GÜLELİM GÜLÜŞELİM
Gülelim gülüşelim, neşeyi zevki paylaşalım, mutlulukta buluşalım.
4 Şubat 2026 Çarşamba
Yazmanın yararları
Okuryazar geçiniriz ama çoğumuz okumaz, yazmaz, sadece seyreder, bakar. Eskiden eş dost birbirine mektup yazar, bayramını, evliliğini, doğum gününü kutlardı. Cep telefonu yaygınlaşalı bu külfet ortadan kalktı. Yazarsak mesaj yazıyoruz mektup yerine. Buna da üşenip hazır mesajları kullananlar var! Atalarımız, “Al eline kalemi, yaz başına geleni” demişler oysa biz dilekçe bile yazmaz, başımıza iş getirenlere “Allah cezaları versin!” diye beddua etmekle, küfredip homurdanmakla yetiniriz. Ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep, yazılmaz benim derdim, deriz ah of çekerek. Bakkala, marketçiye “Yaz tahtaya, al haftaya” diyoruz ya da Barış Manço’nun, “Yaz defteri kitabı/Sarı çizmeli Mehmet ağa/Bir gün öder hesabı” diye şarkı söyleyiveriyoruz alacaklılarımıza. Lefter, futbolu bıraktığı için, “Ver Leftere, yaz deftere” esprimiz de unutuldu...
Başımıza gelenler alın yazımız sayılıyor, kader kara yazdı, diye dert yanılıyor...
Bu karamsar sözleri silelim de sizleri yazmakla ilgili fıkralarla baş başa bırakalım.
KUDURAN ADAM
Adamın birisini köpek ısırmış. Zamanında aşı yaptırmadığı için ölecekmiş. Ölüm döşeğine düşünce dostlarından kalem, kâğıt istemiş. “Vasiyetini mi yazacaksın?” diye sormuşlar. “Hayır” diye başını sallamış, “Isıracağım kişilerin adlarını yazacağım.”
AHMAKLAR DEFTERİ
Şair Haşmet, yanında “Ahmaklar Defteri” adını verdiği bir defter taşır ve oraya ahmaklık yapanların adlarını yazarmış. Koca Ragıp Paşa merak etmiş, “Bu defterde benim de adım var mı?” diye sormuş. “Evet, paşam, var” demiş Haşmet. Paşa şaşırmış, “Peki neden?” demiş. Şair, “Dün, pek güvenilmeyen birine borç verdiniz de ondan” diye cevap vermiş.
“Ya adam borcunu öderse ne yapacaksın?”
“O zaman sizin adınızı siler, onunkini yazarım.”
YAZMAK NE ZAMAN İŞE YARAR?
Yazanlar, hele gazete ve dergilerde gerçekleri yazanlar beladan kurtulamazlar. Ya hapse düşer ya da ağır para cezalarına çarptırılırlar. Çıkarı bozulanlar tarafından dövülür, sövülür, hatta öldürülürler. Bu konuda şöyle bir taşlama yazmıştım:
Kara kara kazanlar
Ah şu oyunbozanlar
Kimvurduya giderler
Gerçekleri yazanlar...
Yazmanın işe yaradığı yerler ve zamanlar da vardır. Nasıl mı? Bakın anlatıvereyim.
Geçenlerde bir lokantaya gittim. Ismarladığım yemeğin gelmesini beklerken ilham geldi. Cebimden not defterimi, kalemimi çıkarıp bir şeyler yazdım. Garson koşarak geldi:
“Beyefendi, bir kusurumuzu mu gördünüz?” diye sordu.
“Hayır, aklıma bir şey geldi de onu yazdım” dedim ama garson inanmadı, lokantanın sahibine bir şey söyledi. Adam yanıma geldi, özür diledi ve öyle çok itibar etti ki beni böyle yerleri teftiş eden biri sandığını anladım. Bozuntuya vermedim. İkram edilen güzel yemekleri yedim. Benden para almadıkları gibi her gidişimde başköşeye oturttular...
Gördünüz ya yerinde ve zamanında yazılan yazı ne kadar işe yarıyor!
ERHAN TIĞLI
3 Şubat 2026 Salı
çiçek
Çiçek doğanın kalbi
sevgi kalbin çiçeğidir
çiçekle sevgi özdeş
güzelliğin gülüşü
renk cümbüşüdür
onunla olur gönlümüz
uçan kuşlara eş
Hadi çiçekle benliğini
Sevgiyle bütünleş
1 Şubat 2026 Pazar
Ömer Seyfettin'den şarkılı bir anı
Yazarımız Yunanistanda görev yapan bir subaydı. Kiraladığı evin karşısındaki şarkı söyleyip oynayan kız dikkatini çekti. Kız gülerek el sallıyordu ona. Rumca bilmediği için kızın ne söylediğini anlayamadı ve bir arkadaşına durumu anlattı. İlerde kızla evlenmek istediğini belirtti.
Rumca bilen arkadaşı eve geldi, kızın şarkısını dinlemeye başladı. Dinlerken renkten renge giriyordu.
Şarkı bitince;
" Ömer buradan hemen uzaklaş, başın belaya girebilir" dedi.
"Niye, neden?" dedi bizimki.
"Kız şarkısında Türkler buradan gitmeli Yoksa başlarına çorap öreceğiz, dünyaya geldiklerine pişman edeceğiz gibi şeyler söylüyor" diye konuştu.
Ömer Seyfettin ne diyeceğini blemedi;
"Çok yazık, sevmiştim yosmayı" diyerek penccereden uzaklaştı.
Cinayete teşvik eden şarkı ve türküler
Radyoda bir türkü çalınıyor, kulak veriyorum. Türkü gayet güzel başlıyor: Su akar güldür güldür/Gel de yar beni güldür. Ne güzel bir dilek ama arkası feci:Bir damlacık kanım akmaz/öldürürsen sen öldür!
Sevgilisini resmen cinayete teşvik ediyor!
Bir çarşamba türküsünde edilen şu duaya bakın:Çarşamba yollarında/kelepçe kollarımda/Allah canımı alsın o yarin kollarında...
Bu duayı eden kişi sevgilinin kollarına belki mutlu ölebilir ama geride kalan sevgili mutlu olur mu be Bu ne bencil bir istektir!?
Eski bir türküde de şöyle deniliyordu;
Bahriyeli güzelsin/Niçin beni üzersin/öldürürsen sen öldür/sevabıma girersin.
Geçenlerde bir düğünde dans edenlerin hangi şarkıyla dans ettiklerini duyunca ürperdim: Damarımda kanımsın/sevgilimsin canımsın(Aman ne güzel) ama gerisi işi berbat ediyor: başkasını seversen bil ki yaşatmam seni. Resmen sevgili tehdit ediliyor!...
Hele şu oynak şarkıyla dans eden kızları görünce acı acı gülümsedim: Al kızını koy çuvala/salla salla vur duvara!..
Bu konuda daha birçok örnek verilebilir.
Ne dersiniz, son zamanlarda çoğalan aşk(!?) cinayetlerine bu tür şarkı ve türkülerin az da olsa bir katkısı ve etkisi yok mu?
Sevilen kişiyi öldürmek değil yaşatmayı, mutlu etmeyi düşündüren, öğütleyen şarkı ve türküleri baş tacı edip bu tür kanlı, öldürücü şarkı ve türküleri unutmamız, unutturmamız gerekmez mi?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
