11 Kasım 2011 Cuma
8 Kasım 2011 Salı
14 Ekim 2011 Cuma
İYİ UYKULAR(!)
Ahmet Bey, sabah saat 7.00'de
*Casio**masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.
*Puffy** yorganını kaldırdı.
*Hugo Boss** pijamalarını çıkarıp
*Adidas** terliklerini giydi.
*WC** 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.
*Clear** şampuan ve
*Protex** sabunuyla duşunu aldı.
*Colgate** ile dişlerini fırçaladı.
*BRAUN** ile saçlarını kuruttu.
*Bill's** gömleğini ve
*Pierre Cardin** takımını giydi.
*Lipton** çayını içti.
*Sony** televizyonda medya özetlerini ve
*flash** haberleri izledi. *
*Citizen** kol saatine b aktı. Aile fertlerine
*'BYE'** deyip
*Hyundai** otomobiline bindi.
*Blaupunkt** radyosunu açarak,
*rock** müziği buld! u. Ağzına bir
*Polo** şeker attı. Şehrin göbeğindeki
*Mega Center** 'daki ofisine varınca,
*Toshiba** bilgisayarını çalıştırdı.
*Microsoft Excel'e** girdi.
*Ofisboy** 'dan
*Nescafe** 'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını
yatıştırmak için
*Grissini **yedi. Öglen
*Wimpy's Fast Food** kafeteryaya gitti. Ayaküstü,
*Coca Cola** ve **hamburgeri **mideye indirdi.
*Camel** sigarasını yakıp
*Star** gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı
*Image Bar'** a uğrayıp
*JB'** sini yudumladı, sonra köşedeki
*Shopping Center** 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği
*Ariel** deterjan,
*Ace** çamaşır suyu,
*Palmolive** şampuan,
*Gala** tuvalet kağıdı,
*Sprite **gazoz ve
*J! ohnson** kolonyayı alarak kasaya yanaştı.
*Bonus** kartıyla ödemeyi yaptı.
Hafta sonu eşi Münevver'le
*Galleria** 'ya giden Ahmet Bey,
*Showroom** 'ları dolaşıp
*Kinetix** ayakkabı, *
*Lee Cooper blue jean** satın aldı.
Akşam evde bir gazetenin verdiği
*TV Guide** 'a göz atan Ahmet Bey, kanallar arasında
*zapping** yaparak,
*First Class** ,
*Top Secret** ,
*Paparazzi** gibi programlar izledi. Aynı anda
*Outdoor** dergisini karıştırdı.
Uykusu gelen Ahmet Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti.
** 'Ne mutlu Türk'üm diyene!'** diye gerindi ve uyudu.
*Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.
*Casio**masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.
*Puffy** yorganını kaldırdı.
*Hugo Boss** pijamalarını çıkarıp
*Adidas** terliklerini giydi.
*WC** 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.
*Clear** şampuan ve
*Protex** sabunuyla duşunu aldı.
*Colgate** ile dişlerini fırçaladı.
*BRAUN** ile saçlarını kuruttu.
*Bill's** gömleğini ve
*Pierre Cardin** takımını giydi.
*Lipton** çayını içti.
*Sony** televizyonda medya özetlerini ve
*flash** haberleri izledi. *
*Citizen** kol saatine b aktı. Aile fertlerine
*'BYE'** deyip
*Hyundai** otomobiline bindi.
*Blaupunkt** radyosunu açarak,
*rock** müziği buld! u. Ağzına bir
*Polo** şeker attı. Şehrin göbeğindeki
*Mega Center** 'daki ofisine varınca,
*Toshiba** bilgisayarını çalıştırdı.
*Microsoft Excel'e** girdi.
*Ofisboy** 'dan
*Nescafe** 'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını
yatıştırmak için
*Grissini **yedi. Öglen
*Wimpy's Fast Food** kafeteryaya gitti. Ayaküstü,
*Coca Cola** ve **hamburgeri **mideye indirdi.
*Camel** sigarasını yakıp
*Star** gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı
*Image Bar'** a uğrayıp
*JB'** sini yudumladı, sonra köşedeki
*Shopping Center** 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği
*Ariel** deterjan,
*Ace** çamaşır suyu,
*Palmolive** şampuan,
*Gala** tuvalet kağıdı,
*Sprite **gazoz ve
*J! ohnson** kolonyayı alarak kasaya yanaştı.
*Bonus** kartıyla ödemeyi yaptı.
Hafta sonu eşi Münevver'le
*Galleria** 'ya giden Ahmet Bey,
*Showroom** 'ları dolaşıp
*Kinetix** ayakkabı, *
*Lee Cooper blue jean** satın aldı.
Akşam evde bir gazetenin verdiği
*TV Guide** 'a göz atan Ahmet Bey, kanallar arasında
*zapping** yaparak,
*First Class** ,
*Top Secret** ,
*Paparazzi** gibi programlar izledi. Aynı anda
*Outdoor** dergisini karıştırdı.
Uykusu gelen Ahmet Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti.
** 'Ne mutlu Türk'üm diyene!'** diye gerindi ve uyudu.
*Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.
9 Ekim 2011 Pazar
ASANSÖR...
Köylü oğlan ve babası büyük şehre ilk defa gelmişler. Alışveriş merkezinde zemin... kattaki iki gümüş... renkliparlak duvarın ağır ağır açılıp kapanması ilgilerini çekmiş. “Bu ne baba?” diye sormuş oğlan. Hayatında hiç asansör görmemiş baba
“Bilemiyorum oğul..” demiş.
Onlar bu ilginç şeyi nefeslerini tutup izlerken tekerlekli sandalyeli yaşlı bir kadın sağa sola kayan gümüş renkli duvarlara doğru gitmiş ve bir düğmeye basmış. Duvarlar açılmış, yaşlı kadın yoğun ışıklı küçük bir odaya girmiş, duvarlar kapanmış.
Oğlan ve babası kapının üzerindeki küçükten büyüğe doğru yanıp sönen ışıklı rakamları izlemişler. Son rakamdan sonra aynı sırayla bu sefer geriye doğru ışıklar teker teker yanmış. Sonunda duvar iki yana kayarak açılmış, dışarı 24 yaşlarında incecik muhteşem bir fıstık çıkmış.
“Oğlum” demiş adam kızdan gözlerini ayıramayarak,
“Koş..
Koş ananı getir!..
“Bilemiyorum oğul..” demiş.
Onlar bu ilginç şeyi nefeslerini tutup izlerken tekerlekli sandalyeli yaşlı bir kadın sağa sola kayan gümüş renkli duvarlara doğru gitmiş ve bir düğmeye basmış. Duvarlar açılmış, yaşlı kadın yoğun ışıklı küçük bir odaya girmiş, duvarlar kapanmış.
Oğlan ve babası kapının üzerindeki küçükten büyüğe doğru yanıp sönen ışıklı rakamları izlemişler. Son rakamdan sonra aynı sırayla bu sefer geriye doğru ışıklar teker teker yanmış. Sonunda duvar iki yana kayarak açılmış, dışarı 24 yaşlarında incecik muhteşem bir fıstık çıkmış.
“Oğlum” demiş adam kızdan gözlerini ayıramayarak,
“Koş..
Koş ananı getir!..
8 Ekim 2011 Cumartesi
Gülmekten Öldürenler(FIKRALAR)
GÜLMEKTEN ÖLDÜREN OLAYLAR, FIKRALAR
Her şeyin mizahı olduğu gibi, ölümün de mizah vardır. Bunlardan kimisi ürpertir ya da acı acı güldürür, kimisi de gülmekten öldürür. İşte birkaç örnek:
Hollanda'da çalışan Metin Can, eşyalarını arabaya yükleyip tam memleketine gitmeye hazırlanırken, yanında kalan annesi ölüveriyor. Ölüm sigortası ve resmi işler zaman alacak, pahalıya da mal olacaktır. O da annesini cesedini kırmızı bir valize koyup sağına soluna naftalin yerleştirir ve arabanın üstüne bağlar, yola çıkar. Ama evdeki hesap çarşıya uymaz. Mola verip uyudukları sırada kırmızı valiz çalınır. Hırsızlar onu değerli bir eşya sanmışlardır...
Bu öykü bana şu fıkrayı anımsattı:
Cimri bir İskoçyalının babası ölüyor. Oğlu, köyüne gömülmesini vasiyet eden babasının cesedini trenle götürmeye karar veriyor ama ölü için istenen para dirilerden çoktur. O da babasını giydirip diriymiş gibi kompartımana oturtuyor. İçerde kimse yoktur. Oğul sıkılıp dolaşmaya çıkıyor. Aksilik bu ya, ara istasyonlardan birinden trene bir yolcu biniyor ve babanın karşısına oturuyor, selam verip kendisiyle konuşmak istiyor ama baba susmakta, gözlerini ona dikip durmaktadır. Yolcu bu duruma çok kızar, cinler tepesine çıkar; “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz; yoksa adam yerine koymayıp küçümsüyor musunuz? Ayıp be!” diyerek adama şöyle bir vurur ve onu yere yuvarlar. Adamın kalbini dinler, atmadığını ve onun hareketsiz kaldığını görünce de katil oldum diye çırpınır, ne yapacağını şaşırır. Tam o sırada tren tünele girmiştir. Adam onu aldığı gibi pencereden dışarı atar, bir şey olmamış gibi oturur. Oğul gelip babasını sorunca da gayet sakin, "O yaşlı adam geçen istasyonda trenden indi" der.
İş işten geçtikten sonra, neye yarar ah ile vah
Böyle hayırlı evlat vermesin Allah!
Bir başka ölümlü yolculuk da şu:
Köye giden minibüse bir adam binmek ister ama sürücü boş yer olmadığını söyler, adam binmekte ısrar edip oraya muhakkak gitmesi gerektiğini söyleyince, “Yukarda boş bir tabut var, istersen için gir, öyle git” der. Adam bu teklifi kabul edip tabutun içine girer. Bir süre sonra, yolda bir yolcu el kaldırıp minibüsün önüne çıkar, sürücüye köye götürmesi için yalvarır. Sürücü, yukarıdaki tabutun yanına tutunup giderse onu alabileceğini belirtir. Yolcu olur der ve yukarı çıkar, bir kenara tutunur.
Aksilik bu ya, bozuk bir dönemeçte araba sarsılır, tabutun kapağı açılır İçindeki adam ne oluyor diye bağırarak ayağa kalkar. Onu gören diğer yolcu ölü dirildi sanıp paniğe kapılır, korkuyla kendini yola atar...
Yazıma bir ölümlü mizahla son veriyorum.
Adamın kaynanası evin üst katında ölür. Cesedi taşıyanlar onu aşağıya indirirlerken merdivenin çürük basamağına takılıp düşerler ve tam ölmemiş kaynana dirilir, ayağa kalkar. Aradan bir süre geçer. Kaynana bir kere daha ölür. Cesedini yukardan aşağıya taşırlarken damat taşıyıcıları uyarır; “Dikkat edin, merdivenin çürük bir basamağı var!” diye bağırır...
Mutluluğunuz ölümsüz olsun.
Erhan TIĞLI
**********
Her şeyin mizahı olduğu gibi, ölümün de mizah vardır. Bunlardan kimisi ürpertir ya da acı acı güldürür, kimisi de gülmekten öldürür. İşte birkaç örnek:
Hollanda'da çalışan Metin Can, eşyalarını arabaya yükleyip tam memleketine gitmeye hazırlanırken, yanında kalan annesi ölüveriyor. Ölüm sigortası ve resmi işler zaman alacak, pahalıya da mal olacaktır. O da annesini cesedini kırmızı bir valize koyup sağına soluna naftalin yerleştirir ve arabanın üstüne bağlar, yola çıkar. Ama evdeki hesap çarşıya uymaz. Mola verip uyudukları sırada kırmızı valiz çalınır. Hırsızlar onu değerli bir eşya sanmışlardır...
Bu öykü bana şu fıkrayı anımsattı:
Cimri bir İskoçyalının babası ölüyor. Oğlu, köyüne gömülmesini vasiyet eden babasının cesedini trenle götürmeye karar veriyor ama ölü için istenen para dirilerden çoktur. O da babasını giydirip diriymiş gibi kompartımana oturtuyor. İçerde kimse yoktur. Oğul sıkılıp dolaşmaya çıkıyor. Aksilik bu ya, ara istasyonlardan birinden trene bir yolcu biniyor ve babanın karşısına oturuyor, selam verip kendisiyle konuşmak istiyor ama baba susmakta, gözlerini ona dikip durmaktadır. Yolcu bu duruma çok kızar, cinler tepesine çıkar; “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz; yoksa adam yerine koymayıp küçümsüyor musunuz? Ayıp be!” diyerek adama şöyle bir vurur ve onu yere yuvarlar. Adamın kalbini dinler, atmadığını ve onun hareketsiz kaldığını görünce de katil oldum diye çırpınır, ne yapacağını şaşırır. Tam o sırada tren tünele girmiştir. Adam onu aldığı gibi pencereden dışarı atar, bir şey olmamış gibi oturur. Oğul gelip babasını sorunca da gayet sakin, "O yaşlı adam geçen istasyonda trenden indi" der.
İş işten geçtikten sonra, neye yarar ah ile vah
Böyle hayırlı evlat vermesin Allah!
Bir başka ölümlü yolculuk da şu:
Köye giden minibüse bir adam binmek ister ama sürücü boş yer olmadığını söyler, adam binmekte ısrar edip oraya muhakkak gitmesi gerektiğini söyleyince, “Yukarda boş bir tabut var, istersen için gir, öyle git” der. Adam bu teklifi kabul edip tabutun içine girer. Bir süre sonra, yolda bir yolcu el kaldırıp minibüsün önüne çıkar, sürücüye köye götürmesi için yalvarır. Sürücü, yukarıdaki tabutun yanına tutunup giderse onu alabileceğini belirtir. Yolcu olur der ve yukarı çıkar, bir kenara tutunur.
Aksilik bu ya, bozuk bir dönemeçte araba sarsılır, tabutun kapağı açılır İçindeki adam ne oluyor diye bağırarak ayağa kalkar. Onu gören diğer yolcu ölü dirildi sanıp paniğe kapılır, korkuyla kendini yola atar...
Yazıma bir ölümlü mizahla son veriyorum.
Adamın kaynanası evin üst katında ölür. Cesedi taşıyanlar onu aşağıya indirirlerken merdivenin çürük basamağına takılıp düşerler ve tam ölmemiş kaynana dirilir, ayağa kalkar. Aradan bir süre geçer. Kaynana bir kere daha ölür. Cesedini yukardan aşağıya taşırlarken damat taşıyıcıları uyarır; “Dikkat edin, merdivenin çürük bir basamağı var!” diye bağırır...
Mutluluğunuz ölümsüz olsun.
Erhan TIĞLI
**********
25 Eylül 2011 Pazar
22 Mayıs 2011 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

