Follow by Email

27 Nisan 2018 Cuma

ALLI GÜLLÜ DİZELER

ALLI GÜLLÜ DİZELER
Gülleri allanıyor
Pek nazlı sallanıyor
O yârin güzelliği
Sevdayla ballanıyor
***
Canan yoksa can üşür
Karga baykuş gülüşür
Eğer bülbülü yoksa
Gönlündeki gül üşür
***
Gözün yüzün dudağın
Allı yeşilli halı
Göğsündeki güllerin
Ben olayım hamalı
***
Hiç solmasın gönlünün gülleri
Ötsün dalında mutluluk bülbülleri
***
Ben sana sadece bir gül vermem
Gönlümün gül bahçesini
Tümüyle armağan ederim
Yeter ki bana bir kerecik gülüver!

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve çiçek

26 Nisan 2018 Perşembe

ACI GERÇEKLER

Cehennemden korkuyoruz ama dünyayı cehenneme döndürmekteyarışıyoruz!
Cennet doğayı kirletiyor, doğal güzelliklerin ırzınageçiyoruz...
Rahat huzur batıyor bir yerlerimize, kavgasız gürültüsüzyaşayamıyoruz!
Gözlerimizi kamaştırıyor sevginin ve dostluğun ışığı
Savaşın kinin nefretin karanlığına sığınıyoruz...
Özveriyi erdemi çöpe atıp bencilliği tahta çıkarıyoruz!
Ondan sonra da “Biz niye böyle olduk?” diye dövünüyoruz...
Erhan TIĞLI

24 Nisan 2018 Salı

ANLAYANA!

Her zaman ayı yiyor
armudun iyisini
Gözünü açmayanın
Yüzerler derisini
İnsanlık mı, o da ne?
Çoktan kayboldu
gören yok kendisini...
Para padişah oldu
bencillik imparator!
Anlayın gerisini...



22 Nisan 2018 Pazar

HELVA HANIM

HELVA HANIM
Konuya girmeden önce sorayım. Helvayı sever misiniz? Ben pek severim. Taze ekmekle helva çok iyi olur. El gücüyle çalışanlar helva ekmek yiyince enerji toplarlar, yorgunluklarını unuturlar. Çeşit çeşit helva vardır: Koz helvası, tahin helvası, irmik helvası, yaz helvası, cevizli helva, çikolatalı helva, kar helvası, keten helva...(Yandı gülüm keten helva diye de bir deyim var.)
Nasrettin Hoca yağan karı alıp içine pekmez koyuyor, kar helvası yaptığını söylüyor. Tadanlar beğenmiyorlar. Hoca onlara hak veriyor, “Yaptım ama ben de beğenmedim” diyor!
Dedemin anlattığı bir fıkra var.
Bir Fransız turist Konya’ya geliyor. Bir helvacı dükkânının önünden geçerken vitrindeki helvalar dikkatini çekiyor. Onlarda böyle bir şey olmadığı için bunların ne olduğunu merak ederek içeri giriyor. Dükkân sahibine,” Kes köse?” (Bu nedir) diye soruyor.
Adam onun “Kes bir parça” dediğini sanıyor ve helvadan kesip veriyor. Turist helvayı yedikten sonra bir daha “Kes köse?” diyor. Adam kesip veriyor. Turist bir daha “Kes köse?” deyince bizimki kızıyor: “Kese kese helva kalmayacak be! Sen buraya alışveriş etmeye mi geldin, bedava helva yemeye mi?” diyerek turisti kovuyor.
Dostlarımız helvamızı yemek isterler. Hastalanan arkadaşlarına, “Helvanı ne zaman yiyeceğiz?” derler. Neden böyle diyorlar biliyor musun? Biri ölünce hayır olsun diye arkasından helva dağıtırlar da ondan. (Ne kötü şaka değil mi bu!)
Her ortama uyduklarını belirtmek isteyenler, “Ben helva demesini de bilirim, halva demesini de” derler. (Anadolu’nun kimi yerlerinde helvaya halva, elmaya alma derlermiş.)
Gerçi konuyu çok dağıtmış olacağım ama yeri gelmişken, bu konuda bir şey anlatmak istiyorum. Satıcının biri elma satıyormuş, öbürü de yoğurt. Yoğurtçu, “Tatlı yoğurt!” diye bağırırken elmacı da kendi ağız biçimiyle, “Ekşidir alma” diye ekşi elma sattığını belirtmek istiyormuş ama yoğurtçu bunu yanlış anlamış, onun yoğurduna ekşi dediğini sanmış ve kavgaya tutuşmuşlar. Zor ayrılmışlar.
Gelelim helvamıza. Helvacı türküsünü biliyor musunuz? Bilmiyorsanız söyleyivereyim.
“Kara koyun etli olur
Kavurması tatlı olur
Buralarda yâr seven
Ölmez ama dertli olur.
Helvacı helva!
Keten tohumlu helva
Şeker lokumlu helva!”
Helvadan niye bu kadar söz ediyorum da asıl konuya hemen girmiyorum? Helvayı çok sevdiğim için, sözünü ederken yemiş gibi oluyorum da ondan. Bizimkilerin kilo, kolesterol
sorunu olduğu için evimize helva girmiyor uzun zamandır.
Bu kadar giriş yeter. Şimdi öyküme geliyorum.
Almanya’ya giden bir işçimiz orada Helga adında bir Alman kızıyla evleniyor. Bir süre sonra Türkiye’ye dönüyorlar, bir ev alıp temelli kalmaya başlıyorlar. Alman kızı Türkçe öğreniyor ama tam değil. Daha birçok eksiği oluyor. Konuşma biçimi de Türklere uymuyor. Çevredeki kadınlarla tanıştırırlarken Ayşe Teyze ona adını soruyor. Helga helva der gibi,”Helga” diyor. Teyzemiz, “Helva mı? Benim adım da baklava!” diye espri yapıyor. Bu olaydan sonra Helga’nın adı Helva olarak kalıyor. Eski adı unutuluyor.
Helva hanım kocasının gözüne girmek için Türk yemekleri yapmak istiyor. Bir yemek kitabı satın alıp oradaki tariflere bakarak yemek yapmaya başlıyor. Kitapta yemek için gereken malzemeler sayılırken bazı adların yanına “arzuya göre” yazılmıştır. Bunu da bir yemek malzemesi sanan Helva hanım çarşıdaki bütün dükkânları dolaşıp “arzuya göre” yi arıyor, tabii bir türlü bulamıyor. Çaresiz, “arzuya göre” olmadan yemek yapmak zorunda
kalıyor. Merakla kocasını bekliyor. Kocası geliyor, yemek yerken beğendi mi acaba diye sürekli kocasının yüzüne bakıyor Helva hanım. Bir şey anlayamayınca daha fazla bekleyemiyor, kocasına yemeği nasıl bulduğunu soruyor.
“Çok güzel olmuş. Eline sağlık” diyor erkek.
Bu sözlere inanamıyor Helva hanım.
“Gerçekten beğendin mi, yoksa beni üzmemek için böyle mi söylüyorsun?” diye soruyor kocasına.
“Beğendim tabii. Sana niye yalan söyleyeyim?” diyor erkek.
“Aslında bu yemeğin bir eksiği var” diyor Helva hanım.
Erkek dudak bükerek:
“Ben bir eksik bulamadım. Neymiş o?” diye soruyor.
“Kitapta arzuya göre de var ama aradım, bir türlü bulamadım” diye önüne bakıyor kadın.
“Arzuya göre diye bir yemek malzemesi duymadım ben. Getir şu kitabı da bakalım içine” diyor adam.
Kadın yemek kitabını getirip gösteriyor.
Erkek gülmeye başlıyor.
Kadın bozuluyor, onun alay ettiğini sanıyor. Erkek gerçeği açıklamak zorunda kalıyor:
“Arzuya göre demek; isteğe bağlı, isteyen koyar, istemeyen koymaz demektir” diyor.
Türkçeyi iyi bilmediği için boşu boşuna arzuya göre aradığını anlayan Helva hanım da gülmeye başlıyor. Birlikte öyle gülüyorlar ki bu gülüş tatlı yerine geçiyor, yemeğin üstüne tatlı yemiyorlar artık.