Follow by Email

22 Şubat 2021 Pazartesi

Mendil ve AŞK

MENDİL VE AŞK “Üsküdar’a gider iken bir mendil” bulur, mendilinin içine lokum doldururdu eski insanlar; gidenlerin arkasından mendil sallanır, dilberler kendilerini takip eden genci beğenmişlerse yere mendillerini atarlar, mendilin kendilerine geri verilmesini beklerlerdi. Böylece mendil tanışıp görüşmeye, muhabbete vesile olurdu… Delikanlı sevdiğine “Bir mendil işle yolla/Ucunu gümüşle yolla/İçine beş incir koy/Birini dişle yolla” diye seslenirdi. Kız da ona “Duvara mıh çakarım/Sen sallan, ben, bakarım/Mendilin kirlendiyse/Sen gönder, ben yıkarım” derdi. Evlenmeden önce söz mendili verilir, gelinin arabasına, atına mendil bağlanırdı. Kişiler aşk özlemini “Sallasana sallasana mendilini/Akşam oldu, yollasana sevdiğimi” diye dile getirirlerdi. Kaybettikleri sevgililerini “Mendilimin yeşili/Ben kaybettim eşimi/Al bu mendil sende dursun/Sil gözünün yaşını” türküsüyle anarlardı… Ama kağıt mendil çıkalı ve moda olalı bütün bu güzelliklerin pabucu dama atıldı. Herkes bu mendilin ham maddesi nerden geliyor, çevreye ve ekonomiye zararı nedir diye hiç düşünmeden kağıt mendil kullanıyor. Yıkama zahmeti yok. Silme işi bitince buruşturup atıyorsun. Şimdiki aşklar da öyle. Mendil kadar değeri kalmadı sevgi ve dostluğun Eğitimci-Yazar ERHAN TIĞLI

19 Şubat 2021 Cuma

Komik bir Diyalog

ALİ ile VELİ- İKİSİ DE BİRBİRİNDEN DELİ Ali, arkadaşına, “Bugün bir kız gördüm azizim. O ne güzellik, o ne boy bos, endam, onu görünce aklım başımdan gitti, deli oldum deli!” dedi. Veli kendi kendine, “Sanki deli değilmiş gibi” dedi ama dışından, “Sahi mi? Hadi anlat şu dilberi, gel beri, aydınlat beni de unutayım karanlık gecelerimi” diye konuştu. “Seni gidi seni!” dedi Ali. “Lafıyla bile mest olmak istiyorsun değil mi?” diye güldü.”Neyse, anlatıvereyim de sen de deli ol benim gibi” diyerek sözlerini sürdürdü. “Gördüğüm güzel ya melekti ya da peri. Giydiği giysi sentetikti, vücudu da çok estetik. Bakışları romantikti. Hem güzeldi hem sempatik. Ama yoktu içinde zerre kadar cimrilik. Göğsü, kolu, bacağı açıktı, eteği miniydi. Transparan giysisinin içinde vücudunun bütün hatları belli oluyordu.” Veli başını salladı: “Desene tam demokratik! Ama böyle biriyle evlenmek delilik. Ya hiç kıskanç olmayacaksın ya da gözünü, kulağını kapatacaksın. Laflara aldırmayacaksın.” Ali içini çekti: “Gel de düşünme kendisiyle evlenmeyi ya da flört etmeyi. Yürürken öyle uzayıp kısalıyordu ki, sanırsın aynen bir lastik. Duruşu, pozu artistik, tavrı, edası fantastik Kaşı gözü ekzantrik, bakışları ekzotik. Bel kalça elastik, yapıyordu sağa sola jimnastik. Ekranı dokunmatik. Onu gören başka bir kanala yapamazdı zapping!” Veli dudak büktü: “Desene çözülmez bir kadın, sanki matematik” diye konuştu. Ali anlatmayı sürdürdü: “Üstündeki giyside yabancı sözler vardı. Konuşurken ikide birde yabancı sözler paralıyordu. Öyle bir kadındı ki...” “Turistik!” “Evet. Aynen öyle. Kimseyi takmıyordu, küçük dağları ben yarattım dercesine yürüyordu. Bizim gibilere hiç bakmıyordu. Havasından yanına varılmıyordu...” “Demek ki bu kadın aynı zamanda sosyetik!” “Öyle olacak. Dudaklar kirazdı, yanaklar elma. Gözler üzüm, saçlar buğday, göbek ayva, göğüslerine portakal mı desem limon mu...” “Desene şuna kısaca meyve bahçesi ya da çiftlik!” “Büyülüyordu herkesi. Bir mıknatıstı sanki manyetik.” “Böyle biriyle evlenen erkeğin işi bitik. Yoksa tutuldun mu sen bu kadına a deli, a kaçık!” “Az kalsın öyle oluyordu ama neyin nesi olduğunu öğrenince vazgeçtim.” “Söyle bakalım. Kimin şapkası, püsküllü fesiymiş?” “Dur bakalım. Daha bitmedi söyleyeceklerim. Sürmüştü yüzüne bolca kozmetik. Giyindiği yer butik. Bir evdi prefabrik. Yakıyordu herkesi, sandım asit sülfirik. Kendimi kaybettim bu manzara karşısında...” “Öyleyse seni kendine getirmek için atayım bir çimdik.” “Dur bakalım. Onun kim olduğunu söyleyince asıl sen kaybedeceksin kendini.” “Sahi mi, bu dilber nerenin kraliçesi, prensesiymiş?” “Ne kraliçesi, prensesi? Domestikmiş haspa, domestik! Hizmetçi yani...” ***Erhan Tığlı

14 Şubat 2021 Pazar

Dinle ilgili Ezber Bozan Sözler

.İLAHİYATÇI PROF. DR. GÜNER AKÇA, ACABA KUR'AN'DA NELER YOK DEYİP ARAŞTIRMIŞ, BİLELIM İSTEMIŞ VE YAYINLAMIŞ. ÇOK ENTERESAN ve ÇOK EZBER BOZAN DURUMLAR VAR. . 1 - Tüm Şefaat sadece Allah'a aittir. Şefaat ya Resullulah, ya Ali, ya Geylani, ya Gavs vs. yok. 2 - Mehdinin geleceği yok... 3 - Kabir hayatı, kabir azabı yok... 4 - Miraç yok. 5 - Kadercilik yok... 6 - Recm cezası yok. 7 - Hac ayları 4 aydır, dileyen 2 günde dileyen daha fazla günde işini bitirir ve döner. 10 günlük hac süresi yok. 8 - Hac’da şeytan taşlama, hacer-ül esved taşına el yüz sürme yok. 9 - Mezhepler yok. 10 - Altın/İpek erkeğe haramdır, yok. 11 - Bir şeyhe veya tarikata bağlanma yok. 12 - Kıyamet alametleri yok. 13 - Erkek/Kadın sünnet olmak yok. 14 - Hayızlı/lohusa kadınlara ibadet yasağı yok. 15 - Kuran’ı anlamadan sevap için okumak yok. 16 - Ölüye Kuran okumak, sevap transferi yapmak yok. 17 - Bir insandan Tevbe almak vermek, rabıta yapmak, dönmek, kafa sallamak yok. 18 - İnfakta/zekatta kırkta bir yok. Malın biriktikçe ihtiyacından fazlasını imanın/samimiyetin/takvan oranında verirsin. 19 - Erkeğin kişisel üstünlüğü, kadının erkeğe itaati yok. Sorgusuz itaat Allahadır. 20 - Evliya (Allah dostu), keramet sahibi yok. 21 - Mevlid yok. 22 - Salavat yok. 23 - Sünnet namaz zorunluluğu yok. 24 - Arapça dua etmek ve Arapça namaz kılma zorunluluğu yok. 25 - Muska/Büyü/Nazar yok. 26 - Cuma namazı sadece erkeklere farzdır diye birşey yok. İman eden her erkek ve bayanlara farzdır. 27 - Kölelik/Cariyeliği teşvik yok. 28 - Kadının uğursuzluğu, cenazeden uzak tutulması, sadece erkeğin cenaze namazı (duası) kılması yok. Cenaze namazı cenaze duasıdır. 29 - Kaza namazı yok. 30 - Haremlik/Selamlık şartı yok. 31 - Kadının sesi haramdır yok. 32 - Kutsal günler/Kandiller yok. Sadece Kadir gecesi özeldir. 33 - Bazı ayetleri veya duaları belli sayıda okuyup üflemek ve bundan murad beklemek yok. 34 - Sırat Köprüsü yok. 35 - Kuranın saydığı haram yiyecekler. dışında kalan yiyecekler kültürel, tercihler ve alışkanlıklar ile ilgili meselelerdir. Kafaya göre haram koymak yok. 36 - Erkeğin kadını dövme yetkisi yok. 37 - Dua ederken el açmak, âmin demek zorunluluğu yok. 38 - Teravih namazı yok 49 - Sağ el / Sağ ayak saçmalığı yok. 40 - Hem askerde veya savaşta ölenin şehit olması gibi birşey yok. 41 - Boşanma yetkisinin yalnızca erkeğe ait olması yok. 42 - Ölüye telkin ve ıskat yok. 43 - Takva kıyafeti (sakal, cübbe, sarık vs.) yok. 44 - Sorgulamadan bir fikre, bir şahsa tabii olmak yok. 45 - Kuranın tüm emir ve yasakları farzdır. Sadece 32 veya 52 farz yok. 46 - Kuranda 6236 ayet var, 6666 ayet yok. 47 - Çocuk yaşta evlilik yok. 48 - Namus/zinada kadın erkek farkı yok. 49 - 61 gün oruç tutma cezası yok. 50 - Türbede dilek dilemek yok. 51 - Tasavvuf, gavs, kutup, şeyh, seyyidlik İslamda yeri yok. 52 - Kuran anlaşılması zor bir kitaptır, yok. 53 - Deve idrarı içen ve iç diyen bir resul yok. 54 - Resul ve Nebi var, Peygamber kelimesi ise kuranda yok. 55 - Kuran okumak için abdest şartı yok. 56 - Sakala cilet vurmak haramdır diye bişey yok. 57 - Cehennemde yanıp çıkma yok. 58 - Din değiştirenin (Mürtedin), namaz kılmayanın, içki içenin, zina yapanın öldürülmesi diye bişey yok. 59 - Sakalı şerif, nalı şerif, hırkayı şerif, Kabak, hurma, zemzem, tesbih, seccade vs. kutsaldır diye bişey yok. 60 - Sevap kazanmak için kertenkele, kara köpek vs hayvanları öldürmek yok. Uğursuz hayvan yok. 61 - İslami bir isim koymadan ve sünnet olmadan müslüman olamazsın diye bişey yok. 62 - Hadisler kesin peygamber sözüdür diye bişey yok. 63 - Hadis, Fıkıh kitaplarında kuran dışında hükümler vardır diye bişey yok... - İlahiyatcı- Prof. Dr. GÜNER AKÇA.

11 Şubat 2021 Perşembe

MUSKA

MUSKA Bir yazar arkadaşımın köyüne gittim. Beni çok iyi karşıladılar. Arkadaşım benim Öğretmen olduğumu söylediği için köyde adım "Hoca"ya çıktı. "Hoca" aşağı, "Hoca" yukarı... derken herkes adımı, soyadımı unuttu,"Hoca" diye tanıdı, benimsedi. Biliyorsunuz hocalık çeşit çeşit. Cami hocası var, asıl hoca onlar. Bizim gibi öğretmenlere de hoca diyorlar. Sadece öğretmenler mi? Teknik direktörler, hakemler de hoca. Ortalık hocadan geçilmiyor. Maçta hakem bir oyuncuya sarı kart gösteriyor. Oyuncu itiraz ediyor: - Hocam, valla kasti bir şey yapmadım. Seyirciler takımın çalıştırıcısına bağırıyorlar: -Hocaaa!Şu iki numarayı değiştir. Birazdan kırmızı kart görüp takımı on kişi bırakacak! ** Arkadaşım beni övdüğü. "Çok kültürlüdür. Gece gündüz kitap okur, bir şeyler yazar durur" dediği için köyde itibarım çok iyiydi. Ne zaman kahveye gitsem hemen çay,kahve ısmarlıyorlar, yolda saygıyla selam veriyorlardı. İçimden, "Keşke böyle bir yerde öğretmenlik yapsaydım" diyor, "buradaki öğretmenler köyde çalışmaktan ne kadar memnundurlar" diye fikir yürütüyordum. Ünüm komşu köye de gitmiş olmalı ki, günlerden bir gün bir yabancı geldi yanıma. Arkadaşımın dediğine göre komşu köyün zenginlerinden biriymiş. Adam ellerime sarıldı. "Senden bir ricam var. Yerine getirirsen aha şu kınalı kuzu senin" diye şirin mi şirin bir kuzuyu gösterdi. "Bu yörenin insanları ne kadar da cömertmiş yahu!" diyerek arkadaşıma baktım. O, başım he de anlamında sallıyordu. - Elimden gelirse yaparım tabii, dedim. Kuzuya falan gerek yok. Çocuğunuz bütünlemeye mi kaldı, ona ders mi verdireceksiniz? - Yok canım, dedi adam. Benim ricam başka. Benim karaoğlan hasta... - iyi ama ben doktor değilim ki. Beni cami hocası sandığım anladım. Gülerek: - Siz beni başka hocalarla karıştırdınız galiba, dedim. Karaoğlana okutup üfletmek istiyorsunuz anlaşılan. Bu iş öyle okuyup üflemekle olmaz. Doktor gerek. Hem öyle olsa bile köyünüzdeki caminin hocasına gitmeliydiniz. - Sizin gibi İstanbul’larda okumuş derin bir hoca varken ne yapalım onu, dedi adam. Duyulacak diye korkuyorsunuz galiba. İşte yemin ediyorum. Valla billa kimselere söylemem. Bir şeyler yazıver de asalım karaoğlanımın boynuna. Pisi pisine ölüp gidecek zavallı. Şu kınalı kuzu sizin kısmetiniz, kaçırmayın bunu. - Yoo! Ben öyle muskacılık falan yapamam. - Canım eski yazıyla bir şeyler yazıverin işte. Dua gibi bir şeyler. - Size eski yazıyla dua yazdığımı kim söyledi? - Peki bu ne? Adam, önümdeki, edebiyat fakültesinde öğrendiğim eski yazıyı unutmayayım diye okuduğum dedemin eski yazıyla yazılmış bir kitabım gösteriyordu. Kitap eski yazıyla yazılmıştı ama dua kitabı değildi. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın bir romanıydı. Bunu boş vakitlerimde okurum diye getirmiştim. Nasıl anlatmalı acaba diye düşünerek arkadaşıma baktım. Ondan yardım umdum. Kulağıma eğildi, "Yazıver işte bir şeyler be! Elin mi aşınacak? Adam kararlı. Yazdırmadan gitmeyecek. Şu kınalı kuzunun güzelliğine bak. Kaçırma şu fırsatı" diyerek beni baştan çıkardı, şeytana uydurdu. Adamın yalvarmalarına ve kınalı kuzusuna dayanamadım,bir kağıda eski yazıyla bir şeyler yazarak eline verdim. O kadar sevindi ki neredeyse ayaklarımı öpecekti. "Hele bir iyileşsin karaoğlanım. Bak sana neler getireceğim daha "diyerek çekip gitti. Adam kimseye söylemeyeceğini belirttiği, yemin ettiği halde söylemiş olmalı ki köyün imamı, hacı hoca takımı yüzüme öfkeyle bakmaya başladılar. İlerici gençler de selamı sabahı kestiler. Derken bir süre sonra iki jandarma kapıya dayandı ve beni apar topar karakola götürdüler. Karakol komutanı: - Gel bakalım üfürükçü hoca, köpeğe muska yazmaya utanmadın mı? diye bağırdı. - Ne köpeği? diye hayretle yüzüne baktım. Meğerse adamın "Karaoğlan" dediği köpeğiymiş. Ben oğlu falan sanmıştım. - Konuşsana! Dilini mi yuttun? diye bir daha gürledi komutan. Mübarek dualar köpeğin boynunda ne arıyor? Hacı hoca takımı bu yaptığına öyle kızdı ki ben olmasam linç edeceklerdi seni. - Bu işte bir yanlış anlama var, diyerek komutana olup biteni anlattım. Komutan anlayışlı biriymiş: - Demek hoca deyince seni din hocası sandılar ha? diye gevrek gevrek güldü. İnsan bu karaoğlan kim diye bir sorar be! - Ne bileyim komutanım, dedim. Akıl bırakmadı ki adam bende. O kadar yalvarıp yakardı ki... Baktım gitmeyecek. Başımdan savmak için bir kağıda bir şeyler yazıp gönderdim kendisini. - Peki ne yazdın kağıda? - Şimdi ne desem inanmayacaksınız, dedim. Muska denilen şeyi getirsinler, bir de eski yazı bilen biri gelsin okuyuversin. Komutan jandarmaları çağırdı. Bir süre sonra yazdığım muska, muska yazdıran adam ve eski yazı bilen bir yaşlı geldi. .Adam beni görünce ellerime sarıldı, "Yazdığınız muska iyi geldi. Karaoğla’nım iyileşti" dedi. Komutan: - Bir daha ata, ite muska yazdırdığını görürsem mahvederim seni! diyerek adamı haşladı ve dışarı çıkardı. Eski yazı bilen yaşlı, yazdığım "muska"yı okumaya başladı: "Bir dalda iki elma İster al, ister alma. Zorla yazdım bunu, Allah’ım günah yazma!" Komutan bir kahkaha attı, bana döndü: - Tamam. Kurtuldun, dedi. Ama sen sen ol, sakın mani biçiminde de olsa böyle şeyler yazayım deme. Sonra yapışırım yakana. - Vallahi yazmam komutanım. Yazarsam Arap olayım, ayaklara çorap olayım, diyerek dışarı çıktım ve oradan çabucak uzaklaştım. Belli mi olur, komutan fikir değiştiriverir. Arkadaşımın evine geldiğimde baktım odada bir sürü kişi. - Bunlar ne arıyor burda? diye sordum. Arkadaşım göz kırptı, kulağıma eğildi: - Yazdığın muska işe yaramış. Ünün dört bir yana yayılmış. Bunlar yeni müşterilerin. Bu gidişle köşeyi döneceksin, dedi. - Eksik olsun böyle köşeyi dönme, dedim ve tuvalete gitme bahanesiyle dışarı çıktım koşa koşa köyden uzaklaştım. Erhan TIĞLI Çağdaş Türk Dili Ağustos 1998 Sayı:126

10 Şubat 2021 Çarşamba

Aşk yaz kış açan çiçektir

AŞK: YAZ KIŞ AÇAN ÇİÇEK Aşktır en güzel büyü en güzel gerçek Yaşa bu öyküyü Kaldır üstündeki yalancı örtüyü Sev de büyü... *** Kimine düştür aşk Gece gündüz gördüğü Kimine de kuyu Bakarken içine düştüğü Sanma onu yatak, kuş tüyü Gözünü dört açmazsan Kovulursun dokuz köyden Bulamazsın onuncu köyü Şerbet değildir o, aslan sütü Kaçırırsa ölçüyü Döndürür nicelerini Süt dökmüş kediye Ama bilirsen değerini Yaparsan gereğini Olur sana en güzel hediye. *** Aşk kimi zaman ohtur kimi zaman da ah Hem sevaptır hem günah İnsanca yaklaş sevdiğine Sanma onu ne ilahe ne ilah Sakın etme gözyaşlarını silah...

8 Şubat 2021 Pazartesi

Türküleşsin Dünya

TÜRKÜLEŞSİN DÜNYA Atın sigarayı ağzınızdan, çıkarın derdi tasayı kafanızdan. Dudağınızda sigara yerine türkü taşıyın. Her gün bir türkü tutturun, alışın türkü söylemeye. Bir türkünüz olsun söylenecek. Kızdığınız olaylardan türkü söyleyerek alın hıncınızı. Bir türkü tutturun, bir türkü tüttürün doğan güne karşı. Türküler silsin içinizdeki isi, dumanı. Şöyle deyin örneğin: Sigaranın dumanı/ Yoktur IMF’nin imanı/Gelmeyecek mi daha/ Kredisiz yaşama zamanı?/ Dışa bağımlı olursan/ Dinlemez kimse “aman”ı. Hep paramız dalgalanacak değil ya. Biz de dalgalanırız arada sırada. Hemen başlayın ı zaman türkünüze: “Coştum yine dalgalanıyorum ben/Üç kadeh içtim sevdalanıyorum ben.” Kendinizi pek yalnız, dostsuz, arkadaşsız mı hissediyorsunuz, başlayın türküye: “Hey dingala dingala/ Kömür koydum mangala Amerika, Avrupa dostum çok/ Çalkala yavrum çalkala!” Bakkala gidip bir şeyler almak istediniz ama cebinizde para yok. Üzülmeyin, türküye sığının: “Yaz tahtaya bir daha/Tut defteri hesabı/Sarı çizmeli Mehmet ağa/Bir gün öder hesabı...” deyiverdiniz mi tamam. Ama dikkat edin ha! Bakkal da size, “Veresiye vere vere kalmadı/ Allah canımı almadı” türküsünü söylemesin... Sabahleyin kalktınız. Terslikler üst üste geldi. Elektrik yanmadı, sular akmadı, buzdolabı tamtakır kuru bakır. Kahvaltı yapamadınız. Beklediğiniz otobüse kalabalıktan bir türlü binemediniz. İşinize geç kalmamak için yayan yapıldak yollara düşmek zorunda kaldınız ve karda kışta çamurların içine daldınız. Sakın kızıp köpürerek masmavi gününüzü karartmaya kalkmayın ha! Olur böyle vakalar...Beterin beteri var. İşsiz de kalabilirdiniz. Olmayacak şey mi yani? Çatlasanız patlasanız da neyi değiştirebileceksiniz ki tek başınıza. Öfkeyle kalkanın zararla oturacağını unutmayın da uslu uslu türkünüzü okuyun bakayım. Tek tek basaraktan, bade süzerekten, inci dizerekten gel canım gel aman... Kim mi gelecek? Güzel günler gelecek. Zaten onun geleceği umudu değil mi bizleri yaşama bağlayan, sabretmemizi sağlayan. Umut eski bir türküdür, hiç bıkmadan söylenen gündüz gece, tümce tümce, hece hece. Eskidir ama yeniye açıktır kapısı, sağlamdır yapısı. Umut türküsüdür yeşerten mutluluğumuzu. Öyle bir türküdür ki o, filizlenir, dallanıp budaklanırız onunla, çiçek açarız, meyve veririz, karamsarlığın, kötümserliğin canına okuruz. Doğruluğu, iyiliği, güzelliği kilim gibi dokuruz. Sımsıcak bir sevda soluğuyla türküleşti mi dünya, gel de türkü söyleme doğayla birlikte. Gel de doğmasın içine burcu burcu bir tutku, yaşama sevinci. Anadolu da bir türküdür bilene, görene, anlayana. Gelin soldurmayalım onu, sulayalım özsuyumuzla, canlandıralım emeğimizle, çabamızla. Başarılarımız kılıç olsun keskin, geriliği, tutuculuğu yensin. Kalksın ortadan kavga, kin. Ekinimiz yeşersin. Sıcacık ekmek olsun yaşamak, paylaşalım kardeşçe, yaşayalım özgürce. Erdem, özveri yolunda yürüyelim gündüz gece. “Görecek günler var daha Aldırma gönül aldırma!” Erhan Tığlı erhan.tigli@gmail.com Not: Türküleşsin Dünya kitabımdan alınmıştır.

7 Şubat 2021 Pazar

İSTANBUL GÜZELİ

Gözlerin İstanbul senin sözlerin İstanbul Martılar konuyor gözbebeklerine Emirgan’ı demliyor kirpiklerin Üsküdar’a gider iken Bir yağmura tutuluyorum Sevdaya tutulmuşçasına Saçlarının Kuzguncuk’una sığınıyorum. *** İstanbul’dur bakışların Bakışların İstanbul Lalelerle öpüşüyorum Yıldız Parkı’nda Yakamoz işliyor ellerin Gönlümün gergefine Haliç’te, Boğaziçi’nde Yediveren gülüşler sunuyor Yeditepe’nde açan Yediveren güllerin. *** Gökkuşağı konuşuyor Menekşelerinde karanfillerinde Kadıköy’de Bahariye’de Daha bir İstanbul oluyor Bülbül konuyor sözlerinin gülüne İstanbul İstanbul ötüyor. Erhan Tığlı