17 Ocak 2026 Cumartesi

Aşkın sihirli eli

Aşkın Sihirli Eli Aşkın sihirli eli değince kış gider gönül bahar olur seveni sevileni sarhoş eder... Aşkının sihirli eli değince öter bülbüller açar gonca güller...

16 Ocak 2026 Cuma

Gönlümün Baharına

Gel ey gönlümün baharı gel de erit gönlümdeki karı Bal yapsın mutluluk çiçeklerinden güzelliğinin kovanındaki arı Dağıtsın kara bulutlarımı aşkının ayvası narı

PADİŞAHIZ BİZ

PADİŞAHIZ BİZ Şarkıcının, “Bu devirde kimse şah değil, padişah değil” dediğine bakmayın siz. Devir cumhuriyet devri ama hepimiz padişahız. Sorumsuzluğumuzun tahtına kurulmuşuz, paranın, çıkarcılığın büyüsüne tutulmuşuz, tahtımızı yitirmemek için dostlarımızı bir çırpıda harcayıveriyoruz hiç acımadan, utanıp sıkılmadan. Bunun padişahlıkla ne ilgisi var, gözümüzü açmak, altta kalmamak zorundayız mı diyorsunuz? Gelin şu fıkrayı dinleyin de nasıl bir padişah olduğumuzu görün. İncili Çavuş orda burada, “Benim eşeğim padişahtan daha akıllı” diyormuş. Bu söz padişahın kulağına gitmiş. Öfkeyle, “Çağırın şu densizi de bildirelim haddini!” diye bağırmış. Yaka paça padişahın huzuruna getirmişler bizimkini. Padişah onu azarlamış, “Dediğini kanıtlayamazsan uçurturum kelleni. Hadi konuş bakalım” demiş. Çavuş boynunu bükmüş, “Tamam efendim, demiş. Hiddetlenmeyin de beni iyi dinleyin. Benim eşek geçenlerde taşlık yoldan giderken çukura düştü. Bir daha onu aynı yoldan geçiremedim. Ne yaparsam yapayım oradan geçmemekte direndi. Oysa siz babanızın gittiği eğri yollardan gitmekte inat ediyorsunuz. Babanızın başına gelenleri gördüğünüz halde bir türlü yolunuzu değiştirmiyorsunuz. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin. Bu durumda benim eşek mi akıllı yoksa siz mi?..” Padişah sakalını karıştırmış, “Vallahi haklısın, demiş. Ama bunu sakın kimsenin yanında söyleme bir daha, yoksa yakarım çıranı!” İşte biz de bu padişah gibiyiz. Aydın kişilerin uyarılarına, önerilerine aldırmıyoruz, o kadar çukura düştüğümüz halde bir türlü akıllanmıyoruz. Bizi çukura düşüren politikacıları gene başımıza geçiriyoruz. Söyleyin bakalım, padişah değiliz de neyiz biz? Erhan Tığlı

13 Ocak 2026 Salı

Hardal ve Köpek

HARDAL ve KÖPEK Bir şeyi kabul ettirirken, en akıllı yol, söylenilmek istenileni, kendi hasmına söyletebilmektir. Bunu yaparken de amaçlanan görüşü, hasmın kendi görüşü haline getirmek hünerini gösterebilmektir. Kısaca sonuca ulaşıldığında, hasım, neyi kabul ettiğinin farkına bile varmamalıdır. Hikâyeye göre, bir Alman, bir İtalyan, bir Fransız ve bir İngiliz aralarında köpeğe hardal yedirmek konusunda iddiaya tutuşurlar. Alman önceliği alır, hardalı topak yapar ve köpeğin ensesinden tutarak zorla ağzına tıkar. Hayvanın ağzı yandığı için hardalı yemez ve çıkarır. İtalyan hemen atılır, öyle olmaz der ve hardalı makarna şeklinde ufak parçalar halinde bölerek, köpeğe yedirmeye çalışırsa da, hayvanın ağzı yine yandığından o da başaramaz. Fransız da, konuya kendi açısından yaklaşarak, hardalı önce sulandırıp, sos olarak köpeğe yedirmek için uğraşırsa da, bu uygulama ile de bir sonuç alamaz. Sıra İngiliz'e geldiğinde, İngiliz önce köpeği okşayarak yanına çeker, sırtını sıvazlar, sonra da hardalı topak yaparak hayvanın poposuna yapıştırır. Köpek ardı yandıkça başlar hardalı yalamaya, kısaca canı yandıkça yalar, yandıkça yalar ve sonuçta yalaya yalaya hardalı bitirir. Bazı ülkeler, hedef ülkeleri, istekleri çizgide tutabilmek için, onlara hardalı öyle yedirirler ki, o ülkeler, neyi, nasıl yediklerinin farkına vardıklarında iş işten çoktan geçmiş olur.

12 Ocak 2026 Pazartesi

Aşk Bayrağımız

Yurdumuz "kalp" Dilimiz "sevgi" Dinimiz "barış" Bayrağımız "vicdan" dır

Hem gündüzüm Hem Gecem

Hem gündüzüm hem gecemsin gelişin gidişin kanatlandırıyor gönlümü sana kenetleniyorum ellerin ellerimle gözlerin gözlerimle buluşuyor aramızda çözülmez bir bağ oluşuyor

Aşk ve Dostluk

DOSTLUK ve AŞK... Dostlukla aşk yolda karşılaştılar. Aşk takmış takıştırmış, süslenmiş, iki dirhem bir çekirdek olmuştu. Dostluk ise sade ve duruydu, doğaldı. Aşk gururla giderken şöyle bir baktı dostluğa: “Hayrola, nereye gidiyorsun böyle?” diye sordu. Bu küçümseyen, tepeden bakan bakışa güldü geçti dostluk: “İnsanları teselli etmeye, avutmaya gidiyorum” dedi. Aşk dudak bükerek konuştu: “Ben hiçbir insanın yanına gitmem. Onlar benim yanıma gelirler. Kendilerine pek yüz vermesem bile muhakkak arar sorarlar, bensiz yapamazlar. Sen de öyle yap, kendini naza çek. O zaman değerin artar, benim gibi el üstünde tutulursun, baş üstünde gezersin.” “Hayır! Bu dediklerini yapamam” dedi dostluk. “Benim yüzümden acı çekmelerine dayanamam onların. Dert ortağı olurum kendilerine. Yalnızlıklarını gideririm.” “Enayiliğine doyma o zaman” diye alayla güldü aşk. Dünyada en güzel şey benim. Her zaman ve her yerde rağbet görürüm, şarkılara, şiirlere konu olurum. Sen ne işe yararsın ki?” “Sen öyle san” diye başını salladı dostluk. Sen gidince ben gelirim insanların yanlarına. Döktürmüş olduğun gözyaşlarını silerim, açtığın yaraları sararım, yalnızlıklarını paylaşırım. Dünyadaki en güzel şey sen olabilirsin ama benim gibi, benim kadar iyi olamazsın. Sen yakarsın yürekleri, ben su serperim. Senin dikenin ve verdiğin acılar, benim diktiğim gül ve ferahlattığım gönül çoktur. İşte farkımız budur.” Aşk söyleyecek söz bulamadı. Burnu havada çekip gitti. Dostluk ise erdem ve özveri ile birlikte doğruya iyiye güzele doğru yürüdü, yürüdüğü yolları güllere, lalelere, karanfillere bürüdü.