24 Temmuz 2026 Cuma

DİLBERE ÖVGÜ

Gözleri şiir bahçesidir o dilberin gülüşü bu bahçenin bal arısı aşkı yakamozumdur benim güzelliği baharım

23 Temmuz 2026 Perşembe

EN GÜZELLER

En güzel köprü Gönüller arasında kurulandır En güzel göz Her şeye sevgiyle bakandır En güzel söz Yalansız olandır En güzel ateş Benliğimizi ısıtandır En güzel çiçek Sevgiliye armağandır En güzel ırmak Dost bahçesine akandır En güzel ağız Gerçekleri konuşandır En güzel yol Hasret kavuşturandır En güzel kol Zalime karşı kalkandır En güzel el Bilgiye, kültüre uzanandır En güzel kapı Mutluluğa açılandır

Kaz kadar olamıyoruz

KAZ KADAR OLAMIYORUZ... Kaz, eti, yumurtası yenen güzel bir kuştur. Kaz tüyleri süs olarak kullanılır. Kaz kızartması, kaz ciğeri çok sevilir. Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez. Geri zekalı kişiler ya kaz çobanıdırlar ya da kaz kafalı! Beceriksizlere beş kaz verseniz, üçünü kaybederler. Kara kara düşünenlere “agobun kazı gibi ne düşünüyorsun?” diye sorarlar. Yanlış düşünenleri “kazın ayağı öyle değil” diye uyarırırz. Ustası çırağına kaz kızartması getirmesini söylemiş. Uşağın canı çekmiş, önce ayaklarını yemiş, yetmemiş, kanatlarını da mideye indirmiş. Dayanamayıp başını yiyip kazı ustasına öyle getirmiş. Usta şaşırmış. “Hani bunun ayağı?” diye sormuş. Çırak boynun bükmüş, “topal idi” demiş. “Kanadı niye yok?”, “Laz idi!” demiş bu sefer çırak. Usta öfkeyle, “Başı da yok diyemezsin değil mi?” diye bağırmış. Çırak bıyık altından gülerek, “Onda kafa olsaydı, yakalanıp fırına girer miydi?” deyivermiş. Bizde kazları, daha doğrusu kaza benzeyen vatandaşları böyle yiyip bitiriyorlar, onu ayaksız, başsız bırakıyorlar. O da doğanın yok edilmesine, kaz dağlarının talanına sesini çıkaramıyor, kendini kurtaramıyor... Bir türküde “Maya dağdan kalkan kazlar/ Ak topuklu beyaz kızlar” diye başlanılıyor söze. Seyrani de, “Mahkeme meclisi icat olduğun/ Rüşvet çeşmesinin akmaklığından/ Kaza bela ile alem dolduğun/ Kazların kadıya uçmaklığından” diyor. Kaygusuz Abdal kaz adlı şiirine, “Bir kaz aldım ben karıdan/ Boynu da uzun borudan/ Kırk derviş kanın kurutan/ Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz/ Sekizimiz odun çeker/ Dokuzumuz ateş yakar/ Kaz kaldırmış başın bakar/ Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz” diye yazıyor. Şiir uzun olduğu için hepsini buraya alamadım. Kaygusuz Abdal kazı kaynatamamış ama Amerika bu konuda çok usta! Padişahın biri veziriyle birlikte geziye çıkmış. Bir köyün yanından geçerken küçük bir evin önünde oturup örgü ören bir köylü kızıyla karşılaşmış. “Baban evde mi?” diye sormuş. Kız zeki bir tavırla, “Babam evde değil, azı çok etmeye gitti” demiş. “Annen evde mi?”, “O da biri iki etmeye gitti.” Bu sözler padişahın ilgisini çekmiş, “Eviniz çok güzel ama bacası eğri” demiş. Kız hemen cevabı yapıştırmış, “Bacası eğri ama dumanı doğru çıkar”. Padişah kızın başını sıvazlamış, “Sana bir kaz yollasam yolar mısın?” diye sormuş. Kız gülerek başını sallamış, “Hem de en ince tüylerine kadar yolarım” demiş. Kıza veda edip saraya döndüklerinde vezir kızın sözlerinden bir şey anlayamadığını söylemiş. Padişah da gidip kızdan öğrenmesini istemiş. Vezir kızın yanına gelip ne demek istediğini sormuş. Kız, “Söylerim ama her biri için on altın isterim” demiş. Vezir çaresiz kabul etmiş. Kız başlamış anlatmaya: “Babamın azı çok etmesi şu: Çiftçi olduğu için tarlaya tohum ekecek, azı çok etmek bu. Annem ebe olduğu için çocuk doğurtacak, kadın bir iken iki olacak. Bacanın eğriliği gözlerimin şaşı olmasıdır. Dumanının doğru çıkması ise gözlerimin iyi görmesidir. Yolunacak kaz da sizsiniz. Kaz olmasaydınız ayağıma kadar gelip ettiğim birkaç söz için bana bu kadar altın verir miydiniz?” Oynanan oyunların farkında olmadığımız için kaz gibi yolunuyoruz, doğamızı talan etmelerine ses çıkarmıyoruz, başımıza gelecek felaketin farkına varamıyoruz... Kazları yerin dibine batırdık biraz. Aslında kaz kadar olamıyoruz. Niye mi? İşte: Kazlar V şeklinde uçarlar. Böylece her kuş kanat çırptığında arkasındaki kuşa onu kaldıran bir hava akımı yaratır. Tek başına gidebilecekleri en uzun yolu grup halinde neredeyse ikiye katlarlar. Oysa bizler birbirimizin ayağından çeker dururuz... Grubun başında giden kaz hiçbir hava akımından yararlanamadığı için diğerlerine göre daha çabuk yorulur ve hemen arkaya geçer, arkasındaki kaz lider olur. Bu değişim sürekli yapılır. Oysa bizim liderlerimiz hiç yorulmaz, makamını başkasına bırakmaz, üstelik arkasından gelenlerin, sivrilenlerin hızlarını kesmek için çalışır... Uçuş hızı yavaşladığında gerideki kuşlar daha hızlı gidilmesi için öndekilere bağırır, onları uyarırlar. Bizde uyarıda bulunanlar erken öten horoz sayılır, haklarında gereken işlem yapılır. Ağır ol, molla desinler politikası uygulanır! Kazların bize ders olabilecek bir başka özellikleri de birlikte uçtukları bir kuşun hastalanıp ya da yavrulamasıyla uçamayacak duruma gelmesi halinde iki kuşun onu korumak, ona yardım etmek için yanına gelmesi, ölünceye dek yanından ayrılmamasıdır. Oysa biz ölen ölür, kalan sağlar bizimdir, kral öldü, yaşasın kral deriz, kötü duruma düşenleri yalnız bırakırız. Ne zaman ölecek diye yüzlerine bakarız, yerlerine geçmeye can atarız. Adamın bir ölmüş, öbür dünyaya gitmiş. Sorgu meleği ona sağlığında toplum için ne yaptığını, sanatla uğraşıp uğraşmadığını, kitap okuyup okumadığını sormuş. Adam, “Ben kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadım. Gemisini kurtaran kaptan olmak için çalıştım ve başardım. Sanatla, kitap okumak gibi para etmeyen şeylerle ilgilenmedim” demiş. Onu dinleyen baş melek yardımcılarına, “Çabuk bir kanat getirin” diye bağırmış. Adam sevinçle, “Melek mi oluyorum?” diye sormuş. “Hayır, demiş baş melek. Kaz oluyorsun kaz!” Doğanın kirletilmesine, altın bulmak için Kaz Dağının harap edilmesine ses çıkarmayanlar öbür dünyada işte böyle kanat takacaklardır! Çabaları kutlu olsun! Altın bulma sevdasıyla Kirleniyor beyazlar Kışa dönüyor yazlar Hoyrat eller yüzünden Akordu bozuluyor Çalınamıyor sazlar Bizden daha iyidir Kaz dağındaki kazlar! Erhan Tığlı

22 Temmuz 2026 Çarşamba

Sevgiliye yazdığım mektup

BİR MEKTUP YAZDIM... Bir mektup yazdım sevdiğim dilbere öyle coştu ki duygularımın kalemi doyamadı anlatmaya özlemimi umudumu aşkımı Ama gelen yanıt hayal kırıklığı yarattı bende... Şöyle diyordu o zalim sevgili "Böyle şeylere kafa yoracağına bir mesaj yazsan yeterdi mail adresime"

21 Temmuz 2026 Salı

AŞK ELBİSESİ

AŞK ELBİSESİ Temel ile Fadime, kızları Emine'yi evlendirmişler. Düğünden sonra bir hafta geçmiş, ama yeni evlilerden hâlâ bir haber yokmuş. Bu durumu merak eden Fadime, kocası Temel'e demiş ki: - Ula Temel, ha bunların sesi soluğu çıkmıyor. Ben bugün gidip bunları bir dolanayım bari. - Tamam Fadime, git bak bakalım ne yapıyorlar? Oflaya puflaya yola çıkan Fadime, yeni evlilerin kapısını çalmış. Çırılçıplak vaziyette kapıyı açan Kızı Emine seslenmiş: - Buyur anne. Kızını çırılçıplak görünce şaşkına dönen Fadime, o hırsla sormuş: - Uyyy!.. Ha bu nedir kızım? Ayıptır da!.. Emine gülümseyerek cevap vermiş: - Aaa, ne kadar geri kafalısın be anne!.. Bu ask elbisesi ask!.. - Tövbe estağfurullah!.. Fadime tam içeri gircekmiş ki, karşıdan çırılçıplak gelen damadı seslenmiş: - Ooo anne hoş geldin? Fadime utanarak sormuş: - Ula uşağım, bu ne rezillik? Damat gülümseyerek cevap vermiş: - Aaa, ne kadar geri kafalısın anne!.. Bu ask elbisesi aşk!.. Çaresiz kalan Fadime bir koşuda evde almış soluğu ve kendini sorgulamaya başlamış: - Ula, ben gerçekten geri kafalı mıyım acaba? Uzun uzun düşündükten sonra, üstünde başında ne varsa soyunup dökünen Fadime, evde çırılçıplak dolaşmaya başlamış. Akşamüstü kapı çalınmış. Fadime pencereden bakmış ki; gelen kocası Temel. Saçını başını düzelten Fadime, çırılçıplak vaziyette kapıyı açarak seslenmiş: - Buyur Temel'im. Karısı Fadime'yi çırılçıplak görünce, gözleri yerinden fırlayan Temel, şaşkınlıkla sormuş: - Ula karı, bu ne hal? Kafayı mı yedin da? Fadime gülümseyerek cevap vermiş: - Ula kocacığım, ne kadar geri kafalısın!.. Bu aşk elbisesidir da!.. Fadime'nin çırılçıplak halini biraz seyreden Temel, dert yanmış: - Ula Fadime, biraz ütüleseydin bari!.. Gönderen ZEKİ ÇAĞLAR

20 Temmuz 2026 Pazartesi

Melek mi Kaz mı?!

Adam ölmüş, öbür dünyada sorgusu başlamış: - İçki içtin mi? - Aman efendim, içki içmek benim haddime mi? - Kumar oynadın mı? - Aman efendim, kumar oynamak benim haddime mi? - Hovardalık yaptın mı? - Aman efendim, hovardalık yapmak benim haddime mi? Cebrail öbür meleklere bağırmış: - Oradan bir çift kanat getirin!.. Bunu duyan adam sevinçle sormuş: Melek oluyorum değil mi efendim? - Hayır, kaz oluyorsun!..