Follow by Email

21 Mayıs 2019 Salı

SEVENLER AĞLAMASIN

 Boyun eğme çileye ve kedere
diren tüm kötülüklere çirkinliklere
ağlama sakın boş yere
aşk gülünün dikeni

batınca yüreğine
gülmek yakışır sevenlere
çünkü erişemez herkes
yaşamayı güzelleştiren
o yüce değere

20 Mayıs 2019 Pazartesi

GÜL-DÜRT-MECELER

Eskiden bütün yollar Roma’ya çıkarmış
Şimdi sadece paraya çıkıyor paraya...
***
Ne yaparsan yap ama ol bir baltaya sap
Sakın başı açık gezme, kendine bir külah kap!
***
Komşunun otuz beşlik kızı her gün akşama kadar dışarıda gezer
Ama konum komşu ona evde kalmış der...
***
Gülmeyen insanın karnı tok olsa bile ruhu açtır
Gülmek ekmek su hava ve sevgi gibi önemli bir ihtiyaçtır
***
Pinekleyip durma bir köşede; al çantanı yola çık
Yürümekten yılmayanlara yol her zaman açık!
***
Önemli olan sarayda değil gönüllerde yaşamak
İyi yaşamak için sakın çıkarcılığı etme kendine basamak
***
Pozitif düşünceyi adın gibi benimsersen
Bedenin ölse bile düşüncen yaşar yıllar boyunca
***
Kimi dertlere derman olur, elinde al tası
Kimi de kesip biçmeye çalışır, elinde baltası!
***
Geçenlerde birini iyice ıslattılar. Niye mi?
Kuru iftira uğramıştı da...
***
Güzellikle iyiliği kar, insanların yarasına sar
Yoksa hiç eksilmez güvendiğin dağlardaki kar
***
Ölmek kolay, yaşamak zor
İnanmıyorsan yoksula sor...
***
Eğer herkese eşit uygulanırsa yasa
Düşkünler bayram eder, zalimleri alır bir tasa...


Ruhi Su - Ben Melamet Hırkasını (haydar)

18 Mayıs 2019 Cumartesi

yıkılmayan kale


YIKILMAYAN KALE...

            Radyoda kaleli bir türkü var: “Kale kaleye bakar/Kaleden kanlar akar/ Delikanlı dururken/İhtiyara kim bakar?” diyor bir solist. Acı bir gülüşle şöyle diyorum: “Artık devir değişti. Paran çoksa yaşına başına bakan olmuyor. Paran yoksa, istediğin kadar yakışıklı ol, yüzüne bile bakmıyor kızlar kadınlar. Öyleyse bu türküyü şu biçimde değiştirmek gerek:    “Paralılar dururken/ Züğürtleri kim takar!”
            İşte kaleli bir türkü daha:
            “Kalenin ardı bayır
            Gülü dikenden ayır
            Yâr Allahın seversen
            Beni herkesten ayır”
            Bu türkünün sözlerini günümüze uyguluyorum:
            “Kalenin ardı çayır
            İyiyi kötüden ayır
            İnsanlığı kaybettim
            Arıyorum dağ bayır”
            Ünlü olmak isteyen güzellere şunları söylemekten kendimi alamıyorum:
            “Dikkati çekmek için
            Hemen mayonu sıyır!”
            Politik bir taşlama yaparak son iki dizeyi değiştiriyorum:
            “Politikacının hası(!)
            Vatandaşa defol git, der
            Amerika’ya geç buyur!”
            Başka bir kaleli türküye geçiyorum. “Kaleden indir beni/ Gemiye bindir beni/El üstünde tutalım/Seveni sevileni” diyorum ama sözümü tutan olur mu bilmiyorum...
            “Kalenin bedenleri
            Sevin gül dikenleri
            Sevmeyenlere batar
            Gülümün dikenleri”
            “Kaleden kaleye şahin uçurdum/ Ah ile vah ile ömrüm geçirdim” diye dövünmek istemiyorsak, gönüllere gül dikenleri destekleyelim, sanatı bilimi dışlamayalım, sevginin ve dostluğun sesine kulak verelim. İşte o zaman kalemiz top atsan yıkılmaz!
ERHAN TIĞLI
*************

17 Mayıs 2019 Cuma

Yüreğimizi Çiçekleyenler

ÇİÇEKLİYOR YÜREĞİMİZİ OZANLARIN DOST IŞIKLARI

Ozanların yediveren elleri
Dur diyor kötülüklere çirkinliklere
Ama kovanımızı yağma etmeye kalkan
Katran karası şer böcekleri
Görmezlikten geliyor balını

İğnesine takıyorlar kafalarını
Ama ne kadar tutsalar da
Dört duvar arasında
O kadar çok yayılır dört bir yana
Sesi nefesi bahar yelinin

Söndüremez ışığını karanlık adamlar
Deniz feneri olur yıldızlı gözleri

10 Mayıs 2019 Cuma

Yazmak Neye Yarar?


YAZMAK NEYE YARAR?

            Okuryazar geçiniriz ama çoğumuz okumaz, yazmaz, sadece seyreder, bakar. Eskiden eş dost birbirine mektup yazar, bayramını, evliliğini, doğum gününü kutlardı. Cep telefonu yaygınlaşalı bu külfet ortadan kalktı. Yazarsak mesaj yazıyoruz mektup yerine. Buna da üşenip hazır mesajları kullananlar var! Atalarımız, “Al eline kalemi, yaz başına geleni” demişler oysa biz dilekçe bile yazmaz, başımıza iş getirenlere “Allah cezaları versin!” diye beddua etmekle, küfredip homurdanmakla yetiniriz. Ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep, yazılmaz benim derdim, deriz ah of çekerek. Bakkala, marketçiye “Yaz tahtaya, al haftaya” diyoruz ya da Barış Manço’nun, “Yaz defteri kitabı/Sarı çizmeli Mehmet ağa/Bir gün öder hesabı” diye şarkı söyleyiveriyoruz alacaklılarımıza. Lefter, futbolu bıraktığı için, “Ver Leftere, yaz deftere” esprimiz de unutuldu...
            Başımıza gelenler alın yazımız sayılıyor, kader kara yazdı, diye dert yanılıyor...
            Bu karamsar sözleri silelim de sizleri yazmakla ilgili fıkralarla baş başa bırakalım.
            KUDURAN ADAM
            Adamın birisini köpek ısırmış. Zamanında aşı yaptırmadığı için ölecekmiş. Ölüm döşeğine düşünce dostlarından kalem, kâğıt istemiş. “Vasiyetini mi yazacaksın?” diye sormuşlar. “Hayır” diye başını sallamış, “Isıracağım kişilerin adlarını yazacağım.”
            AHMAKLAR DEFTERİ
            Şair Haşmet, yanında “Ahmaklar Defteri” adını verdiği bir defter taşır ve oraya ahmaklık yapanların adlarını yazarmış. Koca Ragıp Paşa merak etmiş, “Bu defterde benim de adım var mı?” diye sormuş. “Evet, paşam, var” demiş Haşmet. Paşa şaşırmış, “Peki neden?” demiş. Şair, “Dün, pek güvenilmeyen birine borç verdiniz de ondan” diye cevap vermiş.
            “Ya adam borcunu öderse ne yapacaksın?”
            “O zaman sizin adınızı siler, onunkini yazarım.”
            YAZMAK NE ZAMAN İŞE YARAR?
            Yazanlar, hele gazete ve dergilerde gerçekleri yazanlar beladan kurtulamazlar. Ya hapse düşer ya da ağır para cezalarına çarptırılırlar. Çıkarı bozulanlar tarafından dövülür, sövülür, hatta öldürülürler. Bu konuda şöyle bir taşlama yazmıştım:
            Kara kara kazanlar
            Ah şu oyunbozanlar
            Kimvurduya giderler
            Gerçekleri yazanlar...
            Yazmanın işe yaradığı yerler ve zamanlar da vardır. Nasıl mı? Bakın anlatıvereyim.
            Geçenlerde bir lokantaya gittim. Ismarladığım yemeğin gelmesini beklerken ilham geldi. Cebimden not defterimi, kalemimi çıkarıp bir şeyler yazdım. Garson koşarak geldi:
            “Beyefendi, bir kusurumuzu mu gördünüz?” diye sordu.
            “Hayır, aklıma bir şey geldi de onu yazdım” dedim ama garson inanmadı, lokantanın sahibine bir şey söyledi. Adam yanıma geldi, özür diledi ve öyle çok itibar etti ki beni böyle yerleri teftiş eden biri sandığını anladım. Bozuntuya vermedim. İkram edilen güzel yemekleri yedim. Benden para almadıkları gibi her gidişimde başköşeye oturttular...
            Gördünüz ya yerinde ve zamanında yazılan yazı ne kadar işe yarıyor!
ERHAN TIĞLI
************

4 Mayıs 2019 Cumartesi

Uyumsuz Sözlü Türküler


TÜRKÜLER GÜZEL AMA SÖZLER UYUMSUZ...

            Çoğu zaman bir türkü takılır kulağıma dilime. Kiminin melodisini beğenirim de sözlerini beğenmem. İşte şu türkü melodisi güzel olduğu halde sözleri kötü olanlardan biri:
            “Duvara mıh çakarım
            Sen sallan ben bakarım
            Mendilin kirlendiyse
            Sen gönder ben yıkarım.”
“Duvara mıh çakarım” dizesi fena değil ama “sen sallan ben bakarım” ne demek yani? Onun yerine, “Yâr oynar, ben bakarım” dense daha iyi olmaz mı? Sevgiliyi oynarken seyretmek kadar güzel bir şey var mı? Hele, “Mendilin kirlendiyse/Sen gönder ben yıkarım” deyişinin ne işi var burada? Bu devirde kâğıt mendil kullanıyor herkes. Öyle olmasa bile sevgilinin mendilini yıkayarak onun gözüne girmeye çalışmak hiç de hoş değil. Bu dizeler şöyle olmalı:
            “O yâr benim olursa
            Çifte göbek atarım!”
            Başlık parası, düğün masrafı sevenin elini kolunu öyle bağlar ki, sevgilisine kavuşunca sevincinden göbek atması çok normal...
            Bu dizeyi şu biçimde de değiştirebiliriz:
            “Yârimin bahçesine
            Irmak olup akarım.”
            Ben tam karar veremedim. Sizce hangisi daha yerinde; göbek atmak mı, ırmak olup akmak mı? Bu devirde ırmak olabilene ne mutlu! Çoğu kişi dere ya da çay bile olamıyor...
            Son dörtlükte şöyle deniliyor:
            “Duvarda elek m’olur
            El kızı melek m’olur
            Kör olası kaynana
            Kapıda halek m’olur?”
            Doğru, el kızı ya da erkek melek olmaz. Halek kapı önünde konuşma demekmiş. İyi bir şey değil, kapı önünde konuşarak çevreyi rahatsız edenlere ben de kızarım ama bunun burada işi ne? Sevgiliden söz edilen bir türküde kaynana yakışmıyor. Ben bu dizeyi bakın nasıl değiştirdim: “Çektiğin çilelerin/ Suçlusu felek m’olur?” Böylece yaptığı hataların suçunu feleğe yükleyenlere mesaj vermiş oluruz, ne dersiniz?
Erhan Tığlı
*********