4 Mayıs 2020 Pazartesi

PARALI GÜLMECELER



PARA…

Derdi imanı para olanda sen gel de insanlık ara!
**
Para söz konusu ise bembeyaz oluverir kara
**
Parayla kapanır parasızlığın açtığı her türlü yara
**
Para susturur akıllıyı, konuşturur hödüğü
**
Para cüzdana girince vicdanın sesi duyulmaz
**
Para en iyi dostlukları bile bozar, sahte dostluklar yapar
**
Kimi insanlar para harcamayı, kimileri de para için insan harcamayı sever
**
Para düşkünleri para için hem kendilerini hem dostlarını paralar
**
Para için soyunur kadınlar, soyulur erkekler
**
En sevilen yüzmek para içinde yüzmektir
**
Sevilmek için boşuna paralama kendini, para kasasında sakla sevgini


2 Mayıs 2020 Cumartesi

Edebiyatın Gücü İşte Bu!

Bazıları edebiyatı küçümser,edebiyat uydur uydur at demektir, bir işe yaramaz, derler.Ne işe yaradığını bir kısa yazıyla açıklayayım. Uzun uzun yazmaya gerek yok, arif olan anlar.
İşte olay şu:
Kör bir dilenci dilenmektedir, önündeki tabelada da "Doğuştan kör" yazılıdır.Kendisine verilen para azdır.
Oradan geçmekte olan bir edebiyatçı durumu farkeder ve tabelanın arkasına "Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim" yazar, verilen para birden çoğalıverir...

Hani Hatırlar mısın?

1 Mayıs 2020 Cuma

Güçlükler Dayanışmayla aşılır

Dayanışmak dayanmak sözcüğünden türemiştir. Dayanmanın kökü de dayamaktır. İşini bilen kişiler sırtlarını amcaya, dayıya dayarlar. Saygısızlar da ayaklarını masaya dayayıp otururlar. Nelere dayanmayız ki! Ama atalarımız, “Duvara dayanma, yıkılır; insana dayanma, ölür” diyerek başkalarına dayanmanın çıkar yol olmadığını dile getirmişlerdir. Ayrıca hazıra dağ dayanmaz, hazır yiyiciler gün gelir aç kalabilirler. Herkes açlığa dayanamaz. Kötü duruma düşmüş kişileri de görmeye dayanamaz, hemen başka bir kanala geçeriz! Dayanamayacağımızı, “Buna can dayanmaz” diye belirtiriz. Şeyh Galip, bir şiirinde, “Yine zevrak-ı derunum kırılıp kenara düştü/ Dayanır mı şişedir bu reh-i sengsare düştü” diyerek, gönül gemisinin kırılıp kenara düştüğünü, yani gönlünün çok kırıldığını anlatıyor. Şişedir bu, taşlı yola düşünce dayanır mı, diye soruyor...
Bir şarkıda şöyle soruluyor:
“İki gemi yan yana; haylayabilir misin,
Yârim benim sevdama dayanabilir misin?”
Süavi Süalp adlı mizah yazarımız yazılarıyla geçinmeye çalışan bir kişiydi. Bu konuda o kadar çok darbe yemişti ki... Ama o bütün bunlara dayanmaya çalıştı. Hatta son kitabının adını, “Gene İyi Dayandık” koydu ama bir süre sonra dayanamadı, yaşlılığın tadını çıkaramadan bu dünyaya veda etti. Ben de sevginin, saygının yok olmaya başladığı bu dünyanın durumuna dayanamadım ve aşağıdaki taşlamayı yazdım:
“Aydın’dan çıktım yayan
Ne seven var ne sayan
İş başa düştü artık
Dayan dizlerin dayan!”
A. İlhan’a göre bu dünya bir kurtlar sofrasıdır, orada koyunların, kuzuların yaşama hakkı yoktur, kurt kanunu hüküm sürer. Bir görüşe göre, insan insanın kurdudur. Atalarımız toplumsal dayanışmanın önemini vurgulamak için, “Sürüden ayılanı kurt kapar” demişlerdir.
Konuşmalarımızı bir düşünceye, bir görüşe dayanarak yapmalıyız, yoksa inandırıcı olamayız. Borcunu zamanında vermeyenlerin kapısına alacaklı dayanır. Bir eşya, bir mal alırken ne kadar dayanacağını düşünürüz, dayanıklı tüketim mallarından almaya çalışırız. Milas Kundera’nın çok beğenilen eserinin adı “Var olmanın Dayanılmaz Hafifliği” adını taşır. Dayanılmaz durumu, “Bıçak kemiğe dayandı” diye açıklarız. Orhan Veli Kanık, “Gelirli Şiir”inde nelere dayanamadığını bakın nasıl anlatıyor:
“İstanbul’dan ayva da gelir nar gelir
Döndüm baktım bir edalı yâr gelir
Gelir desen dar gelir
Gün aşırı kapıma alacaklılar gelir.
Aman aman dayanamam
Bu iş bana zor gelir!”
Haksızlıklara dayanamayız ama bunu başkalarıyla paylaşacağımıza, kendi kendimize söylenerek, homurdanarak dile getiririz. Söz gelişi, bir sürücü arabasına fazla yolcu alır, herkesi sıkıntıya sokar, buna ses çıkarmadığımız gibi tepki göstereni desteklemez, aman başım belaya girmesin diye susar, onu yalnız bırakırız. Bu eylemimiz(!) hemen her yerde ortaya çıkar. Batılı toplumlar gibi dayanışma gücümüz yoktur. Oturduğumuz apartmanda herkesi rahatsız eden kişi hakkında imza toplamak, imza toplayanları desteklemek işimize gelmez. Hatta vatandaşlık hakkımızı bile korumayız...
Kimi zaman karşımızdaki bizi öyle kızdırır ki, dayanamaz, yapmamamız gereken şeyler yaparız, cinayet bile işleriz. Trende bir yolcu üçüncü mevki bilet almış, gitmiş birinci mevkiye oturmuş, üstelik herkesin gelip geçeceği yere kocaman bir bavul koymuş. Biletçi ona buradan kalkmasını söylemiş ama bizimki oralı bile olmamış. Tartışmaya başlamışlar. Biletçi kızmış, “Hem biletinin bulunduğu mevkiye geçmiyorsun, hem de yol üstüne kocaman bir bavul koymuşsun. Mademki öyle, ben de bu bavulunu pencereden dışarı atarım” demiş ve dediğini de yapmış. Yolcu biletçinin boğazına sarılmış, “Katil! Oğlumu öldürdün” diye bağırmış. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak budur işte!
Onurumuza dokunacak sözler karşısında da soğukkanlılığımızı koruyamayız.
Ünlü tiyatrocu Bedia Muvahhit, bir partide sosyetik bir bayanla karşılaşmış. Bayan kırıtarak, “Ben de bir zamanlar sizin gibi tiyatrocu olmak istemiştim ama babam orospu olursun diye kabul etmedi” diye konuşmuş. Ünlü tiyatrocu dudaklarını büzerek sormuş:
“Peki sonra ne zaman oldunuz hanımefendi?”
Yaşlılar bastonlarına dayanarak yürümeye çalışırlar. Hepimizin dayanağı dost ve arkadaşlarımızdır. Arkadaş sözcüğünün dayanmakla ilgili bir söz olduğunu biliyor musunuz?
Eski Türkler, düşmanlarıyla savaşırken arkalarını bir taşa dayarlar, o taşa dayanarak arkalarını güven altına alırlarmış. Buradan önce arka-taş, daha sonra da arkadaş sözü ortaya çıkmış. İyi arkadaş taş gibi arkamızda durur, bize davranışlarıyla güven verir, “Korkma, arkanda ben varım” der. Bir yakınımız ya da çok sevdiğimiz bir kişi öldüğü zaman bu acıya dayanamayacağımızı sanırız. Dost ve arkadaşlarımızın tesellileri zamanla bu acımızı hafifletir, küllendirir. Bu dayanışmayı keşke her yerde gösterebilsek!
Dayanışma uygarlıktır. Dernekler, sendikalar, partiler, örgütler dayanışma amacıyla kurulmuşlardır ama bizde başa geçme, öne çıkma hırsı yüzünden en iyi dostlar bile birbirlerine girerler, bölünürler, çeşitli gruplara, fraksiyonlara ayrılırlar, savaşırlar...
Bu durum edebiyatta, yazarlar arasında da görülür. Ödül kazanan kişi karalanmaya, değersiz kılınmaya çalışılır. Gruplaşmalar başlar. Bir grubun üyesi ağzıyla kuş tutsa dahi karşı grup üyelerine yaranamaz ama kendi grubundan abartılı övgüler alır. İnternette blog yazarları arasında da görülüyor bu durum. Yazılar okunup tarafsız yorumlar yapılmıyor. Kişi kendi arkadaşlarının desteğiyle ön plana çıkıyor. Reklâm yapma gücü ve fazla arkadaşı olmayan blokçu ne kadar güzel yazılar yazarsa yazsın, hiç sözü edilmiyor. Blog yöneticilerinin bu duruma bir çare bulmaları, yazıları değerlendirip okuyuculara tanıtması, duyurması gerekir. Küçük yarışmalar, teşvik edici önlemlerle bu haksız rekabete dur denilebilir.
Dayanışmaz; el ele verip aydınlığa koşmazsak, dayanışmanın verdiği güçle coşmazsak ve de iyileri, güzelleri yalnız bırakırsak, dertlerin paylaşmazsak nasıl meydan okuyabiliriz kötülere, çirkinlere, nasıl göğsümüzü gere gere dolaşabiliriz insanım diye?
Dayanışalım; hep birlikte karlı dağları aşalım. Dayanışalım; doğruya, iyiye, güzele ulaşalım. Dayanışalım; insancıllığa, uygarlığa, yeniliklere koşalım. Erdem ve özveride buluşalım, mutluluğu bölüşelim; güle, karanfile dönüşelim.
***Erhan Tığlı*

24 Nisan 2020 Cuma

İnsan Düşündüğü Kadar insandır


İNSAN DÜŞÜNDÜĞÜ KADAR İNSANDIR
Decart, varlığından kuşkuya düşmüş, Var mıyım yok muyum, varsam varlığım nereden ve nasıl anlaşılır diye düşündükten sonra şu kanıya varmış; Düşünüyorum, o halde varım.
Ayrıca, insan düşünen hayvandır, insan düşündüğü kadar insandır denilmiştir.
Düşüneceğiz ama işin başında ak ak düşüneceğiz; iş işten geçtikten sonra kara kara değil!
Oysa bizde düşünmek neredeyse suçtur, düşüncelerinden dolayı hapsedilen aydınlar çoktur. Çok düşünen kafalara tehlikeli fikirler üşüşür, büyüklerimiz her şeyi bizden daha iyi düşünür, deriz, bizim yerimize düşünüveren kişileri izlemekle yetiniriz…
Düşünmeyi sevmediğimizden ya da ancak başımıza bir felaket geldiğinde düşündüğümüzden düşünce demek olan fikir sözcüğünün çoğulu efkarı üzüntü sanmış, efkarlanmışızdır!
Konuşmadan önce düşünmek şarttır. Yoksa pot kırar, dostlarımızı kendimizden soğuturuz.
Bu konuda şöyle bir fıkra var:
Genç görünmek sevdalısı bir kadın, bir gence yaptığı oyaları, el işlerini gösterirken, içini çekerek; “Bunlar kır yıllıktır. Şimdi böyle şeyler yapan yok” diye konuşmuş.
Genç iltifat etmek istemiş, “Çok güzel” demiş. “Siz mi yaptınız?”
Nasrettin Hoca, düşünmenin önemini ve değerini şu fıkrada bakın nasıl anlatıyor:
Pazarda yüz akçeye papağan satıyorlarmış. Hoca hemen eve gidip hindisini getirmiş, kaç para olduğunu soranlara yüz elli akçe demiş. Gülmüşler, “Yahu hindi bu kadar eder mi, marifeti ne bunun?” diye sormuşlar. Hoca, “Ya papağanın marifeti ne?” demiş. “Konuşur” demişler.
Hoca hindisini okşayarak, “Bu da düşünür” deyip hepsini susturmuş.
Düşüneceğiz ama düşüncemize eylem katacağız, kuru kuru düşünmek bir işe yaramaz. Akıllı düşünürken, deli arabasını dağdan aşırır. Bunu iyi bilelim.
Yaşı otuzu aşmış bir delikanlı komşunun yirmi yaşındaki kızına aşıkmış ama aşkını ona bir türlü açıklayamıyormuş. Böylece günler geçmiş, yıl olmuş. Kız dayanamamış, gence bir pusula yollamış, genç ona “düşünelim bakalım” diye cevap vermiş. Kız kendisine yol gösteren şu maniyi yollamış: “Çay olalım akalım/keyfimize bakalım/ düşünmekle baş olmaz/sarılalım yatalım”…
Hayattan zevk almak ve gülünç duruma düşmemek için iyice düşünelim ama düşünmenin de dozunu ayarlayalım. Düşüncelerin gereğini yerinde ve zamanında yerine getirelim.
**

23 Nisan 2020 Perşembe

İnsan insana ne olmalı?

İnsan insana
Yoldaş olmalı
Canına can
Yüregine derman
Duygularına ferman olmalı
Kalp ağrısı değil
Yaralarına merhem olmalı
Gözyaşı değil
Mutluluk sebebi olmalı
Elini kalbine koyunca
Hiçbirşeyi değil
Her birseyi olmalı
Kısacası insan insana
Her daim yar olmalı

19 Nisan 2020 Pazar

Soyan soyunan ve soyulan...

Soyan el üstünde tutulur
soyunan paraya boğulur
soyulan ise kader diye
boyun eğer her şeye
Kabak gibi oyulur!