Follow by Email

9 Aralık 2012 Pazar

Yağmur Duası

YAĞMUR DUASI Aylardır bekliyorum, yağmıyorsun bir türlü. Yağ artık yağ! Yağ da temizle kiri tozu, sil at hüznümüzü, kuraklığımızı, mutsuzluğumuzu. Aşk ol yağ, bereket saç doğamıza; sararan yapraklarımız yeşersin, ağaçlarımız canlansın, çiçeklensin, meyve versin. Yağdır mevlam su! Gökyüzüne bakmış, “Yağmur yağacak galiba” demişti. Bir türkü düşmüştü usuma: “Yağmur üstüme üstüme/ Varsın yağsın küçük hanım/ Ben yağmurdan yaştan değil/ Aşkından sırılsıklamım...” Ama söyleyememiştim, “Elleme, yağsın” diye espri yapmıştım. Gülmüştü. Ne güzel gülüyordu. Gülüşünün yağmuru billur bir bardaktan şakır şakır dökülüyordu... Ne olursun yağ yağmur, yoksa ben yağacağım. Zaten kafam bulutlu; bu gidişle ayı, yıldızları siyaha boyayacağım. Damlalarınla sırılsıklam olmak istiyorum. Onunla gene yağmur altında koşmak, sevgiyle coşmak, senin sayende yanıma sokulmuş o sevgili vücuda gene sımsıkı sarılmak istiyorum. Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur/ Sevgilimin giysisi uzundu, eteği çamur. Şarkı söylemek istiyorum. Şarkı olmak, o kiraz dudaklarda yer almak istiyorum. Hava açık, günlük güneşlikti. Onunla kırda dolaşıyorduk. Dosttuk, arkadaştık; havadan sudan konuşuyor, dertleşiyorduk. Çiçeklere konan arılara, kelebeklere bakıyor, yutkunuyordum. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak istiyordum. Züğürt tesellisi de olsa, “âşık gibi sevmezsen, kardeş gibi sev beni” şarkısına sığınıyordum Açılmasına açılırdım ama ya, ben seni dost, arkadaş biliyordum. Demek ki niyetin başkaymış. Meğerse saman altından su yürütüyormuşsun, derse ne yapardım ben? Sevgilisi olayım derken arkadaşlığından da olur, onu büsbütün yitirirdim... Sen bizi birbirimize daha çok yakınlaştırmak için bir oyun oynadın. Birden yağmaya başladın. Ne güzel bir oyundu bu. Teşekkür ederim. Bir daha teşekkür etmek istiyorum, senden yardım bekliyorum. Ne olur, onunla birlikteyken bir daha yağ. Yağ da delinsin üstümüzdeki ağ, yıkılsın gönlümüzdeki dağ... Birden kara bulutlar kaplayıverdi gökyüzünü. Şiddeti bir yağmur başladı. Ne yapacağımızı, nereye kaçacağımızı bilemedik. Ceketimi çıkarıp başımızın üstüne koydum. Birbirimize iyice sokularak koşmaya başladık. Bir süre sonra sığınacak bir yer bulmuştuk ama sırılsıklam ıslanmıştık. Etrafımızda yardıma koşacak kimse yoktu. Hastalanmamak için üstümüzdekileri birer birer çıkardık, birbirimizin soyunmasına, ıslaklıktan kurtulmasına yardım ettik. Nefesim nefesine karıştı, eli elimle, gözü gözümle buluştu. Hele bir de şimşek çakınca korkup vücuduma sarılması, benim ona korkacak bir şey olmadığını söyleyip saçlarını, kollarını okşamam daha da yakınlaşmamızı sağladı. Dudaklarımız birbirini buldu, iyice kenetlendik. Yağmur çamur umurumuzda değildi artık. Dünyayı, savaşları, ihanetleri unutmuştuk. Sadece sevişmemiz vardı hiç bitmemesi istenen, yinelenen. Dudaklarım dudaklarından, ellerim ellerinden ve bacaklarından hiç ayrılmak istemiyor, o da sırtımda birleştirdiği ellerini, kollarını çözmüyordu. Uzaklaşmıştık ekonomik dar boğazlardan, demeçlerden, söylevlerden. Denizi yakamozlu başka, bambaşka bir ülkeye uçuyorduk, sevda kuşunun kanatlarına tutunup. Yağmurun sesi kulaklarımızda müziğe dönüşüyor, ellerim göğsünde, göğsü kollarımda şiirleşiyordu... Böyle ne kadar kaldık bilmiyorum. Gözümüze vuran güneş ışığı bizi kendimize, yoz dünyaya geri getirdi. Yağmur dinmiş, gerçeklerin acımasız çiğ ışığı tekrar eski maskeli günlere dönmek gerektiğini duyurmaya başlamıştı. Hiç konuşmadan giyindik, dışarı çıktık ve önümüze bakarak yürümeye başladık. Büyü bozulmuş, duygular egemenliğini yitirmişti. Sevişmemiz yağmurla gelmiş, gün ışığıyla çekip gitmişti. Onunla ayrı dünyaların insanıydık, sadece dost olabilirdik. İkimizin de gönlünde aşk acısı vardı. Üstelik zevklerimiz, görüşlerimiz uymuyordu. Ben onunla kadın erkek ilişkisini sürdürmek isterdim ama o bunu istemiyor, “Böylesi daha iyi. Birbirimize acı çektirmeyelim, arkadaşlığımıza zarar vermeyelim” diyor, o konu ne zaman açılsa hemen kapatıyor, kapattırıyordu. Israr etsem benden büsbütün kopacağını hissettiğim için duygularımı içime gömmek zorunda kalıyordum. İşte gene o güzel günü anıyorum. “Beraber yürüdük biz bu yollarda/ Beraber ıslandık yağan yağmurda” diye mırıldanıyorum, içimi çekiyorum. Ah o yağmur bir daha yağsa, ıslansak, bir yere sığınsak, şimşek çakıp onu korkutsa, o korkuyla bana sarılsa, sımsıkı sarsam, hiç bırakmasam, yağmur dinmek bilmese... Yağ ne olursun gece gündüz. Barajlarımız dolup taşsın, insanlığımız karlı dağları aşsın, çiçekli bahçelere, yemyeşil bağlara ulaşsın. Yağ da temizle kirimizi pasımızı, sil gönül yasımızı, dindir hüznümüzü, acımızı. Senden aldığımız güçle savaşalım kötülüklerle, çirkinliklerle, sevmeyi, aşık olmayı ayıp, günah sayan, yasaklayan gelenekleri, kuralları yerle bir edelim, yediveren gülleri açtıralım içimizde. Hadi ne olursun yağ, yağ be! Erhan Tığlı

Hiç yorum yok: