Follow by Email

26 Mayıs 2015 Salı

EKMEK...

EKMEK…

Belli başlı bir gıdamız olan ekmek günlük hayatta çok geçer. “Bir dilim ekmek, biraz da peynir/Aman efendim, ne güzel yenir” deriz. Ekmek paramızı kazanmak için var gücümüzle çalışırız. Mehmet Akif Ersoy, “Kim kazanmazsa bir ekmek parası/Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası” diyor. Halk arasında ekmekli sözler, deyimler pek boldur. Gençlere, “Senin adam alman için kırk fırın ekmek yemen lazım” deriz. Tedbirsiz kişilere, kimseye güvenilmemesi gerektiğini anlatmak için “Güvenme dayına, ekmek al yanına” öğüdünü veririz. Para kazanmanın zorluğunu, “Ekmek aslanın ağzında” diye belirtiriz. Ekmek parası kazanmanın zorluğunu “ekmeği taştan çıkarmak” deyimiyle vurgularız…
Bir gazete haberine göre, Türkiye’de yılda ortalama iki milyar 280 milyon ekmek israf ediliyor, bunun ekonomik maliyeti ise yılsa iki milyar lirayı aşıyor. Ekmek israfının bir yıllık maliyetiyle 387 bin öğrenciye 12 ay boyunca aylık 280 TL burs vermek, yüz yataklı 63 hastane, 16 derslikli 394 okul, 3000 öğrenci kapasiteli 217 yurt yapmak mümkün…
Yiyeceğinden fazla ekmek alıp çöpe atanlara, ekmek bayatlayınca peksimet, tirit, papara olarak değerlendirmeyerek taze ekmek arayanlara duyurulur.
Yoksulların umutlarını kesmemeleri “Ümit fakirin ekmeği/Ye Mehmet ye/Ye Mehmet ye!” dizeleriyle dile getirilmiştir. Yoksul denince aklıma şu dizeler geldi:
            “Zenginin yolu asfalt
            Yoksulun yolu çamur
            Zenginin ekmeği pişkin
            Yoksulun ekmeği hamur”
            Adamın biri açlığını şöyle dile getirmiş; “Karnımın açlığı dünden/Bir ekmek olsa yerdim altı okka undan!”
            Eskiden ev ekmeği ve çarşıdan alınan Pazar ekmeği vardı. Şimdi ekmek çeşitleri çoğaldı: Çavdarlı ekmek, Alman ekmeği, Trabzon ekmeği, tam buğdaylı ekmek, çok tahıllı ekmek, ruşemli ekmek, Kastamonu ekmeği, tost ekmeği…
            Yoksul çocuklar genellikle ekmekle beslenirler, yemeği ekmekle yerler, yemeğin suyuna ekmek banarlar, çorbanın, sütün içine ekmek doğrarlar, ekmeğin üstüne yoğurt, bal, pekmez, yağ sürüverir anneleri. Bu konuda şöyle bir fıkra var: Annesi tarlada çalışırken çocuğunun önüne sütle ekmek koyuvermiş. Annesi görmeden bir yılan gelip sütü içmeye başlamış. Bir gürültü duyup bakan anne bir de ne görsün! Sütü ekmekle içmeye alışmış çocuk kaşığını yılanın başına vurup “Ekmekle ye! Ekmekle ye!” diye bağırıyormuş!
            Günümüzde ekmek israfı var; oysa eskiden ekmeğin bir kırığı bile ziyan edilmez, bayat ekmeklerden papara, tirit, peksimet yapılırdı…
Bazı kişiler sevgiden, güzelliklerden anlamazlar. Akılları fikirleri para kazanmaktadır. Neyzen Tevfik böyle kişileri bir şiirinde bakın nasıl taşlıyor:
Düşeli derdi firakınla sevdaya meye
“Müptelayım deliyim sinmişim esrarı neye
            Feleğin kahpe başında paralansın parası
            Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye”

           

Hiç yorum yok: