22 Ocak 2010 Cuma

BİZDE ÂDET BÖYLEDİR


Temel, Fadimeyi sinemaya götürmüştü. Filmin jönü sevdiği kızı kötü adamların ellerinden kurtardı ve yatağa atıp öpmeye başladı. Bunu yadırgayan Fadime Temel'e "niye böyle yapıyor?" diye sordu.
Temel, "Bizde âdet böyledir, diye başını salladı. Kurtarıcılar kurtardıklarını yatağa atarlar!"

17 Ocak 2010 Pazar

MENDİL SATAN ÇOCUKLARIMIZ


MENDİL SATAN ÇOCUKLARIMIZ

Kızma sokakta mendil satan çocuklara sakın
Suç onların değil; devlet anayla devlet babanın
Sıkıysa sen de yağmurda çamurda karda
Üşüye titreye çalış, aileni geçindir
Belki de onun sana uzattığı mendil
Yüzündeki kiri silmen içindir!
Erhan Tığlı
*********

4 Ocak 2010 Pazartesi

Sanatçı Nedir Ne Değildir?


SANATÇI NEDİR NE DEĞİLDİR?
Su olur akar yel olur eserim
Gönül bağınıza çiçek dikerim
Keserim kötünün çirkinin yolunu
Bağlarım bencilin çıkarcının kolunu
Güzelliklere yol açmak için
Bal taşır sanatımın arısı
Geçmişten geleceğe uzanır ellerim
Hep açar, hiç solmaz karanfillerim
Düşünce ve duyguların yeşermesi
Sevgi ve dostluğun mavileşmesi
Hep benim eserim...
Ama kadir kıymet bilmeyenler
Küçümser beni
Dudak bükerler ağustos böceği diye
Oysa fareli köyün kavalcısıyım ben
Farelerle yaşamaya alışanlar
Acaba ne zaman anlayacaklar
Özverimi erdemimi...
ERHAN TIĞLI
erhantigli@mynet.com
******************
www.erhantigli.blogspot.com
************************

2 Ocak 2010 Cumartesi

Kolay İş bulmak İstiyorsan...


YABANCI DİL- YALANCI DİL

Bir duvar yazısında “Kolay iş bulmak istiyorsanız, yabancı dil öğreneceğinize yalancı dil öğrenin” deniliyor. Okullarda öğretilen(?) yabancı dile bakıyorum da bu öğretim öğrencilere ne kadar yabancı ve ne kadar yalancı diye düşünüyorum. Laf salatasını bırakalım da yabancı dil öğretimiyle ilgili birkaç gülünç olayla, fıkrayla baş başa bırakayım sizleri.
SEN KALK FİLİZ!
İngilizce öğretmeni anlattığı dersi kimsenin dinlemediğini, dinler görünenlerin de anlamadığını görünce kızdı, “Niye dinlemiyorsunuz?” diye sordu. Öğrenciler, “Dinliyoruz hocam” dediler. Öğretmen, “Şimdi anlarım ben kimin dinleyip dinlemediğini” diye mırıldanarak birden “Stendap piliz!” diye bağırdı. Kimse kıpırdamadı, birbirinin yüzüne baktılar. Bir kız ayağa kalktı, “Buyurun hocam” dedi.
Öğretmen, “Aferin! Stendap pilizin lütfen ayağa kalkın demek olduğunu bir tek sen anlamışsın koskoca sınıfta” deyip kıza on verdi ve diğer öğrencileri azarladı.
Teneffüste arkadaşları Filiz adlı kızın başına toplandılar, öğretmenin ne demek istediğini nasıl anladığını sordular. Filiz gülerek, “Aslında ben de anlamadım ama bozuntuya vermedim. Sen kalk Filiz, dediğini sandım da ondan ayağa kalktım” diye konuştu.
ÇIKIN
Öğrenciler İngilizce dersine geç kalmışlardı. İçeri girerlerken öğretmen “çıkın” dedi. Çocuklar şaşırarak dışarı çıkmaya hazırlandılar. Öğretmen nereye gittiklerini sordu.
“Çıkın dediniz ya hocam!”
Öğretmen güldü:
“Ben size çıkın demedim, çikın yani tavuk dedim. Sakın size tavuk dediğimi sanmayın ha! İşlediğimiz konuda bu sözcük geçiyordu” diye konuştu.
(Yukarıdaki fıkralar gerçektir ve bana öğrenciler tarafından anlatılmıştır.)
KAHVERENGİ KULAK!
Bu fıkraları anlattığım Ebru adlı bir komşumuz da şunları dile getirdi:
İngilizce kompozisyon yazarken friend(arkadaş) yerine fried(kızarmak) sözcüğünü kullandım ve sonsuza kadar arkadaş olarak kalacağız demek isterken sonsuza kadar kızarmış olarak kalacağız demiş oldum. Gözlerim kahverengidir diyeceğim yerde de, kulağım kahverengidir dedim. Çünkü iki sözcük de e ile başlamaktaydı...
BEN ÇANTAYIM
Öğrenciliğimde bir tatil kentine gitmiştim. Çantamı dışarıda bırakıp bir mağazaya alışveriş yapmaya girdim. Tam bu sırada oraya iki turist geldi. Çantamı satılık sanıp ellerine aldılar. Mağaza sahibine bu çantanın kaç para olduğu sordular. Telaşla yanlarına koştum, çantanın benim olduğunu anlatmaya çalıştım ama turistler gülmeye başladılar. Mağaza sahibine, “Niye gülüyor bunlar böyle?” diye baktım.
Adam, “Nasıl gülmesinler,” diye bir kahkaha attı.
“Çanta benim diyeceğin yerde, ben çantayım, dedin!”
(Bu olay sırasında lise son sınıf öğrencisiydim. Anlayın artık yabancı dil öğretiminin durumunu. Mağaza sahibi ilkokul mezunuydu ama çok pratik yaptığı için yabancı dili benden daha iyi biliyordu...)
Erhan Tığlı
*********

29 Aralık 2009 Salı

Mavi dergisinde çıkan şiirim: DOST GÜNAYDINLAR


Ne zaman günaydın dese dostlarım
ışıl ışıl olur içim
ötüşür kuşlar gönlümdeki yuvada
dağılır kara bulutlarım
sevgimin şiiriyle
güllerle bezenir bahçem
özlemle öpüşür, umutlara el sallar
delikanlı öyküm güzeliklerle
Fırından yeni çıkmış
sıcacık bir ekmeğe dönüşür
duygum düşüncem

21 Aralık 2009 Pazartesi

ŞİİRLİ MANİLİ FIKRALAR


AYDINDAN KİM GELMİŞ?
Dağ köylerinden birinde yaşayan Ali Er, Aydın’a çalışmaya gitmiş, bir yıldır evine gelememişti. Sonunda hasret bitti, köyüne döndü. Onu özleyen karısı kendisini sevinçle karşıladı ama hayal kırıklığına uğradı. Çileli bir yolculuk yapan ve çok yorulan Ali hemen yattı. Kadın sütünü sağmak için ineğinin yanına gitti. İnek huysuzluk yapınca kızdı, bağırdı. Meraklı komşusu ne olduğunu sordu. Kadın içini çekerek, “Daha ne olsun” diye konuştu:
“Aydından dayı geldi
Dayı değil ayı geldi.”
Ertesi gün Ali dinlenmiş, yorgunluğunu gidermişti, karısını yanına çağırıp özür diledi, yatağa çekip onu memnun etti. Kadın ahırda süt sağarken şarkılar söylüyor, neşeyle gülüyordu. Meraklı komşusu, “Hayrola, pek neşelisin, bu sefer ne oldu?” dedi.
Kadın ağzı kulaklarında cevap verdi:
“Aydından kadı geldi
Ağzımın tadı geldi!”
BAHÇELERDE KAYISI
Kız çiftlik sahibi zengin bir delikanlıyla nişanlanmıştı. Nişanlı genç onu görmeye geldi. Kız nişanlısını heyecanla karşıladı. Genç, getirdiği paketi masaya koydu, gülerek:
“Sana kendi ellerimle kayısı toplayıverdim bahçemizden” dedi.
Onun çiçek getireceğini sanan kız bozuldu ama belli etmedi. Bizimki tatlı sözler edileceğini uman kıza tarla bahçe işlerinden, havadan sudan söz etti. Kız onun için süslenmiş, kuaförde saçını yaptırmıştı ama delikanlı bunları ya görmedi ya da görmezlikten geldi.
Biraz sonra nişanlısı gitmek için ayağa kalktı. Kız bir şeyler yazdı, delikanlıya verdi, “Bunu evde aç” dedi. O da “peki” deyip sevinçle evine gitti. Evde annesi babası ne olduğunu sordular. Delikanlı sevinçle, “Buluşmamız çok güzel geçti. Kız beni çok beğendi, hatta bana şiir yazdı” diyerek cebinden kızın yazdığı yazıyı çıkardı.
“Aç oku” dediler. Delikanlı açıp okudu. Notta şunlar yazılıydı:
“Bahçelerde kayısı
Haber verdi dayısı
Hiç mi ağız bilmezsin
Be Allahın ayısı!”
EV SAHİBİYLE KONUK
Eve konuk gelmişti ama bir türlü gitmek bilmiyordu. Ev sahibi yüzüne karşı söylemeye çekindi. Bir kâğıda şunları yazıp onun görebileceği bir yere koydu.
“Konuk birinci gün baldır
İkinci gün olur şeker
Üçüncü gün gitmezse
Odur eşekten beter”
Bir süre sonra konuktan şöyle bir yanıt geldi:
“Ey eşekten olma katır
Hiç bilmezsin gönül hatır
Konuk, gittiği yerde
İstediği kadar kalır.”
KAHVECİYLE MÜŞTERİ
Kahveci kahveye zam yapacaktı ama bu kararını onların yüzüne karşı söylemeye çekindi. Bir kâğıda şu dizeleri yazıp duvara astı:
“Kahve Yemenden gelir
Geldiği yol çok ırak
On lira yetmiyor
On beş lira bırak”
Bir süre sonra müşterilerden bir yanıt geldi. Orada şöyle yazılıydı:
“Kahve Yemenden gelir
Yolları çok sapa
On lira yetmiyorsa
Kahveni hemen kapa!”
Erhan Tığlı
*********

9 Aralık 2009 Çarşamba

ŞİİRLEŞSİN DÜNYA


Aydınlığı vurdular bu gece
bulutlar kana boyandı
karardı doğanın yüzü
karanlık kapıya dayandı
Ama sönmedi umut özlem
gökteki ayla yıldız
evlerde elektrikler uyandı
Hadi sen de uyan gönlüm
doğruluk iyilik güzellik
ateşiyle yan
ŞİİRleşsin dünyan