Follow by Email

22 Nisan 2018 Pazar

HELVA HANIM

HELVA HANIM
Konuya girmeden önce sorayım. Helvayı sever misiniz? Ben pek severim. Taze ekmekle helva çok iyi olur. El gücüyle çalışanlar helva ekmek yiyince enerji toplarlar, yorgunluklarını unuturlar. Çeşit çeşit helva vardır: Koz helvası, tahin helvası, irmik helvası, yaz helvası, cevizli helva, çikolatalı helva, kar helvası, keten helva...(Yandı gülüm keten helva diye de bir deyim var.)
Nasrettin Hoca yağan karı alıp içine pekmez koyuyor, kar helvası yaptığını söylüyor. Tadanlar beğenmiyorlar. Hoca onlara hak veriyor, “Yaptım ama ben de beğenmedim” diyor!
Dedemin anlattığı bir fıkra var.
Bir Fransız turist Konya’ya geliyor. Bir helvacı dükkânının önünden geçerken vitrindeki helvalar dikkatini çekiyor. Onlarda böyle bir şey olmadığı için bunların ne olduğunu merak ederek içeri giriyor. Dükkân sahibine,” Kes köse?” (Bu nedir) diye soruyor.
Adam onun “Kes bir parça” dediğini sanıyor ve helvadan kesip veriyor. Turist helvayı yedikten sonra bir daha “Kes köse?” diyor. Adam kesip veriyor. Turist bir daha “Kes köse?” deyince bizimki kızıyor: “Kese kese helva kalmayacak be! Sen buraya alışveriş etmeye mi geldin, bedava helva yemeye mi?” diyerek turisti kovuyor.
Dostlarımız helvamızı yemek isterler. Hastalanan arkadaşlarına, “Helvanı ne zaman yiyeceğiz?” derler. Neden böyle diyorlar biliyor musun? Biri ölünce hayır olsun diye arkasından helva dağıtırlar da ondan. (Ne kötü şaka değil mi bu!)
Her ortama uyduklarını belirtmek isteyenler, “Ben helva demesini de bilirim, halva demesini de” derler. (Anadolu’nun kimi yerlerinde helvaya halva, elmaya alma derlermiş.)
Gerçi konuyu çok dağıtmış olacağım ama yeri gelmişken, bu konuda bir şey anlatmak istiyorum. Satıcının biri elma satıyormuş, öbürü de yoğurt. Yoğurtçu, “Tatlı yoğurt!” diye bağırırken elmacı da kendi ağız biçimiyle, “Ekşidir alma” diye ekşi elma sattığını belirtmek istiyormuş ama yoğurtçu bunu yanlış anlamış, onun yoğurduna ekşi dediğini sanmış ve kavgaya tutuşmuşlar. Zor ayrılmışlar.
Gelelim helvamıza. Helvacı türküsünü biliyor musunuz? Bilmiyorsanız söyleyivereyim.
“Kara koyun etli olur
Kavurması tatlı olur
Buralarda yâr seven
Ölmez ama dertli olur.
Helvacı helva!
Keten tohumlu helva
Şeker lokumlu helva!”
Helvadan niye bu kadar söz ediyorum da asıl konuya hemen girmiyorum? Helvayı çok sevdiğim için, sözünü ederken yemiş gibi oluyorum da ondan. Bizimkilerin kilo, kolesterol
sorunu olduğu için evimize helva girmiyor uzun zamandır.
Bu kadar giriş yeter. Şimdi öyküme geliyorum.
Almanya’ya giden bir işçimiz orada Helga adında bir Alman kızıyla evleniyor. Bir süre sonra Türkiye’ye dönüyorlar, bir ev alıp temelli kalmaya başlıyorlar. Alman kızı Türkçe öğreniyor ama tam değil. Daha birçok eksiği oluyor. Konuşma biçimi de Türklere uymuyor. Çevredeki kadınlarla tanıştırırlarken Ayşe Teyze ona adını soruyor. Helga helva der gibi,”Helga” diyor. Teyzemiz, “Helva mı? Benim adım da baklava!” diye espri yapıyor. Bu olaydan sonra Helga’nın adı Helva olarak kalıyor. Eski adı unutuluyor.
Helva hanım kocasının gözüne girmek için Türk yemekleri yapmak istiyor. Bir yemek kitabı satın alıp oradaki tariflere bakarak yemek yapmaya başlıyor. Kitapta yemek için gereken malzemeler sayılırken bazı adların yanına “arzuya göre” yazılmıştır. Bunu da bir yemek malzemesi sanan Helva hanım çarşıdaki bütün dükkânları dolaşıp “arzuya göre” yi arıyor, tabii bir türlü bulamıyor. Çaresiz, “arzuya göre” olmadan yemek yapmak zorunda
kalıyor. Merakla kocasını bekliyor. Kocası geliyor, yemek yerken beğendi mi acaba diye sürekli kocasının yüzüne bakıyor Helva hanım. Bir şey anlayamayınca daha fazla bekleyemiyor, kocasına yemeği nasıl bulduğunu soruyor.
“Çok güzel olmuş. Eline sağlık” diyor erkek.
Bu sözlere inanamıyor Helva hanım.
“Gerçekten beğendin mi, yoksa beni üzmemek için böyle mi söylüyorsun?” diye soruyor kocasına.
“Beğendim tabii. Sana niye yalan söyleyeyim?” diyor erkek.
“Aslında bu yemeğin bir eksiği var” diyor Helva hanım.
Erkek dudak bükerek:
“Ben bir eksik bulamadım. Neymiş o?” diye soruyor.
“Kitapta arzuya göre de var ama aradım, bir türlü bulamadım” diye önüne bakıyor kadın.
“Arzuya göre diye bir yemek malzemesi duymadım ben. Getir şu kitabı da bakalım içine” diyor adam.
Kadın yemek kitabını getirip gösteriyor.
Erkek gülmeye başlıyor.
Kadın bozuluyor, onun alay ettiğini sanıyor. Erkek gerçeği açıklamak zorunda kalıyor:
“Arzuya göre demek; isteğe bağlı, isteyen koyar, istemeyen koymaz demektir” diyor.
Türkçeyi iyi bilmediği için boşu boşuna arzuya göre aradığını anlayan Helva hanım da gülmeye başlıyor. Birlikte öyle gülüyorlar ki bu gülüş tatlı yerine geçiyor, yemeğin üstüne tatlı yemiyorlar artık.

21 Nisan 2018 Cumartesi


Bahara döndürür mevsimimizi sevincimiz
Çocukların güldüğü gülüştüğü ülkede
Yediveren güller açar bahçelerimizde
Kuşlar uçar umut yüklü maviliklerde
Yakamozlar yağar denizlerimize

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

16 Nisan 2018 Pazartesi

Turist Ördek mi Kaz mı?!

Turist altın yumurta yumurtlayan tavukmuş ama biz sanırız onu kaz, yolmak isteriz biraz. Dinlemeyiz ne itiraz ne ikaz, atarız kazıkları. Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis tereyağlı(!) yemekler pişiririz, zorla yediririz. Üstüne de sunarız ekşimiş ayran, kurtlu kiraz. Çalar teneke orkestra, söyler kurbağa solist; deriz buna caz!
Çok severiz biz turistleri, bağrımıza basmak isteriz karısını kızını. Turizm gönüllüsü delikanlı alamaz hızını, biriyle dans ederken öbürünün avuçlar kalçasını. Plajda da yalnız bırakmaz, iyice yanına sokulur, onu kem gözlerden korur! Bu ekstra hizmetlerden asla para almaz, turist memnun oluncaya dek onu başka bir yere salmaz.
Tam turist mevsiminde belediye aşka gelir; yollar kazılır, turistik faaliyetlerle gözler boyanır. Tam sekiz ay yatılır, yumurta kapıya gelince ancak o zaman uyanılır...
Sen istediğin kadar bağır, istediğin kadar yaz; bizde böyledir turizm.
Ne söylesek boş; turizm mevsimi başladı, koş vatandaş koş! Atılan nutuklarla sen de coş, turistlerin gönüllerini ediver hoş. İlginle, sevginle olsunlar sarhoş...
Turist tavuk değil kaz. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!
ERHAN TIĞLI


Bakışlar Neler Söylüyor?!

Bakış... 
Gönülden gönüle akış 
Bakış... 
Güzelliğe alkış 
Bakış... 
Eder sözlerle yarış 
Bakış... 
Aradaki buzları eritmek için ateş yakış 
Bakış...
Limandan kalkış, enginlere dalış
Bakış...
Yerine göre bahar ya da kara kış
Bakış...
Yakaya karanfil, gül takış
Bakış...
İlişkilere çivi çakış
Bakış...
Dostlarla barış, düşmanlara taş atış! 




SÖZLÜ GÜZELLİKLER

Bilge kendi mutluluğunun ustasıdır
Plautus
Kitap zeka çeşmesidir
Plautus
Aşk bir bedende iki ruh, dostluk iki bedende bir ruh
Joseph Roux
Ağaçlar toprağın göğe yazdığı şiirlerdir
Yaşamak aramaktır içndeki defineyi
Daima ara...Bugün altın ararken bakır bulursun, yarın bakır ararken altın.
Yorumlas

14 Nisan 2018 Cumartesi

GEL BAHAR GEL!



Gel bahar gel
Gel de düşsün aşkın cemresi
Havama suyuma toprağıma
Şenlensin gönlümün bahçesi
Şiir yüklü çiçeklerinle
Gel bahar gel
Gel de uçsun özgürce
Mutluluğun maviliklerinde
Sevgi ve dostluğun
Kuşları kelebekleri
Yeşertsin doğamı
Estirdiğin bereket saçan yel
**&&%%**

13 Nisan 2018 Cuma

Kitap okumayanlaın gülünç halleri(fıkralar)

Hoca camide vaaz veriyormus. Iceriye bir adam girmis. "Hocam, ben esegimi kaybettim. Bir soruverin bakalim. Esegimi goren var mi?" demis. Hoca cemaate donmus. Icinizde kitap okumayan, sanatla ugrasmayan biri var mi?" diye sormus. Biri ayaga kalkmis, "Ben varim, ben, demis. Boyle bos seylerle vakit gecirmem. Yer, icer, keyfime bakarim."
Hoca esegini kaybeden adama donmus, "Bosuna baska yerde arama, demis. Iste esegin burada."
Adamin biri olmus. Obur dunyada sorgu meleginin karsisina cikarmislar. Sorgu melegi adama, "Sagliginda hic sevdin sevildin mi?" diye sormus. "Hayir" demis adam. "Peki, kitap okudun mu, bilgi ogrenmek icin dergi, ansiklopedi karistirdin mi?" Adam bunlara da hayir deyince melek oradakilere, "Bir kanat getirin" demis. Adam sevincle, "Melek mi oluyorum?" diye ellerini cirpmis. "Hayir, demis melek. Kaz oluyorsun!"
Profesor I. Hakki Baltacioglu, ogrencilerine Sultanahmet Cesmesi'nin guzelliginden soz ediyormus. Biri ayaga kalkmis,"Efendim, ben o cesmeyi inceledim ama sizin soylediginiz guzellikleri goremedim ". Profesor ona kitap okuyup okumadigini, guzelliklere duskun olup olmadigini sormus. Hepsine de hayir yanitini alinca aci aci gulmus. "Bosuna ugrasmayalim, demis. Ne ben sana bu cesmenin guzelligini anlatabilirim ne de sen anlayabilirsin."
Severek oku, sevdigini oku. Dogrulugu, iyiligi, guzelligi ilmek ilmek doku.
Kitap okumayan hapi yutar. Bilgisizlik batakligina duser, cirpindikca daha da batar.
Kitap okursan, olamasan da bir balta sap, dogru yolu araya araya dusmezsin bitap.
Rehberin olsun kitap, yerlerde surunmeyi birak, okumuslar arasinda kendine bir yer kap. Tapacak bir sey bulamiyorsan, kitaba tap. Maval okuyacagina kitap oku. O zaman, maval okumakla gecirdigin zamana yanarsin, o gunleri pismanlikla anarsin.
Kimi "Insan dusundugu kadar insandir" demis. Kimi "Insan guldugu kadar insandir."
Bilincsiz, bos bos dusunmek, gulmek neye yarar, oyleyse insan okudugu kadar insandir.
Erhan TIGLI


10 Nisan 2018 Salı

Nedir Günaydın

NEDİR GÜNAYDIN...
Çiçek açmasıdır dostluğun içten gelen bir günaydın
Gönülden kopan bir dilektir yakamoz yüklü
Sevginin ırmak olup akması
Karlı dağları aşmasıdır
Doğrunun iyinin güzelin
Kara bulutlarımızı dağıtmasıdır
Bir ışık selinin
Benliğimize umut taşımasıdır
Yediveren gülü bir elin
******************

8 Nisan 2018 Pazar

Eşekler Alınmasın!

Ülkenin birinde padişah, her kimin devlete bir hizmeti, vatana bir yararlılığı olmuşsa ona madalya vermeye karar vermiş.
Padişahın, herkese nişan dağıttığını gören inek “Nişan asıl benim hakkım” diyerek koşa koşa sarayın kapısına gelmiş; “Padişaha haber verin” demiş “Bir inek kendisini görmek istiyor.”
Kapıcıbaşı, ineği başından savmak istemiş ama olayı duyan padişah:
“Gelsin bakalım, bu da nasıl bir inekmiş?” diye ineği huzuruna çağırmış; “Böğür bakalım inek, ne böğüreceksin?”
İnek “Padişahım” demiş, “duyduğuma göre nişanlar dağıtıyormuşsun. Ben de nişan almak istiyorum.”
Padişah “Hangi hakla?” diye bağırmış “Sen ne yaptın ki? Memlekete nasıl bir yararlılığın dokundu da sana nişan verelim?”
O zaman inek “Efendimiz” diye söze başlamış “bana nişan verilmesin de kimlere verilsin? Ben daha insanlara ne yapayım? Etimi yersiniz, sütümü içersiniz, derimi giyersiniz. Gübremi bile bırakmaz, kullanırsınız. Teneke nişan için daha ne yapayım?”
Padişah, ineğin isteğini haklı bulmuş ve ona ikinci dereceden bir nişan vermiş.
İnek sevinçten hoplaya zıplaya saraydan dönerken katırla karşılaşmış.
Katır, ineğin padişahtan nişan aldığını öğrenince coşmuş, dörtnala saraya varmış:
“Padişahımız efendimizi göreceğim” demiş.
Muhafızlar “Olmaz!” demişler ama katır inadı bu... Diretmiş de diretmiş... Durumu padişaha iletmişler. O da “Gelsin bakalım katır kulum da...” demiş.
Katır, padişahın elini eteğini öptükten sonra nişan istediğini söylemiş. Padişah sormuş:
“Sen ne yaptın ki nişan istiyorsun?”
“A hünkârım, daha ne yapayım? Savaşta topunuzu, tüfeğinizi sırtımda taşıyan ben değil miyim? Barışta çoluğunuzu çocuğunuzu sırtımda götüren ben değil miyim? Ben olmazsam işiniz tamamen bitiktir.”
Katırı haklı bulan padişah “Katır kuluma da birinci dereceden bir nişan verilsin” diye ferman eylemiş! Katırda bir sevinç, bir sevinç... Dörtnala saraydan dönerken eşekle karşılaşmış. Durumu öğrenen eşek de heveslenmiş hemen:
“Dur öyleyle, padişahımıza gider, bir nişan da ben alırım.” diyerek dörtnala saraya koşmuş. Saray muhafızları “Deh” demişler “Çüş” demişler ama eşeği bir türlü atlatamamışlar. Sonunda padişah eşeği kabul buyurmuş:
“Sen ne dilersin ey eşek kulum?”
Eşek de madalya dilediğini bildirmiş. Padişah canı burnuna gelip kükremiş:
“Ulan eşek... İnek etiyle, derisiyle, gübresiyle bu memlekete, bu millete hizmet etti. Katır dersen, savaşta, barışta yük taşıdı, bu vatana hizmet etti. A eşek, ya sen ne iş gördün ki, bir de kalkmış, eşekliğine bakmadan nişan istersin? Söyle ne halt ettin?”
O zaman eşek, keyifle sırıtarak:
“Aman padişah efendim” demiş “size en büyük hizmeti eşek kullarınız yapmıştır. Eğer benim gibi binlerce eşek kulların olmasaydı, siz saltanat sürebilir miydiniz? Dua edin biz eşek kullarına ki, bizim gibi eşekler var da, siz de bu tahtta oturabiliyorsunuz!”
Padişah, bu eşeğin öyle her eşek gibi teneke nişanla gözü doymayacağını anlamış:
“Ey eşek kulum, haklısın!” demiş “Senin sayende ben bu makamdayım. Senin bu çok yüksek hizmetini karşılayabilecek bir nişanım yok. Sana ölünceye kadar, ahırımdan bol ot ve kış aylarında da kömür bağladım. Ye ve saltanatım için her gün anır!” 

7 Nisan 2018 Cumartesi

Hürriyet gazetesinde çıkan öğütlü sözlerim




- Her yalan başka bir yalana gebedir... Yalancı sakat
doğan çocuğu sağlam diye yutturan ebedir.
- Eğer yalan gerçekleri yönetmeye başlamışsa işler sarpa sarıyor demektir.
- Karşımızdakileri dinleyerek var ederiz, bilmediğimiz zaman susarsak kâr ederiz.
- Yönetilmiyorsa bir devlet hukukla, belli bir zümrenin elinde olur kukla.
- Adalet sömürücülere alet olursa sakın bekleme ondan insaf ve merhamet.
- Ne sürüngen ol ne sürü, çevreni çiçeklere bürü.
- Kana kana içersek, bilgi, kültür çeşmelerinden kurtuluruz geriliğin, yobazlığın yoz gecelerinden.
- Güzellik sanattır, sanat bin güzellik, güzellikten ayrılmazsan çoğalır sağlık, esenlik.
- Eğer bir kimse sevmiyorsa çiçek ve yeşillik, durma onun yanında hiç, hemen kaç. Olamaz böyleleri ne derman ne de ilaç.
- Kerem ol insanlık ateşiyle yan, erişemez amacına yanmayı göze alamayan.
Erhan TIĞLI

6 Nisan 2018 Cuma

Öpüver Geçsin

Ben karanlıktan korkarım
Aşkınla aydınlat beni
Gönlüme gül diksin ellerin
Bahçem şiirleşsin
Yandım kavruldum sıcaktan
Gel de bahar yeli essin
Şuramda bir yaram var
Sensiz nasıl iyileşsin
Öpüver geçsin
*************

5 Nisan 2018 Perşembe

YARA BANDI

YARA BANDI
Derdine derman bulamasam da
Hiç olmazsa yara bandın olurum
Zorla giydirilen kara geceyi
Dost ışıklarımla durdururum
Solmasın kurumasın diye
Güllerin karanfillerin
İçine su serperim
Kucaklarım şiirlerimle yüreğinden
Sevdamla kucaklar öperim

4 Nisan 2018 Çarşamba

Güldüren Düşündüren Sözler, Espriler

 Komünistilik parayı bulunca, feministlik kocayı bulunca sona erer...
Yaşlı bir kadının, kadınlara evlilikte mutluluk önerisi:
Mutfakta aşın kaynayacak, yatakta gözün kaşın oynayacak!
Elbette makbule geçer kadına hediye edilen çiçek; Ama daha çok sevindirir onu, dolgun bir çek!
Çiçektir en doğal şiir, en güzel gerçek. Ey doğa düşmanı yapsatçı, çiçeklerimizden elini çek!
Biz bize benzeriz; benzemek istemeyenleri benzetiriz!
Hava bulutlanırsa yağmur başlar yağmaya;
sevgi ve dostluk kirlenirse kurtlar başlar yağmaya!
Bir zamanlar Yusuf'u kuyuya atmıştı yedi kardeşi;
şimdi hırs ve bencillik yüzünden yiyor kardeş kardeşi...
Bir kitabımın kapağıBir kitabımın kapağı


31 Mart 2018 Cumartesi



KİM ÖĞRENCİ KİM ÖĞRETMEN?
Kırk yıllık şair yazarım ama
Yazamıyorum gözlerinin yazdığı şiiri
Anlatamıyorum ne yapsam
Dizelere sığmayan güzelliğini...
Yüzüne benziyor diye seviyorum
Gülü karanfili
Senden öğreniyorum
Aşk denizinde yüzmeyi
Öğretmenim oluyorsun
Yaşın benden küçük olduğu halde
Ders veriyorsun her gün
Sevda okulunda...
Oysa sen öğrencisin aslında
Ben öğretmen...
Ama aşkla değişiyor işimiz rollerimiz
Aşk okuyor dillerimiz

29 Mart 2018 Perşembe

KİTAPLI BİLMECE



KİTAPLI BİLMECE
Baba okumayı çok severdi ama oğlu hiç kitap okumazdı. Baba oğluna kitap sevgisi aşılamak için ne yaparsa yapsın olmadı. Günlerden bir gün elinde bir kitapla geldi. Kitabı oğluna uzatarak: “Bu kitabı okursan sana yüz lira vereceğim” dedi.
Delikanlı kitabı aldı ama okumayı sevmediği için bir kenara fırlattı.
Birkaç gün sonra da, “Babam okuyup okumadığımı nasıl olsa anlamaz” diye düşünerek onun yanına geldi, kitabı okuduğunu söyledi, babasından vereceğini söylediği yüz lirayı istedi. Baba kitabı şöyle bir karıştırıp oğlunun kitabın kapağını bile açmadığını anladı.
Baba çocuğunun kitabı okumadığını acaba nasıl bildi?
***
YANIT: Çünkü babası kitabın arka sayfasına yüz lira koymuştu. Oğlu kitabı okusaydı oradaki parayı görür, babasından istemezdi.

26 Mart 2018 Pazartesi

Yüzü Sirke Satan Balcı

Bir balcı, dükkânını en iyi ballarla doldurduğu halde, gelen müşterilere hiç bal satamazmış. Bir gün, tecrübeli bir insana şikâyet etmiş:
“En iyi ballar bende olduğu halde, gelen müşteriler ballarımı beğenmeyerek gidiyorlar. Halbuki komşularımın balları iyi değildir, fakat müşterileri hiçbir zaman eksik olmuyor. Bunun sebebi nedir?”
Adam şu cevabı vermiş:
“Sen bal satıyorsun ama yüzün sirke satıyor!”


22 Mart 2018 Perşembe

Sevenin sevilenin/

 bal yapar arısı/
Dosttur dostun yarısı
/çiçeği olmayanın/
iyiye ve güzele/
Kapalıdır kapısı/

Temelsizdir yapısı...

15 Mart 2018 Perşembe

HARBİCİ MİZAH: ERHAN TIĞLI TAŞLAMALARIYLA ARAMIZDA !...

HARBİCİ MİZAH: ERHAN TIĞLI TAŞLAMALARIYLA ARAMIZDA !...: Mizah Yazarlarının en delikanlısı Erhan Tığlı Ağabeyimiz taşlamalarıyla HARBİCİ MİZAH'ta. Erhan Abimize bu taşlamalar için çok...

1 Mart 2018 Perşembe

AŞK Bir Okuldur

O-kul değil oku-l o, kulluk değildir
Okuma yeridir. Öğretmeni sevgilidir.-
Aşk bir okuldur;
Kopya çekmeye kalkarsan
Ya da ezberlersen anlamadan
Yararlanmaya çalışırsan dostlarından
Kendini aldatırsın sadece...
**
Erdem ve özveri derslerinden
Geçer not almalısın, bitirmek istiyorsan
Bu okulu kazasız belâsız...
Bel bağlama aracılara
Kendine güven yalnız.
Torpil, amca, dayı işe yaramaz bu okulda
Mal mülk para pul da...
Hele rüşvet vermeyi hiç düşünme!
Dimyata pirince giderken
Evdeki bulgurdan olursun sonra...
**
Eşittir öğrenciler bütün sınıflarda
Kimse kimseye ne efendidir ne de kul!
Doğallığa açılır penceresi
Doğayla iç içedir bahçesi
Çiçeği, kelebeği boldur
Aşk hem okul hem de en iyi, en güzel yoldur.
Erhan Tığlı

14 Şubat 2018 Çarşamba

Aşk Ne yapar!?

Aşk gönülde gül açtırır, merhem olur yaraya; nerede aşk varsa o yer döner saraya! Aşk gönül yakamozu, yaşamanın özüdür. Sevenin sevilenin bal yapar arısı, çiçeği yani içinde aşk olmayanın yıldızsızdır gecesi, iyiye ve güzele kapalıdır kapısı, bir fiskede yıkılır; temelsizdir yapısı. Sevmek, o gül sadece benim olsun demek, onu hoyratça dalından koparmak, haşin bir biçimde koklamak değildir; gül dikmektir sevmek sevdiğinin bahçesine, kendi bahçesine dikercesine özene bezene. Oturmaktır sevdiğinin adresinde kendi evinde oturuyormuş gibi ve de oturduğu yeri gülle donatmaktır..