28 Mart 2022 Pazartesi
ASLAN NURİ VE FARE FERİT
Kahvemiz gene yükünü tutmuştu. Boş gezenin boş kalfaları, okey ustaları, kaldırım mühendisleri, emekliler, işsizler, işi olup da işten kaçanlar, dükkânı çırağa bırakıp burada taş döşemeye koşanlar, tavlaya abone olanlar, damaya yazılanlar, yenilince kızarıp bozaranlar, yenince gevrek bir kahkaha atanlar, ona buna çalım satanlar, hindi gibi kabaranlar, horoz gibi ötenler masaları doldurmuştu. Herkes hayatından memnun görünüyordu. Derdi olanlar oyun oynayarak, arkadaşlarıyla şakalaşarak dertlerini bir süre de olsa unutuyorlar, unutmaya çalışıyorlardı. Burasının adı “Kıraathane”ydi ama Türkçesi okuma yeri olduğu halde kitap, dergi okuyan yoktu. Sadece üç beş kişi gazetelere göz gezdiriyorlar, oyun arkadaşlarını bekliyorlardı. Onlar gelince ellerindeki gazeteyi bir köşeye atacaklar, oyun masasının başına geçeceklerdi. Hoşça vakit geçirmek denince oyun oynamaktan başka bir şey akıllarına gelmiyordu. Böylece vakit öldürüyorlar, oyalanıyorlardı.
İçeriye Nuri Aslan girdi. Bu soyadı ona yakışıyordu. Konuşması, gülmesi aslanın kükremesini anımsatıyordu. Karnı tok, sırtı pekti. Her zaman takıldığı Fare Ferit’in yanına geldi. Ferit arpacı kumrusu gibi düşünüyordu. Zaten kahvede, Nuri aslan gibi bacak bacak üstüne atarak oturmaz, fare gibi bir köşeye büzülürdü. Her gün sabahleyin erkenden kalkar, bir şeyler atıştırıp iş aramak için yola düzülürdü. Bir türlü iş bulamadığı için hep mahzun durur, üzülürdü. Tabii Nuri Aslan böyle bir sorunu olmadığı için keyfi yerindeydi her zaman, gülüp eğlenecek bir vesile arardı. Ferit’in bacağına hafifçe vurdu:
“Ne düşünüyorsun böyle, Karadeniz’de gemilerin mi battı?” diye güldü.
Ferit boynunu büktü:
“Gemilerim yok ki batsın ağam” dedi.
Aslan Nuri Fare Ferit’e şöyle bir baktı:
“Şuna bak, kılık kıyafet, köpeklere ziyafet! İnsan kendine biraz bakar be! Kendini kapmış koyuvermişsin. Üstüne çekidüzen ver” diye söylendi.
Ferit içini çekti:
“Benim üst baş düşünecek halim mi var? Moralim çok bozuk” diye mırıldandı.
“Bizim de gemilerimiz yok ama senin gibi iki büklüm oturmuyoruz. Biraz dik dur. Eğme belini. Bu devirde yaşadığına şükredeceksin, iyimser olacaksın.”
“Gemilerin yok ama bağın, bahçen, işin, eşin, aşın var. Benim bir dikili bir ağacım bile yok. Yarı aç yarı tok yaşamaya çalışıyoruz şurada.”
Nuri Aslan göbeğini sıvazladı:
“Ne olacak bağım bahçem varsa, gözün mü var yoksa?” diye sordu.
Ferit onu kızdırmak istemedi, özür dileyen bir tavırla:
“Yok ağam. Sözün gelişi öyle söyledim. Kusura bakma. Beni yanlış anlamanı istemem. Ben üzülmene gerek olmadığını belirtmek için öyle dedim” diye konuştu.
“Allah daha da versin. Kötü bir maksadım yoktu.” diye ekledi.
O sırada çaycı taze demlenmiş çayları dağıtıyor:
“Çaylar taze demlendi. İçmeyenin ya aklı yok ya parası. Tavşankanı çayları iç de gevşemesin yaylar, şen olsun bayanlar baylar!” diye espri yapıyordu.
Aslan Nuri bir çay aldı, birini de Ferit’e uzattı:
“İç de için ısınsın, yüzüne renk gelsin, canlansın” dedi.
Fare çekingen bir tavırla almak istemedi:
“İstemez. Demin içmiştim” diye konuştu.
“İç canım, dedi Aslan. Çaylar benden. Boşuna ısmarlamıyorum ha! Demin dua ediverdin ya, ondan ısmarlıyorum.”
“Hep sen ısmarlıyorsun, ben ısmarlayamıyorum. Ağırıma gidiyor bu.”
“Canım bir çay parasından ne olacak? Elin bollaşınca sen ısmarlarsın.”
“Ah nerede o günler! Umduğum dağlara kar yağmazsa bütün kahve halkına çay ısmarlayacağım. Bakalım o mutlu gün ne zaman gelecek?”
“Gün doğmadan neler doğar. Umudunu kesme. Unutma. O zaman çay yetmez, ziyafet isterim senden.”
“Söz. Hele o gün bir gelsin. Kurban keseceğim vallahi!”
Ferit çay içeli çok olmuştu. Aslında canı istiyordu ama çekiniyordu. Çayını alıp dalgın dalgın karıştırmaya başladı.
Aslan Nuri, Fare Ferit’e ilgiyle baktı:
“Gene daldın denizin dibine, dedi. Fazla dalma, boğulursun aslanım.”
Ferit acı acı güldü.
“Aslanlığı kim kaybetmiş ki biz bulalım!” diye içini çekti.
Aslan Nuri anlayışla güldü:
“Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. Ekmek de aslanın ağzından midesine indi ama gene de her derdin bir çaresi vardır. Derdini söylemeyen derman bulamaz. Hadi söyle, çekinme. Yabancı değiliz. Kırk yıllık arkadaşız.”
Fare Ferit içini çekti:
“İlgine teşekkür ederim dostum. Gönlümde yatan aslanı anlatmaya kalksam saatler yetmez. Başını ağrıtırım. Şimdilik şu derdimin çaresine bakmama yardım edersen memnun olurum” diyerek cebinden bir reçete çıkardı.
Nuri aslan şaşırdı:
“Bunu bana niye gösteriyorsun? Eczacıya göstersene” dedi.
Fare Ferit boynunu büktü:
“Göstereceğim de ne olacak? İlaç alacak param yok ki” diyerek önüne baktı.
“Tanıdığın bir eczacı yok mu?”
“Var da hepsi paralar peşin, kırmızı meşin diyorlar, benim gibi birine veresiye ilaç vermiyorlar. Verecek olsalar bile kefil istiyorlar.”
“Vay insafsızlar vay!”
Aralarında bir sessizlik oldu. Fare Aslan’ın yanına sokuldu, kekeleyerek:
“Sana demin ettiğim duadan daha çok dua ederim ama yüz bulunca astar istedi diye düşünmenden korkuyorum” dedi.
Aslan merakla:
“Neymiş o söyleyeceğin şey?” diye sordu.
“Şu ilaçlarımın parasını bir seferlik veriversen diyorum, borç olarak tabii.”
Aslan ceplerini karıştırdı:
“Vermesine verirdim de, yanımda fazla para yok” dedi.
Ferit içini çekti:
“Böyledir bu işler, dedi. Hani bir söz vardır: devekuşu yük çekmeye gelince ben kuşum, uçmaya gelince ben deveyim dermiş. Bu da o hesap işte. Yol gösteren, akıl veren çok ama para veren yok ne yazık ki.”
“Canım, zengin bir akraban, komşun vardır herhalde.”
“Benim akrabalarım, komşularım benden daha beter.”
“Ne kadersiz adammışsın sen yahu!”
“Ocağına düştüm. Hayat memat meselesi bu. İlaçları muhakkak almalıyım. Forslu bir kişisin. Yanında para olmasa bile başkasından ödünç alabilirsin. Ne olur yardım et bana. Belli olmaz. Bir gün benim de sana bir yardımım dokunur.”
Aslan Nuri kendini tutamadı, göbeğini hoplata hoplata güldü:
“Senin kendine faydan yok, bana ne faydan olacak ki.”
“Öyle deme. Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin. Dünyada ne olacağı bilinmez. Bak, sana bir şey anlatacağım. Fare faka basmış. O sırada oradan geçmekte olan aslana kendisini kurtarması için yalvarmış. Bana yardım edersen ben de sana yardım ederim bir gün, demiş. Aslan gülmüş. Küçücük başınla bana nasıl yardım edersin, olacak şey mi bu? Ben senden yardım umduğum için değil, sana acıdığım için yardım edeceğim, diyerek fareyi kurtarmış ve onun teşekkürlerine aldırmadan yoluna devam etmiş.
Aradan günler geçmiş. Aslan, avcıların attığı ağa tutulmuş. Ne yaptıysa oradan kurtulamamış. Fare durumu görmüş. Arkadaşlarını toplamış. Birlikte ağı kemirmişler, aslanı tuzaktan kurtarmışlar. Aslan daha önce atıp tuttuğuna, yüksekten konuştuğuna pişman olmuş, fareden özür dilemiş.”
Nuri Aslan şöyle bir düşündü:
“Tamam. Ne demek istediğini anladım. Tanıdığım bir eczacı var. Çocukluk arkadaşımdır, beni kırmaz. Onun yanına gidelim. İlaçlarını alır, veresiye defterine yazdırırız, parasını sonra verirsin” diyerek ayağa kalktı, arkadaşı da onu izledi.
Yolda hiç konuşmadan bir süre yürüdüler. Bir inşaatın önünden geçerlerken Ferit, yukardan düşen bir kalasın Nuri Aslan’ın başının üstüne doğru gelmekte olduğunu gördü, hemen onu kenara itti. Kalas biraz öteye gürültüyle düştü
Nuri korkuyla etrafına baktı, ölümden arkadaşının sayesinde kurtulduğunu anladı ve minnetle ona sarıldı, omzunu okşadı:
“Sen olmasaydın ölecektim. Sağ ol, çok teşekkür ederim” diye ellerine sarıldı.
Ferit alçakgönüllü bir gülümseyişle:
“Bir şey değil canım. Teşekküre değmez. Benim yerime kim olsa yapardı aynı şeyi” dedi.
“Öyle deme. Yanımda bencil biri olsaydı önce kendi canını kurtarmaya bakar, kaçardı.”
“Başkalarını bilmem. Ben insanlık görevimi yaptım sadece.”
Eczaneye geldiler. Nuri Aslan deminki olayı eczacıya anlattı:
“Bu arkadaşa can borcum var. Kendisine kefilim. Bugün ve daha sonra hangi ilacı isterse ver kendisine. Bir dediğini iki etme. Borcunu deftere yaz. Ne zaman verirse o zaman al, sıkboğaz etme” dedi.
Eczacı ilaçları paket yapıp Ferit’in eline tutuşturdu.
“Kapımız sizin gibi insanlara her zaman açık. İstediğiniz ilaçlar bizde olmasa bile başka yerden alıp size veririz. Hiç merak etmeyin, çekinmeyin” dedi.
Ferit teşekkür etti. Tam kapıdan çıkarlarken Nuri geri döndü ve eczacıya:
“Demin heyecandan düşünemedim, aklıma gelmedi. Benim ona olan borcum, böyle az bir yardımla ödenebilir mi? Sen ilaçların parasını hiç ondan isteme. Ne alırsa alsın, hepsinin parasını ben vereceğim.” dedi.
Eczacı gülümseyerek başını salladı, “Tamam” dedi.
Ferit sevinerek arkadaşının elini sıktı:
“Sağ ol, var ol, bu yardımını unutmayacağım.”
“Asıl sen sağ ol, senin gibi insanlar sağ olsun” dedi Nuri Aslan. “Sizler olmasanız bu dünyanın çivisi çıkar, insanlıktan eser kalmazdı. Bundan sonra dünya ahret kardeşimsin benim. Başka bir ihtiyacın varsa, hiç çekinme, söyle de yerine getireyim. Bana insanlık nedir, nasıl olurmuş öğrettin.”
Kitap Okumayanların Türlü Çeşitli Halleri
KİTAP OKUMAYANLARIN TÜRLÜ ÇEŞİTLİ HALLERİ
Hoca camide vaaz veriyormuş. İçeriye bir adam girmiş. “Hocam, ben eşeğimi kaybettim. Bir soruverin bakalım. Eşeğimi gören var mı?” demiş. Hoca cemaate dönmüş. İçinizde kitap okumayan, sanatla uğraşmayan biri var mı?” diye sormuş. Biri ayağa kalkmış, “Ben varım, ben, demiş. Böyle boş şeylerle vakit geçirmem. Yer, içer, keyfime bakarım.”
Hoca eşeğini kaybeden adama dönmüş, “Boşuna başka yerde arama, demiş. İşte eşeğin burada.”
Adamın biri ölmüş. Öbür dünyada sorgu meleğinin karşısına çıkarmışlar. Sorgu meleği adama, “Sağlığında hiç sevdin sevildin mi?” diye sormuş. “Hayır” demiş adam. “Peki, kitap okudun mu, bilgi öğrenmek için dergi, ansiklopedi karıştırdın mı?” Adam bunlara da hayır deyince melek oradakilere, “Bir kanat getirin” demiş. Adam sevinçle, “Melek mi oluyorum?” diye ellerini çırpmış. “Hayır, demiş melek. Kaz oluyorsun!”
Profesör İ. Hakkı Baltacıoğlu, öğrencilerine Sultanahmet Çeşmesi’nin güzelliğinden söz ediyormuş. Biri ayağa kalkmış,”Efendim, ben o çeşmeyi inceledim ama sizin söylediğiniz güzellikleri göremedim “. Profesör ona kitap okuyup okumadığını, güzelliklere düşkün olup olmadığını sormuş. Hepsine de hayır yanıtını alınca acı acı gülmüş. “Boşuna uğraşmayalım, demiş. Ne ben sana bu çeşmenin güzelliğini anlatabilirim ne de sen anlayabilirsin.”
Severek oku, sevdiğini oku. Doğruluğu, iyiliği, güzelliği ilmek ilmek doku.
Kitap okumayan hapı yutar. Bilgisizlik bataklığına düşer, çırpındıkça daha da batar.
Kitap okursan, olamasan da bir balta sap, doğru yolu araya araya düşmezsin bitap.
Rehberin olsun kitap, yerlerde sürünmeyi bırak, okumuşlar arasında kendine bir yer kap. Tapacak bir şey bulamıyorsan, kitaba tap. Maval okuyacağına kitap oku. O zaman, maval okumakla geçirdiğin zamana yanarsın, o günleri pişmanlıkla anarsın.
Kimi “İnsan düşündüğü kadar insandır” demiş. Kimi “İnsan güldüğü kadar insandır.”
Bilinçsiz, boş boş düşünmek, gülmek neye yarar, öyleyse insan okuduğu kadar insandır.
Erhan TIĞLI
25 Mart 2022 Cuma
Öpücüklü Zayıflama merkezi
ÖPÜCÜKLÜ ZAYIFLAMA
Adam ne yapsa zayıflayamıyordu. Yolda giderken "Öpücüklü Zayıflama Merkezi" diye bir levha gördü ve merakla içeri girdi, zayıflamak istediğini söyledi. Kaç kilo vermek istiyorsunuz?" diye sordular. "Şimdilik bir kilo yeter" dedi, onu bir odaya soktular, odada çıplak kızlar vardı, göğüslerinde yakalarsan öpersin" yazılıydı. Adam kızları öpmek için koştu koştu ama hiçbirini yakalamadı. Nefes nefese dışarı çıktı, tartıldı, bir kilo zayıflamıştı. Sevinçle, "iki kilo
zayıflamak istesem ne yapmalıyım?" diye sordu. İkinci bir odayı gösterdiler. Orada iri yarı herifler vardı, göğüslerinde "Yakalarsam öperim" yazılıydı. Adam onlardan kaçmak için öyle bir koştu ki iki değil üç kilo zayıfladı!
21 Mart 2022 Pazartesi
Nedir Şiir
NEDİR ŞİİR
ŞİİR: Onunla temizlenir içimizdeki kir.
Bir düşünceyi, duyguyu bin eder; bin sözcüğü bir.
Kapısını açık bulursan hiç düşünme, hemen gir ama özü sözü bir olmak gerekir.
Ona yol göstermeye kalkma; O ne zaman nereye gideceğini iyi bilir.
O ülkeye sevgiyle gidilir, özveriyle girilir ama yolu biraz taşlı dikenlidir.
Gönül bahçesinde açan bir çiçektir, büyüyüp gelişmesi bakım gerektirir.
Hiç eskimeyen bir geçmiş, pırıl pırıl bir gelecektir.
Güzellikle nefes alıp verir, insancıllığın onur heykelidir.
İşlenmesi gereken bir cevherdir ama fazla süse, gösterişe boğulursa içtenliğini yitirir.
Kimi zaman acıyla, hüzünle seslenir ama mutlulukla, umutla, özlemle beslenir.
Şiir büyüdür
Ne melek kanadı ne de şeytan tüyüdür
Şairlerin onuncu köyüdür
Değirmeninde düşünce, duygu öğütür
Sevdasıyla insanları o doğurur, o büyütür.
NEDİR ŞİİR: Bulanmadan akan bir ırmak; kötülüğe, çirkinliğe karşı koymaktır şiir.
Nedir şiir: Akıllı bir divane, aşk içilen meyhane, duygularını doyurmak, yaşadığını duyurmak için bahanedir şiir.
20 Mart 2022 Pazar
NİYE ÖPMÜYORMUŞ?!
Evin küçük çocuğu konuklardan genç ve güzel bir kadının yanına yaklaşmıyor, ondan uzak duruyordu. Annesi kızdı, "Öpsene oğlum ablanı" dedi. "Çocuk korkuyla, "Hayır, öpmem, öpemem" diye konuştu. Dudak bükerek niye diye sordular. Çocuk önüne bakarak cevap verdi, "Geçenlerde babam kendisini öpmek istedi de tokadı yedi."
***
Nişanlı çift kırda gezerken kızın yanağını bir ağacın dalı çizdi.
Erkek acıyor mu diye sordu.
evet, dedi kız.
ne yapmalı?
Kız, böyle zamanlarda ninem çizilen yeri öpüverirdi de hemen geçerdi, diye delikanlıya yol gösterdi ama erkek anlamadı,inanma böyle şeylere. Kocakarı masalları bunlar, dedi.
***
Geceyarısı erkek kızı evin duvarına, kapı zillerinin olduğu yere dayamış, bir veda öpücüğü istiyor, kız nazlanarak olmaz diyordu. Böyle bir süre cilveleştiler. Derken yukardan bir pencere açıldı, öfkeli bir ses:
"Öptüreceksen öptür, öptürmeyeceksen içeri gir de uykumuzu bölme!" diye bağırdı.
Fıkralarımızı bir maniyle bitiriyorum:
At olur da tepmez mi
yar olur da öpmez mi
yarin bir öpücüğü
yüz bin altın etmez mi?
19 Mart 2022 Cumartesi
ÇAĞIRIYORUM
Çağırıyorum
Uzak durma öyle
Yakına gel yakına
Binelim mutluluğun
Sevda renkli atına
Çıkalım sevgi ve dostluk ülkesine
Akına
Pişman olsun estiğine
Çiçeklerimizi yerle bir eden
Fırtına
Varalım
Yaşamanın ne kadar güzel olduğunun
Farkına
**
AŞK MUCİZESİ
Aşk Mucizesi
Aşk Mucizesi
Aşk yıkar arıtır hepimizi
Aşk parlatır ışıklandırır gözlerimizi
Aşkla sıyrılırız bencilliğimizden
Sırf kendimizi düşünmekten
Aşk tutar elimizden
Tam uçuruma düşecekken
Aşktır kurtaran yalnızlık cehenneminden
Issızlıktan kimsesizlikten
Aşktır kuruyup gitmemizi önleyen
Gönlümüze su serpen
Sekizinci bir renktir aşk
Süsler düşlerimizi
Yaşamak güzelleşir aşkla
Özleyiş özelleşir
Umut devleşir
Aşkla temizleniriz çerden çöpten
Tüm kirlerimizden
Ama bu kadar özveri karşılığında
Sevmek sevilmektir tek dileği
Başka bir şey beklemez bizden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

