Follow by Email

31 Aralık 2007 Pazartesi

ŞİİRLİ Yeni Yıl Dileklerim


YENİ YIL DİLEĞİ

Yeni yılda hep mutluluk ezgileri çal
İçtiğin şerbet olsun, yediğin bal
Mutluluk yağmuru yağdığında
Şemsiyesiz kal!
************

Hiç solmasın gönül bahçemizdeki gülümüz
Neşe, sevinç dolu geçsin her günümüz
Olsun önümüzdeki tüm engeller düz
Islanalım mutluluk yağmuruyla gece gündüz

15 Aralık 2007 Cumartesi

ARIYORUM

ARADIĞIM
Bir sevgili arıyorum
Alnımın teriyle kazanacağım
Gözümün yaşıyla değil!
***
Bir yaşamak arıyorum
Elimin emeğiyle doyacağım
Eğilen belimle değil!
***
Bir dost arıyorum
Alnının akıyla övüneceğim
Cebinin parasıyla değil!
***
Bir çevre arıyorum
Mavisi yeşiliyle kaynaşacağım
Demiri betonuyla değil!
***
Bir amaç arıyorum
Kanımın akmasıyla savunacağım
Ağzımın lafıyla değil!

10 Aralık 2007 Pazartesi

Arıyorum

ARADIĞIM
Bir sevgili arıyorum
Alnımın teriyle kazanacağım
Gözümün yaşıyla değil!
***
Bir yaşamak arıyorum
Elimin emeğiyle doyacağım
Eğilen belimle değil!
***
Bir dost arıyorum
Alnının akıyla övüneceğim
Cebinin parasıyla değil!
***
Bir çevre arıyorum
Mavisi yeşiliyle kaynaşacağım
Demiri betonuyla değil!
***
Bir amaç arıyorum
Kanımın akmasıyla savunacağım
Ağzımın lafıyla değil!

4 Haziran 2007 Pazartesi

KADIN: Silinmez Kalbimizden Adın


KADIN: SİLİNMEZ KALBİMİZDEN ADIN

KADIN: Var diye yatın katın, istediğin kadını satın alacağını sanma sakın; eline geçecek vücuttur, ruh değil. Ona sahip olmak istiyorsan önce saygıyla önünde eğil.
Kadın: Nerede iyilik, güzellik varsa, oraya doludizgin koşar atın.
Kadın: Yerlerde sürünüyorsa kadın; hak hukuk, adalet göstermeliktir, hepsini kaldırıp atın!
Kadın: Sevecenliğin, özverin gençlere örnek olmalı; yazılmalı insanlık defterinin en başına adın.
Kadın: Aşkın gökkuşağıdır; sevmek, o yoksa işin içinde, gönül tuzağıdır.
Kadın: İster her yanını kapatın, ister açın; yok edemezsiniz çekiciliğini, dişiliğini. Boşuna uğraşmayın.
Kadın: Sevgilisi, anasıdır sanatın, edebiyatın. O yoksa yetim kalır şiir, öksüzdür öykü.

Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com
*******************

14 Mayıs 2007 Pazartesi

Kolye


KOLYE adlı ödüllü kitaptan

KOLYE
Ders zili çalıca bir oh çekerek dışarı çıktım. Küçük yaramazlar beni çok yormuşlardı. On dakikalık teneffüste rahatça şöyle bir oturup başımı dinleyeceğimi umuyordum. Çocuklar arkalarından atlı kovalıyormuş gibi koşuşarak bahçeye çıktılar. Sanki arı kovanındaki arılar gibi vızıldıyorlar, kendilerine sıkıcı gelen dersten on dakika da olsa kurtulmanın verdiği sevinçle şen kahkahalar atıyorlar, zıp zıp zıplayıp koşuşturmaca oynuyorlardı. Kimileri gülüşerek yürüyorlar ya da kantinden bir şeyler alıyorlardı. Hoşgörüyle gülümseyerek aralarından geçtim, öğretmenler odasına girdim.
İçerde öğretmen arkadaşlarımın gülümseyerek bana baktıklarını gördüm. “Ne var, ne oluyor?” dercesine onları süzdüm. İçlerinden biri, “Hizmetli seni aradı. Söylediğine göre, postacı sana önemli bir şey getirmiş. Git bak istersen” dedi.
Dudak bükerek, “Ne gelmiş acaba? Bir şey beklemiyordum. Neymiş bu önemli şey?” diye sordum.
“ Bilmiyorum, dedi arkadaşım. Hizmetli bize söylemedi. Sana söylemek istiyormuş.”
Yanımdaki gülerek göz kırptı, “Senden bahşiş, hediye falan isteyecek belli ki” dedi.
Dışarı çıkarak hizmetliyi aradım. Ortalarda görünmüyordu. Oradan geçmekte olan bir çocuğu çağırdım, başını okşadım, hizmetliyi çağırıvermesini söyledim. Onun nerede olduğunu çocuklar iyi bilir, öğrenirdi. Çocuk çağla gözlerini gözlerime dikti, “Peki öğretmenim” diyerek koştu gitti.
Bir süre sonra hizmetli elindeki kağıdı sallayarak yanıma geldi, “Müjdemi isterim. Size kolye gelmiş” diye bağırdı. “Hani nerede?” diye sordum.
“İşte burada” diye elindeki kağıdı gösterdi.
“İyi ama onun içinde kolye yok ki. Yoksa kağıt kolyeler mi çıkmış? Anladım. Kolye cebinde de kağıdı imzalayınca vereceksin.”
Merakla elindeki kağıdı aldım. İkiye katlanmıştı, hemen açtım. Ama içinde bir şey yoktu. Acaba yere mi düştü diye oraya buraya bakındım. Bir şey göremeyince hizmetlinin yüzüne baktım. “Burada bir şey yok. Kolye düşmüş olmasın?” diye sordum Hizmetli güldü: “Kolye bunun içinde ne arasın. Bu onun geliş evrakı. Gidip postaneden alacaksın. Çok değerli bir şey olmalı ki bana vermediler” diye konuştu.
“ Teşekkür ederim. Hele şu kolyeyi alayım. Dediğin gibiyse seni memnun ederim diyerek öğretmenler odasına girdim.
Bana kolye geldiği okulda bir anda yayılmıştı. Duyan gelip kutluyordu. Gülerek teşekkür ediyor, “Postacı hizmetliye bana kolye geldiğini neden söylemiş acaba? Bu kağıtta öyle bir şey yazmıyor ki. Kolye pakettedir. Açmadan paketin içinde ne olduğu bilinmez ki. Durun, acele etmeyin bakalım. Belki sahte bir şeydir. Dereyi görmeden paçaları sıvamamalı. Paketi açıp içindekini görmeden bir şey diyemem” diyordum.
Arkadaşlarım beni dinlemediler, “Biraz iyimser ol bakalım. Bir yakının sürpriz yapmıştır belki. Değersiz bir şeyi niye paketle göndersinler, getirip eline verirlerdi. Değerini bil” dediler ve bana çay, kahve ısmarlattılar. “Eğer çok değerli bir şeyse bununla kurtulamazsın. Ziyafet isteriz” diye bağırıştılar.
“İnşallah öyledir. O zaman ziyafeti hak edersiniz” dedim.
Çayımı içerken, beni hizmetlinin aradığını söyleyen arkadaş kulağıma eğildi, “Sana bu haberi ben verdim. Unutma. Pastamı isterim” diye fısıldadı.
“Tamam. Söz veriyorum. Hele şu ünlü kolyeyi bir görelim bakalım” dedim.
Her kafadan bir ses çıkıyordu.
“Herhalde altındır” diyordu bir arkadaş. “Sakın inci olmasın?” diyordu öteki. “Belki de platindir kız!”
“Kim göndermiş olabilir?”, “Eşi göndermiştir canım.”
Söze karıştım, “Hiç öyle bir şeyden söz etmemişti bana” dedim.
“Belki de sürpriz yapmak istemiştir kız.”
“Şimdiye kadar öyle bir şey yapmadı.”
“İçinden gelmiştir.”
Feride hanım başını salladı, “Kocalar eşlerine bir hediye yolladıkları zaman ya bir kabahat işlemişlerdir ya da çok önemli bir kutlama vardır.”
“Doğum günün mü yoksa?”
“Hayır. O üç ay önceydi.”
“Evlenme yıldönümünüz olmasın?”
“O da değil.”
“Bir akrabasından miras falan kalmasın?”
“ Yok canım. Nerde bizde zengin akraba?”
“Yoksa piyango falan mı çıktı kız?”
“Öyle bir şey olsa haberim olmaz mı önceden. Dedikleriniz doğru olsa evde vermek varken niçin postayla yollasın?”
“Bir akraban göndermiş olmasın?”
“Dedim ya. Bizde öyle akraba yoktur.”
“Yoksa bizim bilmediğimiz biri mi var, sakın gizli bir hayranın olmasın?”
“Yok canım, daha neler!”
“Bir öğrenci velisidir belki. Bazen eski öğrencilerimiz de hediye yolluyorlar.”
“Canım öyle olsa bile kolye mi yollar?”
Bana kolyeyi kimin gönderdiği onlara dert olmuştu. Başka laf yoktu artık. Kolye de kolye!”
Derse girme zili çaldı da ahret sorularından kurtuldum Sınıfta ders işlerken kafam kolyeye takılıp duruyordu. Bu böyle olmayacaktı. Öğle tatilinde bir şey yemeden doğruca postaneye gitmeli, kolyemi alıp gelmeliydim. Paketin içinde kimin gönderdiği yazılı olurdu. Herkes meraktan kurtulurdu. İkide birde saatime bakıyor, postaneye gitmek için can atıyordum. Kolye boynuma çok yakışırdı. Gönderene teşekkür ederdim.
Zil çalınca hemen dışarı çıktım. Koşar adımlarla postanenin yolunu tuttum. Yollarda yürümüyor, uçuyordum sanki. Postaneden içeri yel gibi girdim. İlgili memur yemeğe gitmişti. Sıkıntıdan patlayarak onun gelmesini bekledim. Neyse yarım saat sonra memur geldi. Daha yerine oturmadan kağıdı burnuna soktum. Adamcağız, “Hele dur bakalım. Acelen ne? Biraz oturup soluk alalım, kendimize gelelim” der gibi yüzüme baktı. Yavaş hareketlerle kağıdı elimden aldı. “Şurayı imzalayın” diyerek bir yeri işaret etti. Hemen imzaladım. Dolaptan küçük bir paket çıkarıp bana uzattı. Heyecanla hemen paketi açtım. Ama o da ne? Kolye yerine saat zincirine benzeyen bir şey vardı içinde. Zinciri evirip çevirdim, kuşkuyla memurun yüzüne baktım. Yüzümdeki “Bunun içindeki değerli şeyi alıp bu basit saat zincirini mi koydun?” havasını sezen adam, “Bir şey mi söyleyeceksin, ne var?” dedi.
“Bana kolye geldiğini söylemişlerdi de” diye kekeledim.
“Kim onu söyleyen?”
“Hizmetli. Ona da postacı söylemiş.”
“Canım postacı nerden bilecek paketin içindekini. Ben bile bilemem.”
“Ben hizmetlinin yalancısıyım.”
Memur yerinden kalktı, postacıyı çağırıp geldi.
Postacı güldü, “Ben ona kolye değil, koli geldiğini söyledim” dedi.
Bizim hizmetli de her şeyi ters anlar zaten. Koliyi de kolye anlamış. Boşu boşuna beni strese soktu” diye mırıldanarak koşa koşa okula gittim. Öğrenciler derse girmişlerdi. Birkaç dakika geç kalmıştım, yüzümü bile yıkayamadan ter içinde ve aç karnına derse girdim. Öğrenciler beni görünce alkışladılar, gülerek, “Kolyeniz hayırlı olsun öğretmenim” diye bağırıştılar. Ne diyeceğimi bilemedim. Erhan Tığlı

4 Mayıs 2007 Cuma

AŞK Evreni


AŞK EVRENİ

Aşkın gökyüzüm olsun
Karartmasın hiçbir bulut
Maviliklerimizi
Gönlüme güneşin doğsun
İliklerime dek ısıt ışıt içimi
Benliğim ışığına doysun.
***
Aşkın yeryüzüm olsun
Yeşertsin gözlerin
Düşüncelerimi duygularımı
Çiçeklere bürünelim
Tepeden tırnağa
Ve ırmaklara dönüşelim
Akalım engin denizlere.

30 Nisan 2007 Pazartesi

YIL-AN


Yıl-AN
Aman!
Dörtnala koşan
Atlar gibi geçiyor zaman
Çilenin yeli yaman esiyor yaman
Uğruna kurban olmaya hazır olduğum
Dünya denilen canan
Başkalarına devayı dert ediyor da ihsan
Bana verdiği armağan
Hüzün adlı yılan
Kaçıp kurtulmak istiyorum
Tedirginlikten bunalımdan
Diyorum katline verilsin ferman
Kurşuna dizilsin karabasan
Dağılsın bu sis bu duman
Ama geçit vermiyor
Yaşamak diye adlandırılan
Balta girmemiş orman.
Bir türlü çıkamıyor Yusuf kuyudan...
Kendilerinden derman umulan
Aydınların hali pür melali
Bir dönüm bostan yan gel Osman!
Aman!
Daha ne kadar sürecek bu yalan?
Erhan Tığlı
erhan

15 Nisan 2007 Pazar

EN Güzel ÇİÇEK Hangisidir?


EN GÜZEL ÇİÇEK HANGİSİDİR?

Sizce en güzel çiçek hangisidir; gül mü, karanfil mi, papatya mı, manolya, lale ya da akasya, menekşe mi?
Şarkılarda, şiirlerde en çok gül geçer. Sevgili güle benzetilir. Belki de dikenli oluşundandır bu...Ne olursa olsun, gülü seven dikenine katlanır, gülün kokusuyla kendinden geçer, kanatlanır, sanki canına can eklenir. Özel günlerde daha çok gül beklenir. Gülün de kırmızısı istenir. Karanfil de güzel bir çiçektir. Yanık bir kokusu vardır. Ahmet Haşim’in dediği gibi, “Yârin dudağından getirilmiş/ Bir katre alevdir bu karanfil.”
Lale de bir devre adını vermiş bir çiçektir. Kıpkırmızı olanı aşk ateşiyle yanan aşığa benzetilir. Politik bir simgedir aynı zamanda. Papatya bir kır çiçeğidir: “Papatya gibisin beyaz ve ince/ Bir hoş oluyorum seni görünce” denilir bir tangoda.
Zeki Müren’in manolyası vardır: “Koklamaya kıyamam/ Benim güzel manolyam...”
Akasya baygın kokusuyla koklayanları mesteder: “Yârimle biz biz bize/Otururduk diz dize/ Sevişirdik göz göze/ Akasyalar açarken” diye şarkı söyletir. Menekşe gökkuşağını andıran renkleriyle gönül tellerimizi titretir. Sümbülün morluğu ve boynu bükük duruşu ozanlarımıza yas tutanları anımsatmıştır. Zambağın çeşitli renkleri vardır ama daha çok beyazı olanı yeğ tutulmuş, masumiyet simgesi sayılmıştır. Orkide, krizantem gibi çiçekler daha çok sosyetik çevrelerde görülür, hediye edilir.
Görüldüğü gibi, her çiçeğin kendine özgü bir özelliği, değişik bir güzelliği vardır. Herkes kendi zevkine, kişiliğine göre bir çiçeği sever, onu diğer çiçeklerden daha güzel sayar, üstün tutar. Zevkler ve renkler münakaşa edilemez, niye bunu seviyorsun diye sorulamaz.
Ama bana soracak olursanız, en iyi, en güzel çiçek dürüstlük çiçeğidir. Ne o, böyle bir çiçek adı duymadınız mı? Eğer öyleyse aşağıdaki öykücüğü okuyun da bir düşünün.
Bir Çin prensi tahta çıkacaktı ama yasalara göre, daha önce evlenmesi gerekiyordu. Uygun bir aday bulmak için bölgedeki genç kızları huzuruna çağırdı.
Saraydaki hizmetçilerden birinin kızı prensi çok seviyordu. O da prensin huzuruna çıkmak istedi. Annesinin uyarılarını dinlemedi, çünkü sevdiği adamı bir kere bile görmek onu mutlu edecekti.
Beklenen gece geldi. Genç ve güzel kızlar en güzel giysilerini giymişler, süslenmişler, kendilerini beğendirmek için her çareye başvurmuşlardı. Prens kızlara birer tohum verdi. Bunu saksılarına dikmelerini, altı ay sonra gelmelerini söyledi. En güzel çiçeği yetiştiren kızı kendine eş olarak seçecekti. Herkes tohumu alıp heyecanla evlerine geri döndü.
Genç kız da kendisine verilen tohumu alıp saksıya ekti. O kadar bakmasına, özenmesine karşılık toprakta tek bir filiz bile görünmedi. Her şeyi denedi, uzmanlara danıştı ama bir fayda göremedi. Altı ay dolmuştu ama saksı hâlâ bomboştu. Prens sunacağı bir çiçek olmadığı halde gene de belirtilen gün ve saatte boş saksıyla saraya gitti. Oysa diğer kızlar güzel çiçekli saksılarla gelmişlerdi...
Sonunda beklenen an geldi. Prens salona girdi, kızların arasında dolaştı, saksıları birer birer inceledi. Hizmetçinin kızını kendine eş olarak seçtiğini duyurdu. Herkes şaşırmıştı. Diğer kızlar bu karara tepki gösterdiler, itiraz ettiler. Boş saksıyla gelen kız nasıl eş olarak seçilirdi? Prens durumu şöyle açıkladı:
“Bu genç hanım en değerli çiçeği yetiştirip bana sundu. O çiçeğin adı dürüstlük çiçeğidir. Çünkü sizlere dağıttığım tohumların hepsi sahteydi ve çiçek açmaları olanaksızdı.”
****
Nasıl, haklı değil miyim?
Hepimiz böyle çiçekler yetiştirelim ve çiçeklerimizi hiç soldurmayalım.
Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com

14 Nisan 2007 Cumartesi

Dur Yolcu! Nereye Gidiyorsun?


DUR YOLCU! NEREYE GİDİYORSUN?

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak İSKİ’nin kazdığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Sorumsuzluğun cirit attığı yerdir
**
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün çukurlar sağında solunda
Şoför Niyaziliğe kaydolup da
Can veren gençlerin yattığı yerdir!

Erhan Tığlı
****************************

13 Nisan 2007 Cuma

Benim fotoğrafım

Nedir ŞİİR


NEDİR ŞİİR

ŞİİR: Onunla temizlenir içimizdeki kir.
Bir düşünceyi, duyguyu bin eder; bin sözcüğü bir.
Kapısını açık bulursan hiç düşünme, hemen gir ama özü sözü bir olmak gerekir.
Ona yol göstermeye kalkma; O ne zaman nereye gideceğini iyi bilir.
O ülkeye sevgiyle gidilir, özveriyle girilir ama yolu biraz taşlı dikenlidir.
Gönül bahçesinde açan bir çiçektir, büyüyüp gelişmesi bakım gerektirir.
Hiç eskimeyen bir geçmiş, pırıl pırıl bir gelecektir.
Güzellikle nefes alıp verir, insancıllığın onur heykelidir.
İşlenmesi gereken bir cevherdir ama fazla süse, gösterişe boğulursa içtenliğini yitirir.
Kimi zaman acıyla, hüzünle seslenir ama mutlulukla, umutla, özlemle beslenir.

Şiir büyüdür
Ne melek kanadı ne de şeytan tüyüdür
Şairlerin onuncu köyüdür
Değirmeninde düşünce, duygu öğütür
Sevdasıyla insanları o doğurur, o büyütür.

NEDİR ŞİİR: Bulanmadan akan bir ırmak; kötülüğe, çirkinliğe karşı koymaktır şiir.
Nedir şiir: Akıllı bir divane, aşk içilen meyhane, duygularını doyurmak, yaşadığını duyurmak için bahanedir şiir.
Erhan Tığlı
erhantigli@mynet.com

ÇAĞRIM


"Kalenin ardı bayır, gülü dikenden ayır/ Yar Allahın seversen/Beni herkesten ayır" diyor bir türkümüz. Ben de diyorum ki: Hadi gül dikenler! Sizi gül dikmeye çağırıyorum. İyiyi kötüden, çirkini güzelden ayırın. Gül dikmeyi çoğaltırsak, gülün hatırı için dikenlerine katlanırsak; ayıklarız kötü, çirkin dikenleri bahçemizden. Gül dikmesini bilirsek, gül dikmeyi yaygınlaştırırsak cennet olur bu dünya; görmesini bilenlere gerçek olur o rüya.

Sevdalıyım Dostlar


SEVDALIYIM

Sevdalıyım dostlar sevdalı
İş başında akan karanfil tere
Irmaklaşan gül ele
İşçi mustafaya köylü mehmede.
***
Sevdalıyım dostlar sevdalı
Emeğin sevgili sümbülüne
İnancın gür ekinine
Gazeteci murada sanatçı osmana.
***
Sevdalıyım dostlar sevdalı
Çabanın altın başağına
Umudun üzüm bağına
Öğretmen nurana öğrenci canana.
***
Sevdalıyım dostlar sevdalı
Halkıma!