERHAN TIĞLI
*************

17 Mayıs 2019 Cuma

Yüreğimizi Çiçekleyenler

ÇİÇEKLİYOR YÜREĞİMİZİ OZANLARIN DOST IŞIKLARI

Ozanların yediveren elleri
Dur diyor kötülüklere çirkinliklere
Ama kovanımızı yağma etmeye kalkan
Katran karası şer böcekleri
Görmezlikten geliyor balını

İğnesine takıyorlar kafalarını
Ama ne kadar tutsalar da
Dört duvar arasında
O kadar çok yayılır dört bir yana
Sesi nefesi bahar yelinin

Söndüremez ışığını karanlık adamlar
Deniz feneri olur yıldızlı gözleri

10 Mayıs 2019 Cuma

Yazmak Neye Yarar?


YAZMAK NEYE YARAR?

            Okuryazar geçiniriz ama çoğumuz okumaz, yazmaz, sadece seyreder, bakar. Eskiden eş dost birbirine mektup yazar, bayramını, evliliğini, doğum gününü kutlardı. Cep telefonu yaygınlaşalı bu külfet ortadan kalktı. Yazarsak mesaj yazıyoruz mektup yerine. Buna da üşenip hazır mesajları kullananlar var! Atalarımız, “Al eline kalemi, yaz başına geleni” demişler oysa biz dilekçe bile yazmaz, başımıza iş getirenlere “Allah cezaları versin!” diye beddua etmekle, küfredip homurdanmakla yetiniriz. Ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep, yazılmaz benim derdim, deriz ah of çekerek. Bakkala, marketçiye “Yaz tahtaya, al haftaya” diyoruz ya da Barış Manço’nun, “Yaz defteri kitabı/Sarı çizmeli Mehmet ağa/Bir gün öder hesabı” diye şarkı söyleyiveriyoruz alacaklılarımıza. Lefter, futbolu bıraktığı için, “Ver Leftere, yaz deftere” esprimiz de unutuldu...
            Başımıza gelenler alın yazımız sayılıyor, kader kara yazdı, diye dert yanılıyor...
            Bu karamsar sözleri silelim de sizleri yazmakla ilgili fıkralarla baş başa bırakalım.
            KUDURAN ADAM
            Adamın birisini köpek ısırmış. Zamanında aşı yaptırmadığı için ölecekmiş. Ölüm döşeğine düşünce dostlarından kalem, kâğıt istemiş. “Vasiyetini mi yazacaksın?” diye sormuşlar. “Hayır” diye başını sallamış, “Isıracağım kişilerin adlarını yazacağım.”
            AHMAKLAR DEFTERİ
            Şair Haşmet, yanında “Ahmaklar Defteri” adını verdiği bir defter taşır ve oraya ahmaklık yapanların adlarını yazarmış. Koca Ragıp Paşa merak etmiş, “Bu defterde benim de adım var mı?” diye sormuş. “Evet, paşam, var” demiş Haşmet. Paşa şaşırmış, “Peki neden?” demiş. Şair, “Dün, pek güvenilmeyen birine borç verdiniz de ondan” diye cevap vermiş.
            “Ya adam borcunu öderse ne yapacaksın?”
            “O zaman sizin adınızı siler, onunkini yazarım.”
            YAZMAK NE ZAMAN İŞE YARAR?
            Yazanlar, hele gazete ve dergilerde gerçekleri yazanlar beladan kurtulamazlar. Ya hapse düşer ya da ağır para cezalarına çarptırılırlar. Çıkarı bozulanlar tarafından dövülür, sövülür, hatta öldürülürler. Bu konuda şöyle bir taşlama yazmıştım:
            Kara kara kazanlar
            Ah şu oyunbozanlar
            Kimvurduya giderler
            Gerçekleri yazanlar...
            Yazmanın işe yaradığı yerler ve zamanlar da vardır. Nasıl mı? Bakın anlatıvereyim.
            Geçenlerde bir lokantaya gittim. Ismarladığım yemeğin gelmesini beklerken ilham geldi. Cebimden not defterimi, kalemimi çıkarıp bir şeyler yazdım. Garson koşarak geldi:
            “Beyefendi, bir kusurumuzu mu gördünüz?” diye sordu.
            “Hayır, aklıma bir şey geldi de onu yazdım” dedim ama garson inanmadı, lokantanın sahibine bir şey söyledi. Adam yanıma geldi, özür diledi ve öyle çok itibar etti ki beni böyle yerleri teftiş eden biri sandığını anladım. Bozuntuya vermedim. İkram edilen güzel yemekleri yedim. Benden para almadıkları gibi her gidişimde başköşeye oturttular...
            Gördünüz ya yerinde ve zamanında yazılan yazı ne kadar işe yarıyor!
ERHAN TIĞLI
************