Follow by Email

31 Aralık 2019 Salı

izleyicilerime duyuru

MUTLULUK BANKASININ SEVGİ ŞUBESİNDE 2020
NO;LU HESABINIZA 365 GÜN 6 SAAT DAHA YATIRILMIŞTIR. . .
MUTLU BİR ŞEKİLDE SEVDİKLERİNİZLE HARCAMANIZ DİLEĞİYLE. .

30 Aralık 2019 Pazartesi

HİÇ GİTMESİN DİYECEĞİNİZ KONUKLAR

Merhaba ...
Pazar günü (Bu gün) iki kişi geldi ve seni sordu....!
Cep telefonu numaranı istediler,
verdim...
Açık adresini istediler,
Söyledim...
Yazdılar.
Seni nasıl bulacaklarını sordular
tarif ettim.
Kızmadın değil mi... ?
.
Beni nasıl bulduklarını ve nereden tanıdıklarını da bilmiyorum.
Bana çok samimi, çok içten ve nazik davrandılar.
Sanki kırk yıldır arkadaşmışız gibi.
Bana geldikleri günün akşamı gece yarısı yani pazar akşamı yola çıkacaklarmış,
hazırlıklı ol!
Sana da çok iyi davranacaklardır;
Ben onlara inandım; ( biraz da inanmak istedim tüm gönlümce...)
Gitmek üzere tam kalktıkları zaman kim olduklarını, isimlerini sordum.
Lütfedip söylediler.
Birinin adı Sağlık,
diğerinin adı ise Mutluluk'muş.
Merdivenleri inerken bana.
Yeni yılda hep sende kalacaklarını belittiler.
Yeni Yılınız Kutlu olsun, gönlünüze neşe ve sevinç dolsun!
• |

Eylül Zamanı Gel : Hani benim çocukluğum

Eylül Zamanı Gel : Hani benim çocukluğum: Tozlu raflarda aradım çocukluğumu Sokak aralarında çakıl taşları arasında şekerlerimi aradım Umutlarım yok olmasın diye ceplerime d...

28 Aralık 2019 Cumartesi

YENİ YIL DUASI VE BEDDUASI

Yeni yılda neşemiz sevincimiz olsun tam
Asla uğramasın semtimize keder ve gam
Artık devirmesin politikacılarımız çam
Sevgi ve dostluğumuzun altı
Üzüntülerimizin üstü çizilsin
Sadece mutluluğa yapılsın zam!
******%%%%*****&&&&&******
YENİ YIL BEDDUASI
Yeni yılda politika cambazlarının
Yalanları hemen sezilsin
Vatandaşlar değil, yandaşlar
Ayaklar altında kalsın, ezilsin
Bize yaşamayı haram edenlerin
Lokmaları boğazlarına dizilsin
Başları havada merdivenden çıkarken
Ayakları takılsın düşsünler tepetaklak
Karizmaları çizilsin!

27 Aralık 2019 Cuma

SOSYETİK DİLBER

Sefere çıkar gibi
ayağı çizmelidir
eli kolu dövmeli
gözleri sürmelidir
göğsü bağrı aynalı
saçı hep boyalıdır
yalnız eteği değil
doğallığı da mini
parfüm kokuyor gülü
kazları boğar gölü

24 Aralık 2019 Salı

23 Aralık 2019 Pazartesi

tolstoydan güzel ve anlamlı sözler

Bir tren garında ölen Rus edebiyatının dev ismi Tolstoy’un son fotoğrafı ve Hayatı Sorgulatacak Ders Niteliğinde 17 Sözü:
1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.
4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.
5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.
7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.
8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.
9. Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir.
10. En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
11. Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.
12. İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.
13. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.
14. İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.
15. Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.
16. Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma: önce senin ellerin kirlenecek.
17. Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.

21 Aralık 2019 Cumartesi

AYDINDAN KİM GELMİŞ?!

AYDINDAN KİM GELMİŞ?
Dağ köylerinden birinde yaşayan Ali Er, Aydın’a çalışmaya gitmiş, bir yılı aşkın bir zamandır evine dönememişti. Sonunda hasret bitti. Köyüne geri döndü. Onu özleyen karısı kendisini sevinçle karşıladı ama hayal kırıklığına uğradı. Çileli bir yolculuk yapan ve çok yorulan Ali karısıyla muhabbet bile etmeden hemen yattı. Kadın sütünü sağmak için ineğinin yanına gitti. İnek huysuzluk yapınca kızdı, bağırdı. Meraklı komşusu ne olduğunu sordu. Kadın içini çekerek, “Daha ne olsun” diye konuştu:
“Aydından dayı geldi
Dayı değil ayı geldi.”
Ertesi gün Ali dinlenmiş, yorgunluğunu gidermişti, karısını yanına çağırıp özür diledi, öpüp okşayarak onu memnun etti. Kadın ahırda süt sağarken şarkılar söylüyor, neşeyle gülüyordu. Meraklı komşusu, “Hayrola, pek neşelisin, bu sefer ne oldu?” dedi.
Kadın ağzı kulaklarında cevap verdi:
“Aydından kadı geldi
Ağzımın tadı geldi!”

şiirlendim

Çok mutluyum bugün
kurtuldu gönlüm kuraklıktan
sevgi yağmuru yıkadı beni
arındım tüm kirlerimden
bencilliği yendim
şiirlendim...

17 Aralık 2019 Salı

YOLDAKİ TAŞ

YOLDAKİ TAŞ…
Kral güzel bir yol yaptırmış, tam ortasına da kocaman bir taş koydurmuştu. Gelip geçenler taşın etrafında dolaşarak yollarına devam ediyorlar, bu duruma hiç ses çıkarmıyorlardı…
Günlerden bir gün, bir sanatçının yolu oraya düştü. Taşın bu yola yakışmadığını, yolculara zorluk çıkardığını düşünerek taşı binbir güçlükle kenara çekti. Gidiyorken taşın bulunduğu eski yerde bir kese altın ve bir not gözüne çarptı. Notta şunlar yazılıydı:
“Taşı kaldırıp insanların buradan rahat geçmelerini sağlayan kişi, bu altınlar senindir.”
İşte sanatçılar, şair ve yazarlar buradan da anlaşılacağı gibi, kendilerini değil, toplumu düşünürler; güzelliklerin önündeki engelleri kaldırarak bizi mutlu etmek için çalışırlar.
ERHAN TIĞLI

15 Aralık 2019 Pazar

KADININ EN GÜZEL YAŞI

Kadınlarda en güzel yaş

kahkahayla güldükleri
ya da sevinçten ağladıkları
zaman gözlerinden akan yaştır.

***
  Kadındır
benliğimizi çiçekleyen
gönlümüzün de
gülen ayvası ağlayan narı
insanlığımızı yakamozlayan şiir


12 Aralık 2019 Perşembe

AŞKIN HARİTASI


AŞKIN HARİTASI

AŞKIN HARİTASINI ÇİZSEM YÜZÜNE
BAŞKENTİ GÖZLERİN OLUR
YÖNETİCİSİ GÖZLERİN…
MUTLULUĞUM SENDE BAŞLAR
SENDE SON BULUR
AŞKIN PUSULASIDIR
YÖN VEREN
DUYGUMA DÜŞÜNCEME
VE DE GÜNDÜZÜME GECEME

10 Aralık 2019 Salı

Güldüren Anılar, fıkralar

Doktorlar kesin olarak içkiyi yasaklarlar Neyzen Tev­fik'e.  O günlerde Peyami Safa ziyaretine gider.
Odanın kö­şesinde büyük bir fıçı şarap görünce şaşırır tabii. Dayanama­yıp sorar,
- Bu ne üstad, hani sen artık içmeyecektin? Neyzen Tevfik istifini bozmaz:
- Ne yaparsın oğul, içmezsem kuvvetten düşüyorum.
- Peki içkinin ne faydası oluyor?
- Olmaz olur mu? Mesela bu fıçı buraya geldiğinde yerinden kaldıramıyordum. Ama şimdi tek elimle bile kaldıra­bilirim!..

Sirkeci Garı'ndaki birahanede oturup demlenen Eşref'e, orada bulunanlardan biri,
- Üstadım, o güzel hicivlerinizin çoğunda isim olmadığı için kime yazıldığını anlayamıyoruz, der.
- Hicivlerim numarasız gözlük gibidir. Her rezile uyabileceği için isim belirtmiyorum!..
************

Macar şair Sandor Petöfi, nehrin karşı kıyısına geçmek zorundaydı ama hiç parası yoktu. Sandalcıya,
- Arkadaş, dedi. Sana verecek param yok, ama istersen
çok güzel bir öğüt verebilirim.
Kayıkçı, kabul eder ve karşıya geçerler. Petöfi, kıyıya adımını atar atmaz verir öğüdünü:
- Bana yaptığını başkalarına yapma, yoksa aç kalırsın...

***********


Cervantes artık ihtiyarlamıştı. Bir gün bir köy meyhane­sinin önünde durup genç ve güzel meyhaneci kıza aşkını ilan etmeye başladı.
Kız pek yüz vermedi tabii:
- Otuz yıl önce buradan geçmiş olsaydınız belki aşkını­za karşılık verebilirdim, dedi.
Cervantes gülümsedi önce:
- Otuz yil ônce de geçtim buradan. Ama o zaman anne­nize rastlamışım ve tıpkı sizin sözlerinizi söylemiştim ben de ona...

*************

Meşhur bir sigara tiryakisi olan Reşat Nuri Güntekin'e
doktor öğüt veriyordu:
- Sigara bir taraftan iyidir, bir taraftan fena...
Güntekin, doktorun sözünü kesti:
- Merak etme doktor, ben sigarayı yalnız bir tarafından içerim.

*************

Bazı büyük adamların doğdukları ya da yaşadıkları evlerin üzerine, onlar öldükten sonra birer yazılı levha koyma adetinden söz ediliyordu.
Florinalı Nazım, Süleyman Nazife sordu:
- Üstad! Ben öldükten sonra kapıma koyacakları levhaya acaba ne yazarlar?
Süleyman Nazif, büyük bir ciddiyetle şu yanıtı verdi:
- Kiralık Ev!..

*************

İkinci Dünya Savaşı'nın ilk günleriydi. Karpiç Lokantası'nda bir politikacı içkinin de etkisiyle coşmuştu:
- Şu Hitler'in, bizim politikacılarımızdan nesi fazla?
Lokantada bulunan Ercüment Ekrem Talû içkisinden bir yudum alıp yanıt verdi:
- Sadece H'si...

*************

Halit Fahri Ozansoy bir ziyafete davet edilmi§ti. Ertesi gün Ercüment Ekrem Talu'ya rastladı. Talu takıldı arkada§ına,
- Dün gece nerelerdeydin yahu!
- Sorma karde§im, kendimde değildim.
Talû başını salladı:
- Kimbilie ne rahat etmişsindir!

**************

Cağaloğlu'nda bir yazıya verilecek para konusunda çeşitli yöntemler, ölçütler kullanılır.
Çoğunlukla da yazının sayfa sayısı değil de imzası önemlidir yayıncılar için.
Vakit gazetesinde Hakkı Tank ise satır hesabına göre ödermiş parayı.
Bir gün Ortaç bu durumdan yakınınca, Ömer Seyfettin kıkır kıkır gülmeye başlar:
- Ah cancağızım, satırbaşı yapmaktan anam ağlıyor.
*************

Celal Sahir Erozan, bir dost toplantısında;
- Ben bir dulun ikinci kocası olmak istemem, dedi.
Süleyman Nazıf atıldı hemen:
- Peki birinci kocası mı olmak istersiniz?

***************

Ercüment Ekrem Çamlıca'da geniş bahçeli bir evde oturuyordu. Bir cuma günü Yahya Kemal ziyaretine gitti.
Evi kolayca buldu ama kapıdaki "Köpek vardır, dikkat ediniz" yazılı levhayı görünce irkildi birden:
- Eyvah, dedi. İçeriye ihtiyatla girmek lazım.
Önce kapıdaki çıngırağı çaldı kuvvetlice.
Gelen giden olmayınca ne olur, ne olmaz diye eline irice bir taş alıp tedirgin adımlarla bahçeye girdi.
En ufak çıtırtıya kulak kabartarak, eve doğru yürürken bir tane daha gördü aynı levhadan.
Tedirginliği arttı ama yürümeyi sürdürdü. Ama o da ne?
Bir normal "Köpek vardır dikkat ediniz" levhası daha! ..
Artık adım atacak cesareti kalmamıştı.
-Ercüment!.. Ercüment!.. diye bağırmaya başladı.
Ama sesine ses veren olmadı...
Yahya Kemal cesaretini toplayıp eve kadar yürümekten başka çaresi kalmadığını anladı. İhtiyatı elden bırakmayarak yürümeye başladı.
On beş-yirmi adım sonra evin kapısının önünde buldu kendini.
O sırada da Ercüment Ekrem bahçenin diğer köşesinden çıkageldi. Dostunu görünce sevindi.
- Vay, safa geldin Yahya Kemal!..
- Safa bulduk azizim ama ödüm de patladı.
- Ödün mü patladı? Sebep?.
- Daha ne olsun, her yanda levha asılı. Bağlı mı bari?
- Bağlı mı? Aman Yahyacığım nasıl kıyar da bağlarım?
Ercüment Ekrem, tam da o sırada evin arkasından dolaşıp gelen yumruk kadar fino yavrusunu gösterdi:
- Bak!..
Yahya Kemal köpeği görünce şaşırdı:
- Ay! O levhalar bunun için miydi?
- Değil mi ya, iki gözüm? Zavallı yavrucağızı görmeyip üstüne basarlar diye astım o levhaları!..









-----
.



--

       




9 Aralık 2019 Pazartesi

Dost Arkadaş Dizeler

DOST-ARKADAŞ DİZELER
Elma attım denize
Geliyor yüze yüze
Girin dost bahçenize
Gece dönsün gündüze.
***
En güzel yol dosta giden yoldur
Bu yolu kirden çöpten temizle
Karanfillerle güllerle doldur.
***
Dost almayı değil vermeyi düşünendir
Yanımıza çıkar ummadan gelendir
Derdini unutup yüzümüzü güldürendir.
***
Menekşe buldum derede
Sordum güzellik nerede
Dedi dostluktadır güzellik
Arama başka yerde.
***
Gel de bak şu halime
Bak en güzel kelime;
“Arkadaşım ol benim
Ver elini elime”
***
En iyi arkadaş, en güzel dost sanattır
Sanat bizi güzelliğe uçuran kanattır.
***
Dostların çoğu gelip geçicidir
Kitabın dostluğu ise kalıcıdır.
**
Sakın insanların sözlerine, gülen yüzlerine aldanmayın
Düşmanlardan daha çoktur dostların döşedikleri mayın.
***
Kalmayınca cepte para
Kapanmaz kalpteki yara
Bir mum yak boşu boşuna
Hadi bakalım dost ara...
***
Mektup yazdım dostane
Yollamadı postane
Hiç dostu olmayanın
Yeri olur hastane!
***
Bayramı var dostların
Yas tutuyor düşmanlar
Ödü kopar kurtların
Kükreyince aslanlar.
***
Dostluktur adım
Yoktur yatım katım
Ama doyulmaz tadım
Değildir barutum bir atım
Mutluluğa doğru doludizgin koşar atım.
Bana ulaşmak, benimle buluşmak istiyorsan
At sevgi, özveri dolu bir adım.
***
Lale sümbül biçelim, dostlarımızı iyi seçelim. Günümüzde gerçek dost o kadar az ki, Atatürk için söylenen bir dörtlüğü düzeltip şöyle demek geliyor içimden:
“Doktor doktor kalksana
Işığını açsana
Dostluk elden gidiyor
Çaresine baksana!”
***
Hepinize çağrıda bulunuyorum. Hadi gelin el ele verelim, dostluğu, arkadaşlığı yüceltelim, o has bahçeyi ayrık otlarının bürümesini önleyelim.
Essin bahar yelleri
Gelsin dostluk günleri
Yaşamak olsun gelin
Açsın sevgi gülleri.

4 Aralık 2019 Çarşamba

AŞKLI MEŞKLİ SÖZLERİM

 Aşk hem gül hem dikendir
seven sevdiğinin gönlüne gül dikendir
*****
Öyle dolup taş ki sevgi ve dostlukla
kine nefrete yer kalmasın...
&&&&&&&&
Seven kar yağdırmaz sevdiğinin umduğu dağlara
varlığıyla döndürür gönlünü yemyeşik bahçelere bağlara
%%%%%%
Sevgi ve dostluk siler gönlümüzdeki kiri pası
Odur çiçekli duyguların en güzeli en hası...

3 Aralık 2019 Salı

ÖPTÜM...

Alnından öptüm seni
gözlerin hani bana hani bana dedi
Gözlerinden öptüm seni
yanakların hani bana hani bana dedi
Dudaklarından öptüm seni
kalb bahçesinin bülbülü
dile geldi
hadi bir daha bir daha dedi...

KANDIRALI Oyun Havaları Türkan Kandıralı ile Bayram Oyun Havaları

2 Aralık 2019 Pazartesi

KIZIM SENİ KİME VEREYİM**?!




KIZIM SENİ KİME VEREYİM
Kızım seni memura vereyim mi?
İstemem babacığım, istemem
Onun adı memur, dertleri yağmur
İstemem babacığım, istemem
Kızım seni işçiye vereyim mi?
İstemem babacığım, istemem
Onun adı işçi, bitiktir işi
İstemem babacığım, istemem
Kızım seni esnafa vereyim mi?
İstemem babacığım, istemem
Onun adı esnaf, hiç yoktur insaf
İstemem babacığım, istemem
Kızım seni aydına vereyim mi?
İstemem babacığım, istemem
Onun adı aydın, aç kalır her gün
İstemem babacığım, istemem
Kızım seni yazara vereyim mi?
İstemem babacığım, istemem
Onun adı yazar, hapislerde yatar
İstemem babacığım, istemem
Kızım seni dolara vereyim mi
İsterim babacığım, isterim!
Onun adı dolar, değeri hep artar
İsterim babacığım, isterim!

MODAA!!

MODAYA BAK MODAYA

Önce çoğu kişi yadırgar, dudak büker
Der; giyilir mi bu da?

Derken yaygınlaşır
Giymeye başlarsınız
Yeni bir moda çıkıncaya dek
Sen de o da...
Öyle bir yeniliktir ki
Hem karada hükmü geçer hem suda!
***
İlk çıktığında küçücük bir odadır
Sonra olur koskoca bir ada...
Kimine şerbet gibi gelir
Kimine rakı şarap ya da viski soda...
***
Ah moda vah moda
 Sen neymişsin sen!
Maymuna döndük senin yüzünden...
Erhan Tığlı
*********

1 Aralık 2019 Pazar

KLARNET TAKSIMI TURKAN KANDIRALI.m4v

Gamzedeyim deva bulmam kanun ile

aşk nedir ne yapar?

gönülde gül açtırır
merhem olur yaraya
nerede sevgi varsa
orası döner saraya
***
Sevgi en güzel çiçek, en mutlu düğündür
değerini bilene
dünya gök kuşağı rengine bürünür
yakamozlanır gönüller
sevene sevilene

29 Kasım 2019 Cuma

ADALET EVİNE DÖN!

nı kolayca dağdan aşırırlarken vicdanımız seni bulmak için yayan yapıldak yollara düştü ama kötülerin engellerini aşamadı, sırtüstü yere düştü, bir türlü ayağa kalkamadı. Yardımına koşan da olmadı…
Ne olur evine dön adalet!
Sen yoksun diye herkes bildiğini okuyor, sadece ben haklıyım deyip birbirlerini suçluyor. İnsaf, merhamet, ayıp, günah gibi duygular yerlerde sürünüyor; sevgi, dostluk, hoşgörü çıkarcıların, dalkavukların ayakları altında eziliyor. Ne olursa olsun aldıran yok!
Niye sesin soluğun çıkmıyor adalet; yoksa organ mafyasının eline düştün de dalağını, ciğerini politika cambazlarına mı kaptırdın?
Evine dön adalet, evine!
“Saraylara layıksın” diyenlere sakın aldırma, kanma, siyasete alet olma, onların tatlı vaatlerine inanma ve tarafsızlıktan ayrılma da mahkemeye işimiz düştüğünde yargıç bizden mi, onlardan mı, paralelci- cemaatçi mi, cüzdanla vicdanı arasına sıkışmış mı deyip kuşkulanmayalım, korkmayalım. Her zaman, her yerde göğsümüzü gere gere dolaşalım.
Hadi ne olur aramıza dön de; paramıza, torpilimize, amcamıza, dayımıza değil, sana güvenelim, sana sığınalım, geleceğe umutla bakalım.
Erhan TIĞLI
Fotoğraf açıklaması yok.

28 Kasım 2019 Perşembe

Eller ve Güzelliklerin devamı

Ne kadar güzel olursa olsun ellerin; sunmuyorsa güzelliğini diğer ellere, gül dikmiyorsa gönül bahçesine; yoktur hiçbir değerin.
Doğruya iyiye güzele uzanırsa elin; ancak o zaman doğru iyi güzel olabilirsin.
Şu işe bak; yaşarken elinden tutmazlar da ölünce el üstünde taşırlar...
Sevdiğimiz kişilere önce elimizi, sonra kalbimizi veririz.
Ellerimizle artar gücümüz, gerçekleşir hayallerimiz, açar umut çiçeğimiz.
“Bir elinde gül, bir elinde kadeh, geldi sevgili. Hangisini alayım; gülü mü, kadehi mi yoksa seni mi?” demiş şair. Sevgilinin elini tutmayı, gözlerine aşkla bakmayı akıl etseydi, sevgilisi gülüverir, aşk şarabından içirir ve de ona her şeyini verirdi...
İnsanlığı yerde sürüklenmekten kurtaran sanatın elidir; bu gerçeği bilmeyen, görmeyen ya aptal ya da delidir!
Ellerimizdir güzeli daha güzel, iyiyi daha iyi yapan. Ellerimizle ortaya çıkar hem güzelliklerimiz hem insan olmamızı sağlayan özelliklerimiz...
Hem efendimiz hem hizmetçimizdir ellerimiz, yediveren güllerimiz, mutluluk alıp mutluluk verenimiz. Ellerimiz olmasaydı nasıl gerçek olurdu hayallerimiz, özlemlerimiz?


Eller ve güzellikler

Ne kadar çok işler ve de işe yararsa elin; o kadar gür çıkar sesin.
Ne kadar güzel olursa olsun ellerin;
 sunmuyorsa güzelliğini diğer ellere,
 gül dikmiyorsa gönül bahçesine;


 yoktur hiçbir değerin.

25 Kasım 2019 Pazartesi

ŞAKAKLARA YAĞAN KAR(GÜLDÜRÜ)

ŞAKAKLARA YAĞAN KAR
Ben Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim. Türk dili ve edebiyatla ilgili o kadar ilgi çekici olaylar oluyor ki, bunlar bana “Güleriz ağlanacak halimize” dedirtiyor. Geçenlerde okula gitmek için yola çıkmıştım. Komşunun çocuğu kendisini anaokuluna götürecek arabaya binerken, işe gidecek babasına el salladı. Annesi çocuğunu, “Babana bay bay desene oğlum” diye zorladı. Oysa bizim, “Güle güle”, “Hoşça kal” gibi ne güzel sözlerimiz vardı. Gülmeyi, hoşluğu dile getiriyordu bunlar; karşımızdaki kişinin gülmesini hoş olmasını istiyordu. Peki bay bay sözü ne yapıyor yapmacıklık ve özentiden, yabancılaşmadan başka?
Okulda derse girdim. Namık Kemal’in “Zavallı Çocuk” adlı eserini işleyeceğiz. Önce bir yoklama yapayım dedim. Tembel bir çocuğa Namık Kemal’in kim olduğunu sordum. Dudak bükerek, “Adı yabancı gelmedi hocam. Görsem tanırım” demesin mi!
“Ne yazık ki göremezsin. Uzun yıllar önce öldü” dedim.
Delikanlı üzüntüyle başını salladı:
“Allah rahmet etsin!”
Bir başka öğrenciyi kaldırdım. Namık Kemal’in hangi eserini işleyeceğimizi sordum. Bir cevap veremedi. Oysa birkaç gün önceden konuyu hazırlamalarını söylemiştim. Hayırsever bir arkadaşı eğilerek, “Zavallı Çocuk! Zavallı Çocuk!” diye fısıldayıp kopya vermeye başladı ama bunu duymayan zavallı çocuk put gibi duruyordu hâlâ.
Gülerek şöyle dedim:
“Arkadaşın seni ayıplıyor, sana zavallı çocuk diyor bak.”
“Niye hocam?”
“Namık Kemal gibi bir vatan ve hürriyet şairinin eserini bilemediğin için seni zavallı çocuk olarak görüyor da ondan!”
***
Bir başka sınıfta Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş Şiiri”ni inceleyecektik. Bir öğrenciyi kaldırıp şiiri açıklatmaya başladım. Öğrenci şiirin, “Şakalarıma kar mı yağdı ne var?” mısraına gelince durdu. Ona ipucu vermek için, “İnsanın şakaklarına kar yağınca ne olur?” diye sordum. “Üşür efendim!” demesin mi...
Ağaran şakaklarımı göstererek, “İyi ama ben üşümüyorum ki” dedim.
Zeki bir öğrenci gülerek şöyle dedi:
“Arkadaşımızın bu cevabından sonra üşümüşsünüzdür.”
***
Bir öğrencimi tahtaya kaldırmış, şiir açıklatıyordum. Şiirde geçen, “yâr” kelimesinin ne demek olduğunu bilemedi. Kızdım. “Bir de genç olacaksın. İnsan genç olur da bu kelimenin ne demek olduğunu bilemez mi? Otur, öğren de öyle gel” diye bağırdım.
Ya bir arkadaşı söyledi ya da ilham geldi. Öğrenci oturmaya hazırlanırken, “Sevgili hocam” diye bağırdı. Ama bunu öyle söylemişti ki, beni sevgili yapmış, “Sevgili, hocam” demesi gerekirken, “sevgili hocam” demişti. Sınıfta bir kahkaha koptu.
Bozuntuya vermedim, gülerek:
“Son anda bildin. Aferin sevgili öğrencim” dedim.
İşte böyle, öğrencilerimiz her zaman kızdırmazlar bizi. Arada sırada da olsa böyle güldürenler de olur. Yoksa öğretmenlik çekilmez.
***
Bir başka gün de, ne zaman aklıma gelse güldüğüm, “güleriz ağlanacak halimize dedirten bir olay oldu. Hatırladıkça acı bir gülüş yerleşir dudaklarıma.
Ders işlerken öğrenciler hep bir ağızdan “Oley!” diye bağırıştılar. Şaşırdım, niye böyle bağırdıklarını sordum. Çok normal bir şey yapmışlar gibi gülerek:
“Kar yağıyor hocam” dediler.
“Ne oluyor kar yağarsa, niye seviniyorsunuz bu kadar?”
“Kar yağarsa okullar tatil olur. Onun için seviniyoruz.”
Ben kendi kendime, “Eskiden sizin yaşlardayken biz sevincimizi yaşa, yaşasın diye belirtirdik. Bu yabancı kaynaklı oley de nereden çıktı?” diye mırıldandım.
Öğrenciler kendi âlemlerindeydi. Beni dinlemediler bile. İçlerinden biri:
“Siz sevinmediniz mi hocam?” diye sordu.
Ben de ortama uydum, onlara onların diliyle cevap verdim:
“Herıld yani!”
***
Teneffüsteydik. Baktım bir kız öğrenci arkadaşlarını başına toplamış, heyecanla onlara bir şey anlatıyor. Yanlarına yaklaşıp ne olduğunu sordum. Filiz adlı öğrenci şöyle dedi:
“İngilizce öğretmenimiz ders anlatırken arkadaşlarımız dinlemedi, gürültü yaptılar. Öğretmen kızdı, niye dinlemediklerini sordu. Hep bir ağızdan, ‘Dinliyoruz’ dediler.
‘Şimdi dinleyip dinlemediğinizi anlayacağım, dedi öğretmen. Stendap piliz!’ diye bağırdı. Bütün arkadaşlarımız şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Ben ayağa kalktım.
Öğretmen beni tebrik etti, ‘Aferin, dedi. Stendap pilizin lutfen ayağa kalkın demek olduğunu anlayıp bir tek sen ayağa kalktığın için sana on veriyorum.’
Oysa ben, öğretmenimizin, sen kalk filiz, dediğini sanmıştım!”
Bu olay okullardaki yabancı dil öğretiminin acıklı halini gözler önüne seriyor.
Ben de liseyi bitirdiğim yıl turistik bir yöreye gitmiştim. Çantamı dışarıda bırakıp bir mağazaya girdim. Tam o sırada bir turist geldi, çantamı satılık sanarak tezgâhtara fiyatını sordu. Ben, “o çanta benim” demek istedim ama turist nedense gülmeye başladı. Tezgâhtara turistin niye güldüğünü sordum. Adam, “Nasıl gülmesin, dedi. Sen, o çanta benim diyeceğin yerde, ben çantayım, dedin.”
Yabancı dilde biz böyle çantayız işte!
***
Lise son sınıf kitabında “Ziya Gökalp”in “Türkçülük Nedir?” adlı bir makalesi vardır. Yazarımız bu eserinde, “İnsanlarda secere yani soy sop aranmaması gerektiğini, soy sopun içgüdüleriyle hareket eden atlarda aranabileceğini, bir insan hangi terbiyeyi almışsa o terbiyeye göre davrandığını” belirtiyordu.
Bu konuyu işledikten bir gün sonra anlayıp anlamadıklarını öğrenmek için bir öğrenciyi tahtaya kaldırdım, secerenin ne olduğunu, kimde aranacağını sordum. Öğrenci bilemedi. Bir arkadaşı, “At at at!” diye kopya vermeye başladı.
Ben gülerek şöyle dedim:
“Bak, arkadaşın sana at diyor ama sen sakın atma. Bu işler atmakla olmaz.”
Bazıları edebiyatı küçümserler. “Edebiyat uydur uydur at”tır. “Edebiyat edepli yatmak”tır, derler. Uydurma sözler söyleyenlere, parlak laflar edenlere “edebiyat yapma” derler...
Bu hükümler yanlıştır. Edebiyat; kötüyü, çirkini kaldır at, yazına, sözüne güzellik kat demektir. Edebiyat yat demez, ayağa kalk, gerekeni yap der. Edebiyat yapanlar edebiyatı kötüye kullananlar, onu kendi çıkarlarına alet edenlerdir.
Günümüz test çağı. Okul müdürleri edebiyat öğretmenlerine, “kompozisyonla, şiir açıklatmakla fazla uğraşma, test çözdür de, öğrenciler üniversite sınavlarında başarılı olsunlar, okulumuzu adı duyulsun” diyorlar. Bu yüzde iki lafı bir araya getiremeyenler, güzel konuşamayanlar, güzel yazmayanlar, okur- yazar geçindikleri halde kitap okumayanlar, kitap okumayı gereksiz bulanlar çoğalıyor...
Yaramaz bir öğrencim bir gün bana, “Siz de öğrenciyken bizim gibi normal miydiniz?” diye sordu. Yüzüne gülerek baktım, “Ben senden daha normaldim” dedim.
Günümüzün gençlerine bakıyorum da onlar mı normal, biz mi diye soruyorum kendi kendime. İnşallah bir gün normallikte birleşiriz!
Erhan Tığlı

Yorumlar