Doğar ağlarım susturamazsınız
yaşarken ağlatırsınız güldürmezsiniz
yerlerde sürünsem aldırmazsınız
sevginiz saygınız lafta kalır
kör bencilliğinizi kaldıramazsınız
Ölürsem ağlamayın
KANDIRAMAZINIZ!
27 Haziran 2010 Pazar
19 Mayıs 2010 Çarşamba
İNSANLIK NERDE?

İNSANLIK NEREDE?
Bir türküde, “İndim dereye, taş bulamadım / Gönlüme göre eş bulamadım” deniliyor.
Eş yerine iş, aş da diyebiliriz. Taşların bağlandığı, köpeklerin salıverildiği bu devirde
Zalime atmak için taş da yok. Lokantalarda, çarşı ve pazarda sağlıklı yiyecek bulmak o kadar zor ki... Yani eş bulmakla bitmiyor iş. İyilik, güzellik azaldı ama çevre kirliliği, gürültü, anarşi, terör bol miktarda var. Yaşamak pahalı, ölmek ucuz. Üstelik kötülüğe, çirkinliğe alıştık, göz yumarak, aldırmayarak daha da çoğalmaları için var gücümüzle çalıştık...
“Bu viran ülke ve bu yoksul insan kütlesi için ne yaptın? (...) Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. (...) O, kara toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte her yanın kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.” diyen Yakup Kadri ne kadar da haklı. Kendimi bir “Yaban” gibi hissediyorum ve sözde okur-yazar ama kitap okumayan, mektup bile yazmayan kişilerin kirli sokaklarında bir yabancı gibi dolaşıyorum.
Magandalar birbirlerine eşek şakaları yapıyorlar, yedikleri yiyeceklerin artıklarını yerlere fırlatıyorlar, itişip kakışarak gelip geçenleri rahatsız ediyorlar ama kimse ses çıkar(a)mıyor, üstelik aman başım belaya girmesin, bana bulaşmasınlar da ne yaparlarsa yapsınlar, diye oradan hızla uzaklaşıyor herkes. İsmet İnönü’nün, “Namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmalıdırlar” sözü geliyor aklıma. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, dersek yüz bulur, astar ister böyleleri. Susma, sustukça sıra sana gelecek. Bu tür kişiler çoğalacak, rahat, huzur elden gidecek” diyorum ama kimse oralı olmuyor.
Aklıma bir Bektaşi fıkrası geliyor: Kibar bir gence bir arkadaşı eşek demiş. Şimdiye dek böyle bir hakarete uğramayan genç bunu hazmedememiş, düşüp bayılmış, bir türlü ayıltamamışlar. O sırada oradan geçmekte olan bir Bektaşi durumu öğrenmiş, gencin kulağına eğilip bir şeyler söylemiş. Geç bir süre sonra ayılmış, gülerek çekip gitmiş. Oradakiler bunu nasıl yaptığını sormuşlar. Bektaşi gülerek, “Çok kolay, demiş. Genç daha önce kendisine eşek denilmediği için, bu söz çok ağırına gitmiş ama ben kulağına kırk kere eşek deyince alıştı, hiç yadırgamadı.”
Azalan insancıllığa, çoğalan hayvanlığa bakıyorum da, fıkradaki genç gibi olmak üzereyiz diye düşünüyorum ve Nabi’nin bir beytini değiştirerek şöyle diyorum:
Bende tepki yok, onda insanlıktan zerre
İki yoktan ne çıkar, düşünelim bir kere.
18 Mayıs 2010 Salı
Anlamlı İki Dörtlük
18 Mart 2010 Perşembe
GÜLÜŞÜN ŞİİR YAZDIRIYOR

Gülüşün şiir yazdırıyor senin
bakışın şiir
yosun yağdırıyor aşk denizime gözlerin
Deniz feneri oluyor
yakamoz güzelliğin
kurtarıyor sisten karanlıktan
yıldızlarla buluşturuyor
özlemlerimi
ellerime uzanan ellerin
kucaklıyor kalbimi sımsıkı
engin bir yolculuğa çıkarıyor
Kovanıma bal taşıyor sevgin
yaşamak kokuyor gülüşünün gülü
15 Mart 2010 Pazartesi
12 Mart 2010 Cuma
DARBEli TAŞlamalarım

DARBELİ TAŞLAMALAR
Kimi askeri darbeyle suçlanıyor
Kimi hukuksal darbeyle...
Ya ondan yana olacaksın
Ya bundan yana!
Başka yolu yok kurtuluşun
İyi ama beyler
Bize giydirmek istediğiniz giysi
Çok sıkıyor, dar be!
***
Temiz eller operasyonu hazırlanıyormuş
Aman beyefendi
Eller şöyle dursun
Her şeyden önce
Beynini temizle beynini!
***
Hukuk siyasete alet
Olursa şayet
Sadece sözlüklerde kalır
Özgürlük eşitlik adalet...
Erhan Tığlı
*********
3 Mart 2010 Çarşamba
SEVENLER AĞLAMASIN

AĞLATMAMALI AŞK
Ağlatmamalı aşk
Güldürmeli yüzümüzü
Gül bahçesine çevirmeli
Özümüzü...
Dağıtmalı kara bulutlarımızı
Yeşertmeli gönlümüzü
Öyle bir yerleşmeli ki benliğimize
Sevinç ve neşe
Üzüntü, acı girememeli içeriye
Dolup taşmalıyız güzelliklerle
Ondan ayırmamalıyız yönümüzü
Başımızda esen sevda yeli
Şiire döndürmeli öykümüzü
erhantigli@mynet.com
******************
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
