Follow by Email

25 Aralık 2013 Çarşamba

Söz Meclisten Dışarı: İnsanlığa bak...

Söz Meclisten Dışarı: İnsanlığa bak...: İNSANLIK LAFTA KALDI Yeğeni kadın döver “aferin” der dayısı Şenlikte(?), kutlamada(!) ... Kim vurduya giderler Yoldan gelip geçenler Sila...

Söz Meclisten Dışarı: Fuzuli ile BAKİ

Söz Meclisten Dışarı: Fuzuli ile BAKİ: Gönül güneşi geldiğinde tüm ışıklar fuzuli, canlar fanidir ama aşklar bakidir.

15 Aralık 2013 Pazar

BİRMİLYONKALEM: Kaz Kadar Olamıyoruz!

BİRMİLYONKALEM: Kaz Kadar Olamıyoruz!: KAZ KADAR OLAMIYORUZ... Kaz, eti, yumurtası yenen güzel bir kuştur. Kaz tüyleri süs olarak kullanılır. Kaz kızartması, kaz ciğeri çok...

13 Aralık 2013 Cuma

GÜNDÜZÜM GECEM

GECEM GÜNDÜZÜM




Gidişin gecedir

Gelişin gündüz

Ayrılığın fırtınadır

Dönüşün meltem

Aşkın ecedir

Dostluğun şiir...

Gönlümün duvarını süsler

Güzelliğinin yaptığı tablo

Yaz kış hiç kurumaz

Bahçeme diktiğin çiçekler

7 Aralık 2013 Cumartesi

Gülen Güzel...

Arpa buğday geç olur
güzeller güleç olur
güzellerin gülüşü
dertlere ilaç olur

15 Kasım 2013 Cuma

Orhan Velinin Gelirli Şiirine Nazire

ORHAN VELİ’nin Gelirli Şiirine Nazire




“İstanbul’dan ayva da gelir nar gelir

Döndüm baktım bir edalı yâr gelir

Gelir desen dar gelir...

Aman aman dayanamam

Bu iş bana zor gelir!”

Böyle demiş şair Orhan Veli.

Şimdi devir değişti...

İstanbul’dan gelmez artık ayva, nar

Ancak çevre kirliliği, gürültü gelir...

Bir edalı yâr gelir ama

Burnu kaf dağındadır

Ve de bizim gibilere birkaç beden bol gelir!

Kızları İstanbul gibidir yedi tepenin;

Tepeden bakar çulsuzlara

Ne insaf merhamet ne de aman bilir...



14 Kasım 2013 Perşembe

13 Kasım 2013 Çarşamba

Vicdan ile Cüzdan

VİCDAN ile CÜZDAN...








Vicdan cüzdana girdi



Dostluk mezarda



Sevgiye nazar değdi(!)



Yorgan döşek yatıyor



İnsanlık haraç mezat



Satılıyor pazarda









11 Kasım 2013 Pazartesi

4 Kasım 2013 Pazartesi

SAVAŞ ÇOCUĞU

SAVAŞTAKİ ÇOCUK




Masallarda üç elma düşerdi gökten

Şimdi üstüne bombalar düşüyor

Mermi yağıyor yağmur yerine

Hem yanıyor hem üşüyor

Gazze’de, Suriye’de, Irak’ta...

İnsanlığın cehenneme gömüldüğü

Bütün yörelerde

Bahar nedir bilemeden

Gazele dönen çocuk

Kurtulsa bile yarasız beresiz

Bu dikenli gerçeklerden

Kör topal yaşıyor

Kocaman adamların

Bu kadar küçülmelerine

Şaşıyor...

19 Ekim 2013 Cumartesi

Doğaya kıymayın efendiler!
Yoksa deprem, sel, erozyon olur
yıkar evinizi başınıza
acı biber doğrar tatlı aşınıza!

AskMen - Nicole Neal Üstünü Çıkardı | Mynet Dizi

AskMen - Nicole Neal Üstünü Çıkardı | Mynet Dizi

17 Ekim 2013 Perşembe

Gül de Gül açtır

Gülelim gülüşelim
mutluluğu bölüşelim
sevgi ve dostluğumuz
yayılsın dört bir yana
güllere dönüşelim

11 Ekim 2013 Cuma

BENCİL...

Kimseyle ilgilenmiyorum diye bencil diyorlar bana
oysa ben sencilim
nereye baksam seni buluyor, seni görüyorum orada

2 Ekim 2013 Çarşamba

GÜLDÜR...

Aç dostluk çeşmesini
akıt suyunu güldür güldür
eğer insanım diyorsan
tuzu kuruyu değil
acı çekeni güldür.

27 Eylül 2013 Cuma

GELİN DOSTLAR GELİN

Gelin dostlar gelin
sevgi deryasına dalalım doludizgin
cümbür cemaat
çöl kafalılara inat
Çevremizi ve kişiliğimizi
çiçeklerle bezeyelim
yaşamayı edelim gelin

MİZAH HABER: SEFER SELVİ ÇİZİYOR...

MİZAH HABER: SEFER SELVİ ÇİZİYOR...: SEFER SELVİ (27 Eylül 2013-Evrensel)

MİZAH HABER: MUSTAFA BİLGİN ÇİZİYOR...

MİZAH HABER: MUSTAFA BİLGİN ÇİZİYOR...: MUSTAFA BİLGİN (27 Eylül 2013-Aydınlık)

15 Eylül 2013 Pazar

GEL DENİZ GEL

GEL DENİZ GEL




Gel deniz gel

Al beni koynuna

Sarılayım sımsıkı boynuna

Öpsün okşasın benliğimi dalgaların

Su sızmasın aramızdan

Mutluluk şarkıları söylesin martıların

Gel deniz gel

Öyle bir gel ki

Çiçeklesin ruhumuzu

Güzelliğinin yakamozu

Tutkumuz çağlayan olsun

Duygularımız sel



24 Ağustos 2013 Cumartesi

DERLER...

Bağlamaya saz derler
hadi çal biraz derler
sevenler güvercindir
sevmeyene KAZ derler!

11 Ağustos 2013 Pazar

Gülünen düşünen fıkralar

HİTLER Hitler üç esir yakalamis, Ingiliz, Fransiz ve bir Yahudi. - "Size soru soracagim, bilirseniz sizi birakacagim" demis. Ingiliz'e sormus - "Titanik kaç yilinda batti?" Ingiliz hemen cevap vermis - "1912" diye. Hitler göndermis Ilgiliz'i. Fransiz'a sormus bu kez: - "Titanik'te kaç kisi öldü?" Fransiz cevap vermis - "1050". - "Tamam, sen de gidebilirsin" diye özgür birakmis. Ve Yahudi'ye dönmüs; - "Say lan isimlerini!"
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ustada sormuslar kırılan kalp yine sever mi ?
Ustad da; Evet demis...
-Adam Peki demis,
-Ustadım siz hic kırılan bardaktan su ictiniz mi?
Ustad da cevap vermis;
Peki Sen hiç bardak kırıldı diye su icmekten vazgectin mi ?
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Fırtına felaket.. Uçak öyle bir türbülansa girmiş ki, her yer zangır zangır sallanıyor..
Korkudan sapsarı olmuş yolcu, bakmış yanında bir rahip oturuyor..
"Bir şeyler yapsanıza Peder" demiş, yalvarır gibi..
Rahip istifini bozmadan cevap vermiş.. "Ben yönetimde değil pazarlamadayım.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

İNCİR...


Efemin kızanları
subay mıdır er midir
Şu Aydının inciri
bal mıdır şeker midir
İncirin en iyisi
Nazillide yetişir
Nazillinin kızları
İncir yer güzelleşir

27 Temmuz 2013 Cumartesi

22 Temmuz 2013 Pazartesi

YAŞAMAK...

Güzellikler gönlümüzde kök salmazsa
ve de benliğimizde sevgiye saygıya yer kalmazsa
tadı olmaz ne baharın ne yazın
akordu bozulur yaşama adlı sazın

10 Haziran 2013 Pazartesi

Böylesini Gördünüz mü?

BÖYLESİNİ GÖRDÜNÜZ MÜ?


Bir kadının “böylesi” adını verdiği bir köpeği vardı. Sahibi banyodayken köpek aralık bulduğu kapıdan dışarı kaçıverdi. Kadın bunun farkına vardı ve arkasından koşmak istedi ama çıplak olduğu aklına geldi. Aceleyle boy aynasını söküp önüne koyarak köpeğini aramaya başladı. O telaşla aynanın kendisini değil çerçevesini almıştı. Bundan haberi olmadığı için rahat hareket ediyor, “Böylesi, neredesin, çık ortaya, böylesi! “diye bağırıyordu.

Karşısına bir adam çıktı, kadın ondan medet umdu, “Böylesini gördünüz mü acaba?” diye sordu, adam dudak bükerek kadını baştan aşağıya süzdü:

“Çok gördüm ama böyle çerçevelisini görmemiştim” dedi.

İşte bu fıkrada olduğu gibi, kral çıplak ama farkında değil!

Çok iktidar gördük ama bankaları, fabrikaları satıp, basınla, aydınlarla, işçi ve memurlarla, yargıyla kavga eden, kendisine oy vermeyen vatandaşlarını küçük gören, dışlayan, doğa aşığı gençleri çapulcu olarak niteleyen, iğneden ipliğe her şeye zam yapılmasına ses çıkarmayan ama kendisine muhalefet eden kişileri gaza boğan, çöle çevirdiği çevreyi güllük gülistanlık gösteren bir iktidar görmemiştik şimdiye kadar...

Onu da gördük çok şükür!

Erhan Tığlı

*********

7 Haziran 2013 Cuma

Ödüllü Fıkralar

Hava Yollarında yemek servisi zamanı. Hostes en öndeki adama kibarca gülümseyerek sordu:


- Yemek ister misiniz efendim?

Kendini lokantada zanneden yolcu servis masasına baktı:

- Seçeneklerim neler?

Hostes yine kibarca gülümseyerek seçenekleri sundu:

- Evet veya hayır.



*

3 üncü lük ödülü



Bir alışveriş merkezindeyiz. Yaşlı bir hanım tavuk reyonunda bir türlü istediği kadar büyük bir tavuk bulamayınca, onu izleyen reyon

görevlisine söylendi:

- Bu tavukların daha büyük olmaları mümkün değil mi?

Görevli tonton teyzeye takılmadan edemedi:

- Mümkün değil teyze, onlar ölü.



*



2 nci lik ödülü



Kamyon sürücüsü 'dikkat, alçak köprü' ikaz levhasını fark ettiğinde iş işten çoktan geçmişti. Olanca hızıyla üst köprüye bindirdi ve orada

sıkıştı kaldı. Arkasında kilometrelerce araç kuyruğu oluştuktan sonra trafik/kurtarma ekibi nihayet geldi. Kurtarıcı işine başlarken polis

de gözleri sıkışmış kamyonda, sürücüye yaklaşarak söze girmiş olmak için sordu:

- Köprüye sıkıştınız, he?

Sürücü canı burnunda homurdandı:

- Yo, köprü taşıyordum, mazotum bitti.



*



1 inci lik ödülü



Trafik kuralı ihlali yapan kimsenin çıkmadığı uzun bir nöbetin sonunda polis nihayet aşırı hız yapan bir aracı durdurdu. Sürücü camı açtı.

Ruhsat ve ehliyetini uzattı. Polis ceza makbuzunu cebinden çıkarırken keyifle gülümsedi.

- Sizi bütün gün bekledim.

Sürücü nasıl olsa cezamı öyle ya da böyle çekeceğim rahatlığıyla, iç çekerek cevap verdi.

- Anlıyorum memur bey. Elimden geldiği kadar hızlı gelmeye çalıştım ben de.

Polis, dakikalar süren gülmesi kesilmeyince adama eliyle git, işareti yaptı.

28 Mayıs 2013 Salı

Hatırlama

Sevilen bir müziği ya da şiiri dinlerken, resmi seyrederken ruh olur uçan kuşlara eş
gönlümüze doğar pırıl pırıl bir güneş...

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Şarkı:Ömrümce Hep adım adım...






İstanbul'un Yeni Adları

 İSTANBUL"un semtleri için önerilen isimler belli oldu :
* Acıbadem............Hacıbadem * Avcılar.................Hacılar * Bağlarbaşı...........Bağlabaşını * Bebek..................Nurtopu * Çarşamba............Cuma * Doğancılar...........Erdoğancılar * Fatih.....................Vahdettin * Fındıklı.................Zındıklı * Habipler................İmamhatipliler * Harbiye.................Takıyye * Harem...................Namahrem * Haydarpaşa..........Haşama * İkitelli.................... İkifesli * Kandilli..................Ampullü * Kartal....................Deve * Kasımpaşa............Tayyippaşa * Kızıltoprak.............Yeşiltoprak * Mahmutpaşa..........Mahmuthoca * Merter....................Mehter * Moda.....................Tesettür * Nişantaşı................Nurtaşı * Salıpazarı.............. Cumapazarı * Sarıgazi................. Sarıklıgazi * Tarabya................. Takunya * Ulus.........................Ümmet *Unkapanı............... Unakıtanı

21 Mayıs 2013 Salı

BÜYÜLEYEN ŞİİRLER

“BÜYÜ”LÜ ŞİİRLER




Yazar, ozan Erhan Tığlı 1941 Nazilli doğumlu olup onlarca yapıtıyla üretkenliğini kanıtlamaktadır. Yeni yapıtı “BÜYÜ”de coşkulu, düşündürücü şiirleriyle ilgi çekmektedir...

Ozan, içtenlikle, açıklıkla yazdığı şiirlerde güzelliği yakaladığını kanıtlıyor. Sevgili ararken alın terini, emeği, doğayı kucakladığın anlıyoruz. İlkyazla gelen güzelliğin ayırtına varırken: “Saklambaç oynar böcekler/yaşamak şiire dönüşür/...Doğanın neşesi bahar/Bahar hayat bulur çocuklarla”(s.7) der. Hüzünle arası iyi değildir. “Hüzün çekil git başımdan/yükünüzü çekemiyorum” (s.7) diye seslenir ve mutluluğunu doğada aramaya çıkar. Kitabına ad olan “Büyü” şiirindeki çocuğa seslenişi de anlamlıdır: “Büyü çocuğum büyü/Çek yalanın üstünden/Aldatıcı kara örtüyü/Büyü çocuğum büyü/Kur güzelliğe köprüyü/Çözülsün karanlık büyü...” (s.10). Ozan şiire öyle güvenir ki, dünyanın şiirle güzelleşeceğini vurgular ve doğruya iyiye güzele çağırır insanları: “Hadi dostlar el ele verelim gelin/Evrenimizde şiirler şarkılar essin/Yakamoz düşünceler/Gökkuşağı duygularla/Yaşamayı edelim gelin/Doruğuna çıkalım hep birlikte/Doğrunun iyinin güzelin/Sımsıcak bir sevda soluğuyla/Türküleşsin dünya...” (s.12-13). Ozan yaşamanın şaha kalkmasını, sevinçlerin kanatlanmasını, güneşin doğmasına bağlar.

Erhan Tığlı, şiirlerinde uyaklara, iç seslere özen gösterirken yalın, açık bir dil kullanır. Şarkının, türkünün sesini duyar gibi oluruz onun şiirlerinde: “Öyle bak öyle bak ki gözlerime/ Gözlerin gözlerimde iz bıraksın.// Öyle sev öyle sev ki beni/Gönlüm gönlünde iz bıraksın...” (s.16). “Gece Bulut Olmuştu” şiirinde, bir yerde, Edip Cansever’i anımsıyoruz: “...Adam gönlündeki kadehe yalnızlığını, kimsesizliğini/Çaresizliğini koyuyor koyuyor koyuyordu/Kadeh bir türlü dolmuyordu/O, içkiyi değil, kadeh onu içiyordu...” (s.18). Özlemlerine ateşböcekleri kona ozan, İstanbul sevgisini, sevgilisiyle bütünleştiriyor. “İster” şiirinde şöyle diyor: “Mide açsa yemek ister/Mutlu olmak emek ister/Gerçekleri gören çoktur/ Söylemeye yürek ister”(s. 25)...

Ozan aydınların sorumluluklarını bilmesini ister ve Rıfat Ilgaz’ı anımsatarak “Aydın mısın” diye seslenir ve dünyanın çiçeğe uzanan ellerle, sevilerle, barışla güzelleşeceğini vurgular, özveriye, erdeme önem verir. Barış estiğinde her şeyin iyi olacağını muştular: “...Ben esince gül açar özgürlük/Çiçeklenir insan kardeşlerim/Uyanır derin uykularından/Pırıl pırıl sabahlara/Ben doğunca uçmaya başlar kuşlar/Başlar aydınlık bir yolculuk/Erdem özveri ülkesine...” (s.39). Şiiri, sanatı seven insan, yalnızlığını kolay yenecektir, gönlüne yıldızların yağdığını görecektir. Ozan, bu duygu ve düşüncelerle sürdürür şiirini, önemli saptamalarda bulunur, sevinin gurbetinde dolaşır durur, seviyi arar: “Aşk, sevenlerin kalbinde/Bülbülün gülünde/Şairin şiirinde/Çapkınların ise sadece dilindedir...” (s.53).

Sevdiğini düşünürken göle ceylan indirir, kuşlar konar gölünün çiçeklerine. Sevgiyle, seviyle Kaanlıkların aydınlanacağını vurgular. Umut renkli sabahlara uyanırken, güneşin her zaman doğacağını da muştular insanlığa. Ölümün bile ölmesini ister ki o zaman “...Bir ölsen ölüm/Sevinçten öleceğiz!” diye seslenir.

Ozan, yazar Erhan Tığlı, insanı kucaklayan, sevindiren, mutlu eden, yaşama sevincini çoğaltan şiirler yazıyor. “BÜYÜ”deki şiirleri herkes okumalı demekten alamıyoruz kendimizi.

(Büyü- Erhan Tığlı, Şiir, Tay Dergisi yayınları, Karabük, 1.baskı, Ocak 2013, 80 s.)

Hasan Akarsu

Türk Dili Dergisi Sayı:156 Mayıs- Haziran 2013-





16 Mayıs 2013 Perşembe

AĞIZ TADI

AĞIZ TADI




Veli Aydınlık, Aydın’ın dağ köylerinden birinde yaşıyordu. Toprakları kurak ve çorak, kendisi de yoksul olduğu için her ay Aydın iline çalışmaya gider, orada aylarca kalır, yeterli para kazanmadan gelmezdi. Gene her zamanki gibi çalışmaya gitmiş, kışın geçinecek kadar para kazandıktan sonra köyüne geri dönmüştü. Dönmüştü ama bu hiç de kolay olmamıştı. Saatlerce bir kamyonun kasasında yolculuk yapmış, eğri büğrü yollarda sarsıntıdan içi dışına çıkmış, kemikleri sızlamıştı. Üstelik kamyoncu onu yol ayrımında bırakmış, oradan köyüne gelebilmek için, sırtındaki yükle bir saat yürümek zorunda kalmıştı. Gece yarısı olmuştu. Hırsıza uğursuza çatmamak için hızla yürüyor, bir an önce evine varmak için can atıyordu.

Köye gelince kimseye görünmemek için ceketinin yakasını kaldırdı, kasketini öne eğdi. Kimseye laf anlatacak dermanı ve vakti yoktu. Kendini bir an önce yatağa atmak, yorgunluğunu gidermek istiyordu. Derken zor zahmet evine vardı, kapıyı çaldı. İçeri girer girmez aceleyle soyunup dökündü. Canının çektiği sıcacık çorbasını kaşıkladıktan sonra hemen yatağına uzandı. Çok geçmeden horul horul uyumaya başladı.

Karısı onu çok özlemişti, gelmesini iple çekiyordu. Bir tıkırtı olsa heyecanla kapıya bakıyordu. Kocası gelmişti ama hayal kırıklığına uğratmıştı kendisini. Demek ki o, kendisini pek özlememişti. Sorduğu sorulara evet, hayırdan başka bir yanıt vermiyor, pek yüzüne bakmıyordu. Hele kocası çok uykusu olduğunu söyleyip kendini yatağa atınca ne yapacağını bilemedi, eli böğründe kalakaldı. Sıkıntısını dağıtmak için dışarı çıktı, inek sağmaya gitti. İnek, sütü sağılırken huysuzluk etti. Kadın öfkesini ondan çıkardı, sırtına bir şaplak indirdi:

“Rahat dur bakayım. Canımı sıkma!” diye bağırdı.

Komşusu merakla başını uzattı, ne olduğunu sordu. Kadın asık suratla konuştu: “Aydın’dan dayı geldi

Dayı değil, ayı geldi!”

***

Ertesi günü öğleye doğru uyandı Veli Aydınlık. Uykusunu iyice almış, yorgunluğunu gidermişti. Karısını ortalarda göremeyince bahçeye çıktı, tatlı bir gerinişten sonra yüzünü yıkadı, kurulandı, “İnsanın kendi evinde olması, kendi yatağında uyanması başka oluyor canım” diye mırıldandı. “Elin yatağı kuş tüyünden bile olsa diken gibi batıyor insana. Ekmek parası kazanmak için gurbete çıkmak zorundayız. Ne yapalım? Bunu da bulamayanlar var.”

Güneş hoş geldin diye parıldıyordu. Çiçekler karşılama töreni yaparcasına allı yeşilli sıralanmışlardı, ayvalar özlemle sararmışlardı, narların ağzı kulaklarındaydı. Bahçede çalışan karsına gülerek el salladı, onu yanına çağırdı:

“Günaydın, hayırlı sabahlar, diye bağırdı. Ne yapıyorsun orada hamarat hatun! Gel yanıma biraz. Bu ne çalışkanlık böyle?”

Karısı akşamki soğukluğun etkisiyle:

“Ne günaydını bu? Akşam olacak neredeyse” diye somurttu. “Ne yapayım, çalışıyorum. Çalışmazsak aç kalırız sonra.”

“Sen çalışıyorsun da ben boş mu duruyorum, dedi Veli Aydınlık. Açlık dedin de aklıma geldi. Ben acıktım yahu! Senin tarhana çorbana hasret kaldım aylardır.”

Kadın çapayı elinden bıraktı:

“Demek aç olduğun için çağırıyorsun beni yanına. Bana değil de, tarhana çorbama hasret kaldın öyle mi? Alacağın olsun senin!” diye homurdandı.

Veli dikkatle karısının yüzüne baktı:

“Ne o, yüzünden düşen bin parça. Gözden ırak olunca, gönülden de mi ırak olduk yoksa?” diye sordu.

“Onu sana sormalı” dedi karısı. “Neydi dün geceki halin?”

Veli Aydınlık içini çekti:

“Sorma, dedi. O kadar yorgundum ki, kimseyi görecek halim yoktu. Ucuz olsun diye, bizim tarafa gelen bir kamyonla geldim. Kamyoncu daha ileriye gittiğini söyleyip beni yol ayrımında indirdi. Sırtımdaki yükle bir saat de yaya yürümek zorunda kaldım. Ayaklarıma kara sular indi. Her tarafım dökülüyordu. Kusura bakma.”

“Akşam söyleseydi ya bunu. Ben de çalıştığın yerlerde başka birini buldun, beni beğenmez oldun sanmıştım. Kıskançlıktan uykum kaçtı, sabahı zor ettim.”

“Dediğim gibi, yorgunluktan ağzımı açacak halim yoktu. Gözüm yataktan başka bir şey görmüyordu” diyerek karısını okşadı Veli. “Hiç öyle şey yapar mıyım ben? Aşk olsun! Senin yerini kim tutabilir ki. Oradakilerin hepsi boyalı bebek, senin sadeliğin hiç birinde yok. Gözleri de bizim gibi çulsuzlarda değil, arabalı, evli, bol paralı beylerde paşalarda.”

Kocasının bu sözleri kadının hoşuna gitti. Sevinçle sofrayı topladı.

“Bulaşıkları şimdi yıkama. Sonra yıkarsın” dedi kocası.

“Niye?”

“İşimiz var seninle.”

“Ne işiymiş bu?”

“Anlarsın ya! Hadi yatağı hazırla. Orada anlatayım sana ne işi olduğunu.”

“Gündüz vakti o iş olur mu, geceyi bekleseydin ya.”

“Bir dakika bile bekleyemem. Seni ne kadar özlediğimi anlayıver gayri.”

Yatağın başına gelince Veli hemen karısına sarıldı.

“Dur, ne yapıyorsun? Daha yatağı hazırlamadım. Hem bir gelen, gören olur.”

“Demek ki sen beni benim seni özlediğim kadar özlememişsin.”

“Hiç öyle şey olur mu? Gece gündüz hep seni düşündüm.”

“Öyle olsa böyle naz etmez, ipe un sermeye kalkmazdın.”

Kocasının bu sözü üzerine kadın direnmeyi, bahane üretmeyi bıraktı. Yatağa soluk soluğa düşüverdiler. Mercimeği fırına verdiler, samanlığı seyran ettiler...

Bir süre sonra kadın inek sağmaya gitti. İnek gene huysuzluk etti ama bu sefer kızmadı ona. Hayvanın budunu okşadı, “Rahat dur bakayım kınalı kızım!” dedi.

Meraklı komşu , “ Bakıyorum da yüzünde güller açıyor. Ne var, ne oldu?” diye sordu.

Kadın, ağzı kulaklarında, bülbül gibi şakıdı:

“Aydın’dan kadı geldi

Ağzımın tadı geldi!”











14 Mayıs 2013 Salı

AYNAMIZ KIRIK...

AYNAMIZ KIRIK




İnsanlığımızı yansıtan bir aynaydı aşk

Kırdılar

Yerine bencilliklerini koydular

Görmesin göstermesin diye içyüzümüzü

Gözlerini oydular

Sinirlerine dokundu

Saflığı duruluğu

Güzelliğini soydular

Enginlere yelken açan özgürlükleri

Dev aynalı apartmanlara sığdırdılar!

**

Bilmem bu işten(!?)

Ne umdular ne buldular...

ERHAN TIĞLI

erhantigli@mynet.com

******************



Çocuktan al haberi

Çocuktan al haberi

2 Mayıs 2013 Perşembe

TRAFİK CANAVARI

TRAFİK CANAVARI




Arabası dört teker

Yolculara dert eker

Barda kafayı çeker

Diriye kefen biçer

**

Arabası aynalı

Kendisi fiyakalı

Aman çekilin yoldan

Geliyor sabıkalı

**

Arabası son model

Motoru ömre bedel

Uçaklarla yarışır

Frene hiç gitmez el

**

Acaba yolda ne var

Neden günaha sokar

Evde efendi olan

Niye olur canavar?

***************

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Dünya Kanatlarımın Altında: ANGEL FALLS - Dünyanın En Yüksek Şelalesi

Dünya Kanatlarımın Altında: ANGEL FALLS - Dünyanın En Yüksek Şelalesi:      Bu yazıyı yazmamalıyım. Biri beni engellemeli. Dünyada en sevdiğim doğa harikası sadece bana ait olmalı. Ama değil ne yazık ki, bencill...

27 Nisan 2013 Cumartesi

İNSANLIK...

İNSANLIK LAFTA KALDI




Yeğeni kadın döver

“aferin” der dayısı

Şenlikte(?), kutlamada(!)

... Kim vurduya giderler

Yoldan gelip geçenler

Silah tutuşturulur

Kalem tutan ellere

Kan bulaşır güllere

Teröre kurban olur

Anasının kuzusu

...

İnsanlık rafa kalktı

Budur işin doğrusu

Gittikçe çoğalıyor

Ayıların sayısı

ERHAN TIĞLI

*************

NOT: Bu taşlamam Hürriyet  gazetesinde çıkmıştır.

25 Nisan 2013 Perşembe

ÇİÇEKLİYOR YÜREĞİMİZİ...

ÇİÇEKLİYOR YÜREĞİMİZİ


OZANLARIN DOST IŞIKLARI



Ozanların yediveren elleri

Dur diyor kötülüklere çirkinliklere

Ama kovanımızı yağma etmeye kalkan

Katran karası şer böcekleri

Görmezlikten geliyor balını

İğnesine takıyorlar kafalarını

Ama ne kadar tutsalar da

Dört duvar arasında

O kadar çok yayılır dört bir yana

Sesi nefesi bahar yeli

Söndüremez ışığını karanlık adamlar

Deniz feneri olur yıldızlı gözleri

Erhan Tığlı



20 Nisan 2013 Cumartesi

BABAYA BAK BABAYA!

18 Yaşındaki Hamile Kız


18 yaşındaki kız hamile olduğundan şüphelenir ve durumu annesine anlatır. Annesi, çok tedirgin olur ve eczaneye bir hamilelik testi almaya gider. Sonuçlar kızın hamile olduğunu gösterir.



Anne, baba çıldırmıştır, bağırır çağırırlar ve 'bunu yapan hangi domuz, bilmek istiyoruz' derler. Kız telefon açar ve yarım saat içinde bir Ferrari evin önünde durur, içinden hafif kırlaşmış saçları ve çok pahalı bir elbisenin içinde yakışıklı bi adam iner ve kapıdan içeri girer.



Anne, baba ve kızla beraber otururlar. Adam babaya dönerek konuşmaya başlar;



- Kızınız durumu anlattı, kişisel durumumdan dolayı kızınızla evlenemem. Ancak tüm sorumluluğu üzerime alıyorum. Eğer bir kız çocuğu doğarsa annesine bir ev, bir yazlık villa ve 1 milyon dolarlık bir banka hesabı, eğer bir erkek çocuk olursa birkaç fabrika ve bir milyon dolarlık bir hesap, eğer ikiz doğarsa her ikisine de 2 milyon dolarlık hesap ve bir fabrika vereceğim.



Biraz duraksadıktan sonra;



- Ancak düşük olursa... O zamana kadar sinirli bir şekilde bekleyen baba adam sözünü bitirmeden elini adamın omuzuna koyar ve;



- Sorun etme evladım, o zaman da tekrar yaparsınız.


Ne Vereyim Aabime?: Şehmus

Ne Vereyim Aabime?: Şehmus: Çocuk okula gelir her tarafı yara bere içinde, hoca sorar; - Oğlum ne oldu sana? - Babam dövdü. - Niye oğlum? - Valla bilmiyom hocam. Ak...

17 Nisan 2013 Çarşamba

CENNET ve CEHENNEM

Bir Samuray, yolda rastladığı Budist rahibe, kafasına takılan soruyu sorar;




- “Cennet nasıl bir şeydir?.. Cehennem nasıl bir şey?..”



Rahip azarlarcasına cevap verir, Samuray’a...



- “Git başımdan...” der; “Senin sorularına ayıracak vaktim yok benim...”





***





Beklemediği bu cevap karşısında sinirlenir Samuray...



Üstelik kendisine gülmeye başlayan arkadaşlarının yanında küçük düşmüştür...



Kan beynine sıçramış şekilde, kılıcına sarılır ve çekerek din adamına doğru hamle yapar...



- “Şimdi senin o kelleni gövdenden ayıracağım...” der, “Sen kiminle konuştuğunu zannediyorsun!..”



Din adamı hiç heyecana kapılmadan Samuray’ın kendisine iyice yaklaşmasını bekler...



Sonra Samuray’ın duyacağı bir şekilde sakin bir sesle söyler:



- “İşte cehennem budur!..”





***





15 Nisan 2013 Pazartesi

Turist Tavuk mu Kaz mı?

TURİST TAVUK MU KAZ MI?




Turist altın yumurta yumurtlayan tavukmuş ama biz sanırız onu kaz, yolmak isteriz biraz. Dinlemeyiz ne itiraz ne ikaz, atarız kazıkları. Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis tereyağlı(!) yemekler pişiririz, zorla yediririz. Üstüne de sunarız ekşimiş ayran, kurtlu kiraz. Çalar teneke orkestra, söyler kurbağa solist; deriz buna caz!

Çok severiz biz turistleri, bağrımıza basmak isteriz karısını kızını. Turizm gönüllüsü delikanlı alamaz hızını, biriyle dans ederken öbürünün avuçlar kalçasını. Plajda da yalnız bırakmaz, iyice yanına sokulur, onu kem gözlerden korur! Bu ekstra hizmetlerden asla para almaz, turist memnun oluncaya dek onu başka bir yere salmaz.

Tam turist mevsiminde belediye aşka gelir; yollar kazılır, turistik faaliyetlerle gözler boyanır. Tam sekiz ay yatılır, yumurta kapıya gelince ancak o zaman uyanılır...

Sen istediğin kadar bağır, istediğin kadar yaz; bizde böyledir turizm.

Ne söylesek boş; turizm mevsimi başladı, koş vatandaş koş! Atılan nutuklarla sen de coş, turistlerin gönüllerini ediver hoş. İlginle, sevginle olsunlar sarhoş...

Turist tavuk değil kaz. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!



ERHAN TIĞLI

erhantigli@mynet.com

*******************

14 Nisan 2013 Pazar

..: Zaman Zamansız

..: Zaman Zamansız: Zaman Zamansız Zamanın zamanı yoktur. Kafasına eserse yanından da eser. Bazen de bilmez akıp geçmeyi. Sen uyma o zamanlara.. ...

13 Nisan 2013 Cumartesi

Deneme...

Bir üniversitenin kütüphanesinde oğlan kızın masasına yaklaşarak yavaşça sorar: "Yanınıza oturabilir miyim?"


Kız, yüksek sesle yanıt verir:

"GECEMİ SİZİNLE BERBAT ETMEK İSTEMEM!.."



Kızın sözlerini herkes duymuş, başlarını kaldırmış,

dik dik ayaktaki oğlana bakmaktadırlar... Oğlan çok utanır ve hiçbir şey

diyemeden,şaşkın şaşkın kendi masasına geri döner...

Birkaç dakika sonra kız yerinden sessizce kalkar, oğlanın masasına yaklaşır ve ona yavaşça şöyle der:

"Ben psikoloji öğrencisiyim; demin,şaşıran bir erkeğin nasıl

tepki vereceğini öğrenmek istemiştim; bu arada sizi de herkesin önünde biraz

utandırdım sanırım, özür dilerim!"



Bu kez oğlan onu yüksek sesle yanıtlar:

"BİR GECELİĞİNE 200 DOLAR MI?.. ÇOK PARA!.."

Oğlanın dediklerini de yine herkes duymuştur ve bu kez ayaktaki kıza dik dik bakmaktadırlar ki, oğlan şoka girmek üzere olan kızın kulağına yaklaşıp şöyle fısıldar:

"Ben de hukuk öğrencisiyim: çevreye birini suçluymuş gibi nasıl gösterebilirim öğrenmek istemiştim, özür dilerim

12 Nisan 2013 Cuma

Dünya Kanatlarımın Altında: BÜYÜKADA ( İstanbul )

Dünya Kanatlarımın Altında: BÜYÜKADA ( İstanbul ):                    İstanbul'da yaşayanlar için Büyükada'yı gezi listeme dahil etmem biraz garip kaçabilir, bizler...

İnternet Aşkı...

İNTERNETTİR Benim Tek Aşkım




Hiçbir şeye bağlanmadım sana bağlandığım kadar...

Sabah akşam yanımda, gece düşümdesin

Her zaman her yerde aklımda fikrimde peşimdesin

Sensin bana televizyon telefon radar...

Kimi zaman oyun oynarım türlü çeşitli

Kimi zaman bilgi edinir, şarkı dinlerim

“Taht kurmuşsun kalbimde, en güzel yerimdesin” derim

Uzaklarda değil, hem elimde gözümde hem de içimdesin

Sadece bir tık ötedesin...

Sanalsın ama en somut gerçeğimsin

Sana dokunmadan yaşamak bana haram

Sensin aşkım hayatım her şeyim!



Erhan Tığlı

10 Nisan 2013 Çarşamba

Gülden Köprü

İnsanlarla aramızda duvar örmeyelim, köprü kuralım
o köprü gülden
Sevgi ve dostluğumuz göstermelik değil
gönülden olsun!

5 Nisan 2013 Cuma

Dostlukların çok tenhadır yolları gelen olmaz bomboş kalır kolları
AŞK kayboldu, ne gören var ne bilen
boşuna arama karakolları