10 Mayıs 2019 Cuma

Yazmak Neye Yarar?


YAZMAK NEYE YARAR?

            Okuryazar geçiniriz ama çoğumuz okumaz, yazmaz, sadece seyreder, bakar. Eskiden eş dost birbirine mektup yazar, bayramını, evliliğini, doğum gününü kutlardı. Cep telefonu yaygınlaşalı bu külfet ortadan kalktı. Yazarsak mesaj yazıyoruz mektup yerine. Buna da üşenip hazır mesajları kullananlar var! Atalarımız, “Al eline kalemi, yaz başına geleni” demişler oysa biz dilekçe bile yazmaz, başımıza iş getirenlere “Allah cezaları versin!” diye beddua etmekle, küfredip homurdanmakla yetiniriz. Ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep, yazılmaz benim derdim, deriz ah of çekerek. Bakkala, marketçiye “Yaz tahtaya, al haftaya” diyoruz ya da Barış Manço’nun, “Yaz defteri kitabı/Sarı çizmeli Mehmet ağa/Bir gün öder hesabı” diye şarkı söyleyiveriyoruz alacaklılarımıza. Lefter, futbolu bıraktığı için, “Ver Leftere, yaz deftere” esprimiz de unutuldu...
            Başımıza gelenler alın yazımız sayılıyor, kader kara yazdı, diye dert yanılıyor...
            Bu karamsar sözleri silelim de sizleri yazmakla ilgili fıkralarla baş başa bırakalım.
            KUDURAN ADAM
            Adamın birisini köpek ısırmış. Zamanında aşı yaptırmadığı için ölecekmiş. Ölüm döşeğine düşünce dostlarından kalem, kâğıt istemiş. “Vasiyetini mi yazacaksın?” diye sormuşlar. “Hayır” diye başını sallamış, “Isıracağım kişilerin adlarını yazacağım.”
            AHMAKLAR DEFTERİ
            Şair Haşmet, yanında “Ahmaklar Defteri” adını verdiği bir defter taşır ve oraya ahmaklık yapanların adlarını yazarmış. Koca Ragıp Paşa merak etmiş, “Bu defterde benim de adım var mı?” diye sormuş. “Evet, paşam, var” demiş Haşmet. Paşa şaşırmış, “Peki neden?” demiş. Şair, “Dün, pek güvenilmeyen birine borç verdiniz de ondan” diye cevap vermiş.
            “Ya adam borcunu öderse ne yapacaksın?”
            “O zaman sizin adınızı siler, onunkini yazarım.”
            YAZMAK NE ZAMAN İŞE YARAR?
            Yazanlar, hele gazete ve dergilerde gerçekleri yazanlar beladan kurtulamazlar. Ya hapse düşer ya da ağır para cezalarına çarptırılırlar. Çıkarı bozulanlar tarafından dövülür, sövülür, hatta öldürülürler. Bu konuda şöyle bir taşlama yazmıştım:
            Kara kara kazanlar
            Ah şu oyunbozanlar
            Kimvurduya giderler
            Gerçekleri yazanlar...
            Yazmanın işe yaradığı yerler ve zamanlar da vardır. Nasıl mı? Bakın anlatıvereyim.
            Geçenlerde bir lokantaya gittim. Ismarladığım yemeğin gelmesini beklerken ilham geldi. Cebimden not defterimi, kalemimi çıkarıp bir şeyler yazdım. Garson koşarak geldi:
            “Beyefendi, bir kusurumuzu mu gördünüz?” diye sordu.
            “Hayır, aklıma bir şey geldi de onu yazdım” dedim ama garson inanmadı, lokantanın sahibine bir şey söyledi. Adam yanıma geldi, özür diledi ve öyle çok itibar etti ki beni böyle yerleri teftiş eden biri sandığını anladım. Bozuntuya vermedim. İkram edilen güzel yemekleri yedim. Benden para almadıkları gibi her gidişimde başköşeye oturttular...
            Gördünüz ya yerinde ve zamanında yazılan yazı ne kadar işe yarıyor!
ERHAN TIĞLI
************

4 Mayıs 2019 Cumartesi

Uyumsuz Sözlü Türküler


TÜRKÜLER GÜZEL AMA SÖZLER UYUMSUZ...

            Çoğu zaman bir türkü takılır kulağıma dilime. Kiminin melodisini beğenirim de sözlerini beğenmem. İşte şu türkü melodisi güzel olduğu halde sözleri kötü olanlardan biri:
            “Duvara mıh çakarım
            Sen sallan ben bakarım
            Mendilin kirlendiyse
            Sen gönder ben yıkarım.”
“Duvara mıh çakarım” dizesi fena değil ama “sen sallan ben bakarım” ne demek yani? Onun yerine, “Yâr oynar, ben bakarım” dense daha iyi olmaz mı? Sevgiliyi oynarken seyretmek kadar güzel bir şey var mı? Hele, “Mendilin kirlendiyse/Sen gönder ben yıkarım” deyişinin ne işi var burada? Bu devirde kâğıt mendil kullanıyor herkes. Öyle olmasa bile sevgilinin mendilini yıkayarak onun gözüne girmeye çalışmak hiç de hoş değil. Bu dizeler şöyle olmalı:
            “O yâr benim olursa
            Çifte göbek atarım!”
            Başlık parası, düğün masrafı sevenin elini kolunu öyle bağlar ki, sevgilisine kavuşunca sevincinden göbek atması çok normal...
            Bu dizeyi şu biçimde de değiştirebiliriz:
            “Yârimin bahçesine
            Irmak olup akarım.”
            Ben tam karar veremedim. Sizce hangisi daha yerinde; göbek atmak mı, ırmak olup akmak mı? Bu devirde ırmak olabilene ne mutlu! Çoğu kişi dere ya da çay bile olamıyor...
            Son dörtlükte şöyle deniliyor:
            “Duvarda elek m’olur
            El kızı melek m’olur
            Kör olası kaynana
            Kapıda halek m’olur?”
            Doğru, el kızı ya da erkek melek olmaz. Halek kapı önünde konuşma demekmiş. İyi bir şey değil, kapı önünde konuşarak çevreyi rahatsız edenlere ben de kızarım ama bunun burada işi ne? Sevgiliden söz edilen bir türküde kaynana yakışmıyor. Ben bu dizeyi bakın nasıl değiştirdim: “Çektiğin çilelerin/ Suçlusu felek m’olur?” Böylece yaptığı hataların suçunu feleğe yükleyenlere mesaj vermiş oluruz, ne dersiniz?
Erhan Tığlı
*********

28 Nisan 2019 Pazar

Televizyonumuzun Dili


TELEVİZYONUMUZUN DİLİ

Televizyonumuzun dili gitgide yozlaşıyor, yabancı sözler artıyor, Türkçe azaldıkça azalıyor. Yozlaşma ve yabancılaşma, yabancı hayranlığı ayrık otları gibi bütün kanalları sarmış, ana dilimizi boğuyor, yaşama hakkı tanımıyor.
Söz gelişi, hoşça kal, güle güle gibi güzel sözcüklerimiz varken bay baylaşıyor kişiler. Sevincimizi “yaşasın” diye belirtirdik biz. Şimdi İspanyolca oley diye bağırıyor gençlerimiz.
Dizilerin ve etkinliklerin adları da yabancı hayranlığını ve yozlaşmayı teşvik etmek ister gibi bir tuhaf: Winx Clup, Comedya, Fear Factor Aksiyon, Women, Trend Topic, Top Gear, Lifestyle, Moderaör, Süper Star Life, Dekodizayn...
Televizyon kanalları da yabancı adlar alırlarsa bir karış büyüyeceklermiş, adları Türkçe olursa günaha gireceklermiş gibi yabancı hayranlığında birbirleriyle yarışıyorlar: Star, Flash, Fox, Show, Cine 5...
RTÜK içki ve sigaraları buzlaştıracağına Türkçenin, ana dilimizin buz tutmasına, yerle bir edilmesine el atsa daha iyi olacak. Görevlileri, yetkilileri sorumluluğa davet ediyorum.
Erhan Tığlı
*********

22 Nisan 2019 Pazartesi

KADIN NELERE BENZER?




KADIN var CİN gibi, çarpar seni her yerde..
KADIN var TEKİLA gibi, deva olur her derde.
KADIN var ŞARAP gibi, yıllandıkça güzeldir.
KADIN var JACK gibi, her haliyle özeldir.
RAKI tadında KADIN ise hep bir ömre bedeldir...

18 Nisan 2019 Perşembe

Suyu Hiç Kesilmeyen Çeşme Hangisidir?!

Suyu hiç kesilmeyen çeşme hangisidir? Suyu hiç kesilmeyen çeşme mi olur, demeyin; bal börek dururken, aklınızı peynir ekmekle yemeyin! Rüşvet çeşmesidir bu rüşvet çeşmesi! Pek hoştur suyunu içmesi, her zaman, her yerde akar, kurnazlar küpünü doldurur, aptallar karşıdan bakar...


15 Nisan 2019 Pazartesi

TURİST ÖRDEK Mİ KAZ MI?!

Turist altın yumurta yumurtlayan tavukmuş ama biz sanırız onu kaz, yolmak isteriz biraz. Dinlemeyiz ne itiraz ne ikaz, atarız kazıkları. Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis tereyağlı(!) yemekler pişiririz, zorla yediririz. Üstüne de sunarız ekşimiş ayran, kurtlu kiraz. Çalar teneke orkestra, söyler kurbağa solist; deriz buna caz!
Çok severiz biz turistleri, bağrımıza basmak isteriz karısını kızını. Turizm gönüllüsü delikanlı alamaz hızını, biriyle dans ederken öbürünün avuçlar kalçasını. Plajda da yalnız bırakmaz, iyice yanına sokulur, onu kem gözlerden korur! Bu ekstra hizmetlerden asla para almaz, turist memnun oluncaya dek onu başka bir yere salmaz.
Tam turist mevsiminde belediye aşka gelir; yollar kazılır, turistik faaliyetlerle gözler boyanır. Tam sekiz ay yatılır, yumurta kapıya gelince ancak o zaman uyanılır...
Sen istediğin kadar bağır, istediğin kadar yaz; bizde böyledir turizm.
Ne söylesek boş; turizm mevsimi başladı, koş vatandaş koş! Atılan nutuklarla sen de coş, turistlerin gönüllerini ediver hoş. İlginle, sevginle olsunlar sarhoş...
Turist tavuk değil kaz. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!
ERHAN TIĞLI

13 Nisan 2019 Cumartesi

kitap Okumayanların gülünçlükleri


Hoca camide vaaz veriyormus. Iceriye bir adam girmis. "Hocam, ben esegimi kaybettim. Bir soruverin bakalim. Esegimi goren var mi?" demis. Hoca cemaate donmus. Icinizde kitap okumayan, sanatla ugrasmayan biri var mi?" diye sormus. Biri ayaga kalkmis, "Ben varim, ben, demis. Boyle bos seylerle vakit gecirmem. Yer, icer, keyfime bakarim."
Hoca esegini kaybeden adama donmus, "Bosuna baska yerde arama, demis. Iste esegin burada."
Adamin biri olmus. Obur dunyada sorgu meleginin karsisina cikarmislar. Sorgu melegi adama, "Sagliginda hic sevdin sevildin mi?" diye sormus. "Hayir" demis adam. "Peki, kitap okudun mu, bilgi ogrenmek icin dergi, ansiklopedi karistirdin mi?" Adam bunlara da hayir deyince melek oradakilere, "Bir kanat getirin" demis. Adam sevincle, "Melek mi oluyorum?" diye ellerini cirpmis. "Hayir, demis melek. Kaz oluyorsun!"
Profesor I. Hakki Baltacioglu, ogrencilerine Sultanahmet Cesmesi'nin guzelliginden soz ediyormus. Biri ayaga kalkmis,"Efendim, ben o cesmeyi inceledim ama sizin soylediginiz guzellikleri goremedim ". Profesor ona kitap okuyup okumadigini, guzelliklere duskun olup olmadigini sormus. Hepsine de hayir yanitini alinca aci aci gulmus. "Bosuna ugrasmayalim, demis. Ne ben sana bu cesmenin guzelligini anlatabilirim ne de sen anlayabilirsin."
Severek oku, sevdigini oku. Dogrulugu, iyiligi, guzelligi ilmek ilmek doku.
Kitap okumayan hapi yutar. Bilgisizlik batakligina duser, cirpindikca daha da batar.
Kitap okursan, olamasan da bir balta sap, dogru yolu araya araya dusmezsin bitap.
Rehberin olsun kitap, yerlerde surunmeyi birak, okumuslar arasinda kendine bir yer kap. Tapacak bir sey bulamiyorsan, kitaba tap. Maval okuyacagina kitap oku. O zaman, maval okumakla gecirdigin zamana yanarsin, o gunleri pismanlikla anarsin.
Kimi "Insan dusundugu kadar insandir" demis. Kimi "Insan guldugu kadar insandir."
Bilincsiz, bos bos dusunmek, gulmek neye yarar, oyleyse insan okudugu kadar insandir.
Erhan TIGLI