Follow by Email

14 Ekim 2019 Pazartesi

Altın Semerli Eşek

ALTIN SEMERLİ EŞEK
Semer, eşeğin yük ya da insan taşımak için sırtına vurulan palandır. Bir atasözümüze göre, eşeği dövemeyen semerini döver. Ünlü bir sözde şöyle deniliyor: “Bir biri size eşek diyorsa kulak asmayın ama giderek beş kişi eşek diyorsa, artık kendinize bir semer almanın zamanı gelmiş demektir.” Ortalıkta semersiz dolaşan eşekler bu öğüdü niye dinlemiyorlar acaba; yoksa semercileri zengin etmekten mi korkuyorlar?
Ziya Paşa da kötü asıllı kişilerin üniformayla, büyük mevkilere gelmesiyle eşeklikten kurtulamayacaklarını vurguluyor ve altın işlemeli semer vursan eşek yine eşektir, diyor.
Sami N. Özerdim, “İnsan Bu, Bilinmez” yazısında bu konuya bakın nasıl değiniyor:
“Ziya Paşa, ‘Zerduz palan ursan eşek yine eşektir” demiş. Yanılmış. Eşeğin sırtındaki palanın cinsinden hiçbir zaman haberi olmaz. Gerçekten, o her zaman eşektir. Ama bilinen erdemleriyle! Kimseyi küçümsemez. Ne genel yazman tanır- daha doğrusu takar- ne de genel müdür! Kime böbürlenmiş ki eşek? Kime tepeden bakmış ki?
Biz insanların budalalığıdır hayvanlara sataşmak!”
Eşek deyip geçmeyin. Bakın ne olmuş: 1938 yılında Milton kasabasının belediye başkanı, seçmenlerin düşünmeden, sonuçlarına aldırmadan, laf olsun diye oy kullandıklarını kanıtlamak için bir eşeği aday gösteriyor, oy pusulasına da eşeğin resmini koyuyor. Seçim günü eşek, oyların yüzde elli birini alarak seçiliyor…
Çok şükür, bizde böyle eşeklik yapan yok!

13 Ekim 2019 Pazar

İŞGALİYE VERGİSİ!?

“Sorma soruşturma, gündem oluşturma merkezinden geliyoruz. Size birkaç soru soracağız. Boş vaktiniz var mı?”
“Pek boş vaktim yok ama sorun bakalım.”
“Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“Şarkıda belirtildiği gibi, aşk eski bir yalan, Âdemle Havva’dan kalan.”
“Hiç âşık oldunuz mu?”
“Çok şükür olmadım.”
“Niye şükrediyorsunuz?”
“Cinayetler aşk yüzünden işlenir çoğu kez. Gençler anne babalarıyla aşk yüzünden bozuşur, aşk yüzünden intihar ederler. Aşk yuvaları bozar, karı kocayı birbirine düşman eder. Aşk evliliklerinin çoğu ayrılmayla sona erer. Geçenlerde bir iş adamı bir kadına tutuldu, gece gündüz onu düşünmekten işini ihmal etti ve iflas bayrağını çekti...”
“Kitap okuyor musunuz?”
“Böyle bir kötü alışkanlığım yoktur. Okuyup da ne olacak ki? Okuyanları görüyoruz işte! Çoğu işsiz ya da hapiste çile dolduruyor. Okumanın sürünmektir sonu.”
“Müzik, resim gibi güzel sanatlarla ilgilendiniz mi?”
“Sanat karın doyurmaz. Benim böyle boş şeylerle ilgilenecek boş vaktim yoktur.”
“Hiç ağaç dikip çiçek yetiştirdiniz mi?”
“Parayı verdikten sonra istediğin ağacı, çiçeği satın alabilirsin. Böyle şeyler yapacak işi olmayanlar, emekliler, köylüler içindir. Ben köyden kente göçtüm, işim gücüm var.”
“Doğayı kirletenlere engel oluyor musunuz?”
“Başımı belaya mı sokayım canım.”
“Toplumsal ve politik olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz?
“Beni düşünce suçu işlemeye mi teşvik ediyorsunuz?”
“Böyle bir amacımız yok. Sadece fikrinizi öğrenmek istemiştik.”
“Külahıma anlat onu sen! Ne demişler: düşünen kafalara tehlikeli fikirler üşüşür, büyüklerimiz her şeyi bizden daha iyi düşünür. İşte o kadar!”
“Gezi...”
“Gezi olayları konusunda yorum isteme benden, buz gibi soğurum senden!”
“Ben sadece gezip dolaşmayı sever misiniz, nereleri gezdiniz diye soracaktım”
“Sana ne bundan?”
“Candan bir arkadaşınız, dostunuz var mı?”
“Eskiden mahalle, okul, askerlik arkadaşlarım vardı. Şimdi hiçbiriyle görüşmüyorum. Zaten bu dünyada dostluk, arkadaşlık kalmadı artık. Herkes çıkar peşinde, para pul derdinde.”
“Sorularınız bitti mi, sonuç ne?”
“Sorular bitti. Bu sonuca göre işgaliye vergisi ödeyeceksiniz.”
“Niyeymiş o?”
“Niye olacak, bu dünyayı boşuna işgal ettiğiniz için!”
ERHAN TIĞLI

9 Ekim 2019 Çarşamba

Acı Gerçekler

Cehennemden korkuyoruz ama dünyayı cehenneme döndürmekte yarışıyoruz!
Cennet doğayı kirletiyor, doğal güzelliklerin ırzına geçiyoruz...
Rahat huzur batıyor bir yerlerimize, kavgasız gürültüsüz yaşayamıyoruz!
Gözlerimizi kamaştırıyor sevginin ve dostluğun ışığı
Savaşın kinin nefretin karanlığına sığınıyoruz...
Özveriyi erdemi çöpe atıp bencilliği tahta çıkarıyoruz!
Ondan sonra da “Biz niye böyle olduk?” diye dövünüyoruz...
Erhan TIĞLI

8 Ekim 2019 Salı

AYDIN...

AYDIN’A SESLENİŞ
Aydın: Çiçekler açtırır senden gelen günaydın
Aydın: Oturturdum seni başköşeye, misafirim olaydın
Aydın: Ne olur hep yanında kalaydın da karanlıktan korkmasaydım
Aydın: Daha da güzelleşirdin, doğanı, doğallığını korusaydın
Aydın: Zor olurdu çağdaş uygarlığa ulaşmamız, yolumuzu sen aydınlatmasaydın
Aydın: Ne kadar çok sevinirdik bir bilsen; Fildişi kulenden inip aramıza karışsaydın
Aydın: Sakın olma çarpık kentleşmeye kurban, kirlenmesin çevren, değişmesin havan
Aydın: Sen dalgalandırmalısın bize önderlik edip umut bayrağını
Estireceğin bahar yeliyle duyarız insan olmanın gururunu, heyecanını.
***
Üzerimizden hiç eksik etme ışığını, akıt bahçemize arı duru ırmağını.
Yeşersin ilgin ve sevginle gülümüz, karanfilimiz;
Doğruya, iyiye, yeniliğe uzansın ellerimiz.
Erhan TIĞLI

7 Ekim 2019 Pazartesi

CENNET...CEHENNEM!

Cennet ve Cehennem
Bir Samuray, yolda rastladığı Budist rahibe, kafasına takılan soruyu sorar;
- “Cennet nasıl bir şeydir?.. Cehennem nasıl bir şey?..”
Rahip azarlarcasına cevap verir, Samuray’a...
- “Git başımdan...” der; “Senin sorularına ayıracak vaktim yok benim...”
***

Beklemediği bu cevap karşısında sinirlenir Samuray...
Üstelik kendisine gülmeye başlayan arkadaşlarının yanında küçük düşmüştür...
Kan beynine sıçramış şekilde, kılıcına sarılır ve çekerek din adamına doğru hamle yapar...
- “Şimdi senin o kelleni gövdenden ayıracağım...” der, “Sen kiminle konuştuğunu zannediyorsun!..”
Din adamı hiç heyecana kapılmadan Samuray’ın kendisine iyice yaklaşmasını bekler...
Sonra Samuray’ın duyacağı bir şekilde sakin bir sesle söyler:
- “İşte cehennem budur!..”
***

Erhan Tığlı’dan “Kanadı Kırık Turna” adlı öykü

Erhan Tığlı’dan “Kanadı Kırık Turna” adlı öykü

27 Ağustos 2019 Salı

Mizahi Vatandaş Çeşitleri

VATANDAŞLAR
Susandaş: Ezildiği halde hiç sesini çıkarmayan vatandaş
Uçandaş: Dar gelirliler sürünürken her makama kolayca ulaşan vatandaş
Şaşandaş: İşin aslını anlayamayıp, birdenbire köşeyi dönenlere şaşkın şaşkın bakan vatandaş
Betondaş: Doğayı, bahçeli evleri mahvedip apartman diken yapsatçı vatandaş
Yatandaş:: yattığı yerden kolayca para kazanan vatandaş
Kaçandaş: Vergi vermekten kaçan, sıkışınca kapağı yurt dışına atan vatandaş
Açandaş: Orasını burasını açarak sanat(!) yapan vatandaş
Satandaş: Her şeye ticaret gözüyle bakan, iyi bir müşteri bulunca vicdanını bile satan vatandaş
Takandaş: Uçan kuşa borcu olan, borçlarını ödemeyip üstüne yatan vatandaş
Atandaş: Bol keseden atan, attığı zaman mangalda kül bırakmayan politik vatandaş
Matandaş: Hiçbir vatandaşlık hakkından yararlanamadığı halde kendini vatandaş sanan sanaldaş
Erhan TIĞLI