22 Kasım 2019 Cuma

BİİZZ KİMLERİZZ?!

BİZ KİMLERİZ?
Biz kimleriz?
Zeki, çevik Türk genciyiz
Hem kuzu hem tilkiyiz
Dostlukta sevgide sonuncu
Kin ve nefrette birinciyiz!
***
Biz kimleriz?
Barışçı geçinen ama
Fener Galatasaray
Sağcı solcu, Türk Kürt
Diye kavga eden kişileriz
***
Biz kimleriz?
Dayı torpil peşindeyiz
Hem laik hem dinciyiz
Türkiye’de beyaz Türk
Avrupa’da zenciyiz!
Erhan Tığlı



20 Kasım 2019 Çarşamba

KİTAPSIZLARIN KOMİK DURUMLARI

Hoca camide vaaz veriyormuş. İçeriye bir adam girmiş. “Hocam, ben eşeğimi kaybettim. Bir soruverin bakalım. Eşeğimi gören var mı?” demiş. Hoca cemaate dönmüş. İçinizde kitap okumayan, sanatla uğraşmayan biri var mı?” diye sormuş. Biri ayağa kalkmış, “Ben varım, ben, demiş. Böyle boş şeylerle vakit geçirmem. Yer, içer, keyfime bakarım.”
Hoca eşeğini kaybeden adama dönmüş, “Boşuna başka yerde arama, demiş. İşte eşeğin burada.”
Adamın biri ölmüş. Öbür dünyada sorgu meleğinin karşısına çıkarmışlar. Sorgu meleği adama, “Sağlığında hiç sevdin sevildin mi?” diye sormuş. “Hayır” demiş adam. “Peki, kitap okudun mu, bilgi öğrenmek için dergi, ansiklopedi karıştırdın mı?” Adam bunlara da hayır deyince melek oradakilere, “Bir kanat getirin” demiş. Adam sevinçle, “Melek mi oluyorum?” diye ellerini çırpmış. “Hayır, demiş melek. Kaz oluyorsun!”
Profesör İ. Hakkı Baltacıoğlu, öğrencilerine Sultanahmet Çeşmesi’nin güzelliğinden söz ediyormuş. Biri ayağa kalkmış,”Efendim, ben o çeşmeyi inceledim ama sizin söylediğiniz güzellikleri göremedim “. Profesör ona kitap okuyup okumadığını, güzelliklere düşkün olup olmadığını sormuş. Hepsine de hayır yanıtını alınca acı acı gülmüş. “Boşuna uğraşmayalım, demiş. Ne ben sana bu çeşmenin güzelliğini anlatabilirim ne de sen anlayabilirsin.”
Severek oku, sevdiğini oku. Doğruluğu, iyiliği, güzelliği ilmek ilmek doku.
Kitap okumayan hapı yutar. Bilgisizlik bataklığına düşer, çırpındıkça daha da batar.
Kitap okursan, olamasan da bir balta sap, doğru yolu araya araya düşmezsin bitap.
Rehberin olsun kitap, yerlerde sürünmeyi bırak, okumuşlar arasında kendine bir yer kap. Tapacak bir şey bulamıyorsan, kitaba tap. Maval okuyacağına kitap oku. O zaman, maval okumakla geçirdiğin zamana yanarsın, o günleri pişmanlıkla anarsın.
Kimi “İnsan düşündüğü kadar insandır” demiş. Kimi “İnsan güldüğü kadar insandır.”
Bilinçsiz, boş boş düşünmek, gülmek neye yarar, öyleyse insan okuduğu kadar insandır.
Erhan TIĞLI
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

Gözlü ve Özlü Dizeler



Gözlü Dizeler

Kahverengi gözler
Bakışlarıyla kahve pişirir
İçine şeker yerine şiir koyar içirir
**
Zeytin Gözler
Sabah kahvaltısını şölene çevirir
Gülüşüyle bal kaymak yedirir
**
Kara Gözler
Aşkıyla ak eder sevdiğinin kara bahtını
Çöpe atar sevmediğinin tacını tahtını

18 Kasım 2019 Pazartesi

Dileğimdir

Doğanın güzelliklerini özümse, bir tablo yap da duvarına as
Uğramaz o zaman semtine ne keder ne de yas
Başının üstünde taşı eşini dostunu
Onlar öyle ak pak eder ki benliğini
Kalmaz gönül evinde hiç kir ve pas...
Rabbena hep bana, deme;
İçtiğin mutluluk şerbetinden bize de ver bir tas
Aman yaş tahtaya basma da kaç yaşına basarsan bas!

15 Kasım 2019 Cuma

ARKADAŞLIK İŞTE BU


ARKADAŞ- LIK...

            Arkadaş sözcüğünü çok kullanırız ama nereden geldiğini bilmeyiz. Eski Türkler düşmanlarıyla savaşırlarken sırtlarını bir taşa verirler o taşa yaslanarak savaşırlar; böylece düşmanların arkadan vurmalarını önlerlermiş. Arka taş daha sonra bize destek olan, güvenebileceğimiz kişiler için kullanılmaya başlamış ve “arkadaş” olmuştur...
            Arkadaşlar çeşitlidir. Kimi çocukluk arkadaşımızdır, kimi mahalle, okul arkadaşı... Kahveye gidenlerin oyun arkadaşları vardır. Meyhaneye gidenlerin de meyhane arkadaşları bulunur. Yol, ideal arkadaşlarına yoldaş adı verilir. Ayni işyerinde çalışanlar iş arkadaşı, evlenenler ise birbirlerinin hayat arkadaşlarıdır. Günümüzde bir de bunlara facebook arkadaşlığı, internette msn arkadaşlığı eklendi...
            Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nda gençlere, “Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın/ Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın” diye sesleniyor.
            Gençlik Marşı’nda, “Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar” denilerek cesaret veriliyor genç kafalara.
            “Bana arkadaşını söyle, ben sana kim olduğunu söyleyeyim” diyor bir düşünür. Kimi arkadaş kardeşten ileridir, kimi de düşmandan beter; bizi kötü yola sevkeder. Arkadaş seçmesini bilmez, arkadaş hatırı için düşüncesizce işlere kalkışırsak başımız beladan kurtulamaz. İyi arkadaşlar ise bizi doğruya iyiye güzele götürür. Sanat, edebiyat, kitap ya da sanata edebiyata, okumaya düşkün kişiler bu tür arkadaşlarımızdandır.
            Edebiyatta arkadaşlığa değinilmiş, bu konuda çeşitli kitaplar yazılmıştır. Orhan Kemal’in bir romanının adı “Arkadaş Islıkları” adını taşır. Goethe, Genç Werther’in Istırapları” romanında arkadaşının karısına âşık olan bir gencin başına gelenleri anlatır.
            Nazım Hikmet bu konuda şunlar söylüyor:
            “Arkadaşlık çeşitlidir, tıpkı yemişler gibi. Bir çeşit arkadaşlık vardır muza benzer, ne niyetle yesen onun tadını verir. Ben ne muzu ne de bu çeşit arkadaşlığı severim.
            Arkadaşlığın başka bir çeşidi keçiboynuzu gibidir. Bir tadımlık tat almak için bir araba posa çiğnemek ister.
            Eğlence arkadaşlıkları vardır. Bunlar Frenk üzümleri gibidirler. Olsa olurlar, olmasalar da.
            Okul sıralarının arkadaşlıkları ayva soyundandırlar. Tatları yoktur. Uzun uzun, bir duman gibi belli belirsiz kokuları kalır.
            Kafa arkadaşlıklarına gelince, arkadaşlığın özsoylusu budur işte. Kiraz gibidir, kokusu yoktur ama, kütür kütür, etli, serin bir tatları vardır.”
            Zorlukların da arkadaşımız olduğunu biliyor muydunuz?
            Zorluklar bizi dirençli yapar, mücadele gücümüzü arttırır, kolaylıklar ise gevşetir.
            Baba, zorluklardan yıldığını, bunlarla nasıl baş edeceğini bilemediğini söyleyen çocuğuna, “Gel, sana bir şey göstereyim” diyerek onu mutfağa götürmüş. Ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, içlerine su doldurmuş ve altlarını yakmış. Birinci kaba havuç, ikinciye yumurta, üçüncüye de bir avuç kahve çekirdeği atmış. Üçünü de yarım saat kadar pişirip ateşi söndürmüş, tabaklara boşaltmış. Çocuğuna ne gördüğünü sormuş. “Havuç, yumurta ve kahve” demiş çocuk. “Daha yakından bak, durumlarını gör, hisset.”
            Çocuk, havuç yumuşamış diye çatalıyla havucun üstüne bastırmış, yumurtayı eline alıp “Bu katılaşmış” demiş. Kahvenin kokusunu içine çekmiş, biraz içmiş. “Tadı iyi ama bunları bana niye gösteriyorsun?” diye sormuş.
            “İyi dinle de ne demek istediğimi anla” demiş baba. “Hepsini de aynı büyüklükteki kaplarda, aynı sıcaklıkta, aynı dakikada pişirdiğim halde, farklı tepkiler verdiler. Havuç önce sert ve güçlüydü ama kanatılınca yumuşadı, gücünü yitirdi. Yumurta kırılgandı ama kaynatınca sertleşti, katılaştı. Bir avuç kahve çekirdeği de sertti, ısınınca gevşedi, suya yayıldı, etrafa koku yaydı...
            Sen bunlardan hangisi olmak isterdin? Zorluklarla karşılaşınca tepkin ne oluyor; Havuç gibi sert bir kişiyken, sorunlar karşısında yumuşayıp güçsüzleşiyor musun?
            Yumurta gibi kırılgan bir kişiyken sorunlarla karşılaşınca güçleniyor, sertleşiyor musun; yoksa kahve çekirdeğine mi benziyorsun? Eğer kahve çekirdeği gibi olursan, sorunlar ne kadar çok olursa olsun, bunları olumlu yöne çevirip çevrene güzel tatlar, duygular katarsın. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalışırsın...”
            Bu ders verici öyküden yararlanmasını bilmeli, zorluklara göğüs gerip onları arkadaş edinerek yaşamalısın. Böyle yaparsan karlı dağları aşarsın; yoksa düz yolda şaşarsın!
ERHAN TIĞLI
*************
           

14 Kasım 2019 Perşembe

çorap...



Bugün ayın ondördü
bu gözler neler gördü
yare bir şey ör dedim
başıma çorap ördü!

12 Kasım 2019 Salı

AŞKINIZI YEMEYİN!

Bir şiirimde şöyle demiştim:
Koyunu seviyorsun
Kurban ediyorsun
Horozu seviyorsun
Kesip yiyorsun
Kuşu seviyorsun
Kafeste hapsediyorsun
Sakın böyle sevme beni
Aman ne olursun!
Sevgimiz, aşkımız budur bizim. Sevdiklerimizi nazla, kaprisle, kıskançlıkla canlarından bezdiririz, sevdiklerine seveceklerine pişman ederiz. Kara zindanlara atarız bencil tutkularımızla, ah of çektirmekten, bunaltmaktan adeta zevk alırız. Sevgimizle öldürürüz sevdiklerimizi ya da yaşayan ölü haline getiririz. Gelin bu duygumuzu da şöyle şiirleştirelim:
Balığın Kaderi
Seni o kadar severiz ki
Ya akvaryumda hapsederiz
Ya da avlar yeriz!
Kusura bakma
İnsanız biz
Yamyamdır sevgimiz!
Ana baba evladı arasında da görülür bu çeşit bir sevgi(!)...
Oysa sevgi, aşk özveri, erdem ve güzellik demektir. Birbirimizin başını yemek, kafa ütülemek, sadece kendini düşünmek değildir. Hoşgörü ve emektir, ben değil biz demektir.
Gönül bahçesine çiçek dikmektir.
**************************