5 Mart 2019 Salı

Lep Demeden Leblebiyi Anlamak!

LEB DEMEDEN LEBLEBİYİ ANLAMAK
Vaktiyle medresenin birinde, bir molla Farsça dersinden sınava girmiş. Sınav kurulundaki hocalar sıralanmış oturuyor, molla da hocaların ağzına bakıyormuş, ne soru gelecek diye.
Hocalardan biri, dudak anlamına gelen "leb" diyecek olmuş... Molla hemen atılarak, "Leblebi sözcüğünün ilk hecesidir, efendim!" diye yanıtlamış.
Hoca sakin: "Maşallah!" demiş. "Leb demeden leblebiyi anladın. Yine de sözün ardını beklesen iyi olurdu... Çünkü: Lebib olan lebbeste kalır icabında!"
(Akıllı olan, gereğinde susmasını bilir.)
Her konuda sık sık ve boş konuşarak topluma zarar veren molla kılıklı akılsız siyasetçilere ithaf olunur.

4 Mart 2019 Pazartesi

Gönül Bülbülü



GÖNÜL BÜLBÜLÜ 
Güzelliği görmeyen Dostluk nedir bilmeyen 
Aşk bağında gezmeyen Bir gül bile dikmeyen 
Sahrada kum çölüdür Yaşayan bir ölüdür!

 Gül gülüşlü sevgili Gönlümün bülbülüdür... **

1 Mart 2019 Cuma

AŞKIN TAPUSU VAR MI?!

AŞKIN TAPUSU VAR MI?
Çiçeklidir aşkın kapısı
Sevgi ve özveriyle örülüdür yapısı
Çıkmaz yıllarca içimize sinen
O güzel kokusu
Temelli gitse bile
Tortusu kalır geride
Herkes kiracıdır
Yoktur kimsede tapusu...
&&&&***&&&&

26 Şubat 2019 Salı

AŞKIN TADI BAŞKA...

Sevgide yoksan hayatın noksan. Sevgin kadar büyük, kinin kadar küçüksün.
İnsanlar susarsa duvarlar konuşur, sevgi gücünü yitirirse arada yeni duvarlar oluşur. Aramızda sevgi yoksa duvar biziz. Duvarlara kızacağın bir pencere aç, oradan sevgiyle bak. Kavgadan kaç. Bir gül için bin dikenin acısına katlan. Sevginin coşkusuyla kanatlan, yıkan tüm kirlerinden, aklan. Gerçekten seviyorsun demektir o zaman.
Aşk görünüşte ilgiyle bakan bir çift göz, edilen birkaç tutkulu söz ama yürekte hiç sönmeyen bir göz, bencillikten sıyrılmış öz.
Aşk bir maraton koşusudur. Kimileri bunu bilmiyor, bir çırpıda her şeyi koşup bitireyim derken nefesleri yetmiyor ama kusuru başkalarında arıyor, sevgiliyi suçluyor.
AŞK ÖNCE BİRKEN İKİ OLMAK, SONRA İKİLİKTEN BİRLİĞE UZANMAK, BİRLİKTE KARAR KILMAKTIR
AŞK boşken dolmak, kendini onda, onda kendini bulmaktır. Taşlı, dikenli bir bahçeyken çiçeklerle donanmaktır.
Şaşkın, hiç takılır mı aşka kın. Kinden sakın, sevgi yolu daha yakın.
Aşk bizleri cennete çağırır ama kimi kişiler onu cehenneme çevirmekte ustadır.
Karanfilsin tarçınsın
Niçin böyle hırçınsın
Ne kadar çok seversen
O kadar insansın.
Sevmek gül dikmektir sevdiğinin bahçesine/ Kendi bahçesine dikercesine özene bezene
Gülün dikenini görmemektir/ Gülü dikeniyle birlikte sevmektir.
Ve yaşamaktır sevdiğinin adresinde kendi evindeymiş gibi.
Bulunduğu yeri çiçeklerle donatmaktır.

20 Şubat 2019 Çarşamba

ÇOK KOMİK BİR GÜNDÜ...

ÇOK KOMİK BİR GÜNDÜ...
Sabahleyin uyandım. İçimde nedenini bilemediğim bir esenlik vardı. Üşümedim, yanmadım. Cama dayanmadım, cam kırılmadı, kana boyanmadım. Dışarıda şiirsel bir hava vardı. Dün gökyüzünü boydan boya kaplayan kara bulutlar dağılmıştı. Mavilikler insanın içini açıyor, güneş gelinlik bir kız gibi gülümsüyor, parıldıyordu. Türkü söyleyerek kalktım. Elimi yüzümü yıkayıp sofraya oturdum. Kahvaltı hemen önüme geldi. Zeytin, peynir, reçel, bal... her şey tamamdı. Sadece kuş sütü eksikti. Apartman komşularımız kavga, gürültü etmiyorlardı nedense. Dudak bükerek giyindim. Hazırlanıp sokağa çıktım. Her taraf tertemizdi. Etrafta bir gram bile çöp görülmüyordu. Kirlilikten eser yoktu çevrede. Çiçekler açmış, ağaçlar yeşilliğe bürünmüşlerdi. Herkes gülümseyerek birbirine günaydın diyordu. Arabalar kaldırımlara park etmemişlerdi. Yol üstündeki kıraathanede kimse okey, tavla gibi oyunlar oynamıyor, sigara içmiyordu. Müşterilerin hepsi de gazete, dergi, kitap okuyorlardı.
Bu duruma o kadar şaşırdım ki, dalgınlıkla birine çarptım. Çarptığım kişi yüzüme dövecekmiş gibi bakmadı, benden önce özür diledi. “pardon” dedim. “pardon çıkalı eşeklik arttı. Önüne baksana ayı” demedi. Bu kadarı da olamazdı. Biri bana şaka yapıyordu herhalde... Hayret ve şaşkınlıkla kaldırımdan aşağı inmişim farkında olmadan. Karşıdan gelen taksiyi göremedim. Neredeyse arabanın altında kalıyordum. Sürücü, “Arabanın altında kalıp geberdiğine yanmam. Seni adamdan sayarlar, ona yanarım. Dağda mı geziyorsun be?” demedi. “Bir yerinize bir şey olmadı ya? İsterseniz sizi gideceğiniz yere kadar götüreyim” dedi. Teşekkür ettim. Biraz yürümek, bu güzelliğin tadını çıkarmak istediğimi belirttim.
Daireye biraz geç kaldım ama patron kızmadı, anlayışla karşıladı, azarlamadı. Gülerek maaşlarımıza zam yapacağını söyledi. Bu zammı daha önce yapmadığı için özür diledi. Ev sahibi de kiraya zam yapmayacaktı zaten. Büyü bozulmasın diye dua ederek gazetelere göz attım. Enflasyon sıfıra inmişti. Hiçbir eşyanın, malın fiyatı artmamıştı. Hele anarşi, terör, cinayet haberlerini göremeyince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hayret, politikacılar atışmamışlar, söz düellosu yapmamışlardı! Her gün bir cevher yumurtlayan, medya maymunu yıldızcıklar, sanat için soyunmamışlar, birbirleriyle çekişmemişlerdi. Rüya Kaşar, gene abuk sabuk laflar etmemiş, gazetelerin baş köşesine kurulmamıştı. Kendisi her nasılsa ağzını açmadığı gibi, eski kocası, kardeşi, annesi her çorbaya maydanoz olmaya kalkmamışlardı. Futbol maçlarında hiç olay çıkmamıştı. Fanatikler kol kola girip şarkılar söylüyorlardı...
Yoo! Bu kadarı da olamazdı. Biri benimle dalga geçiyordu muhakkak. Hele televizyonda kavgasız dövüşsüz, kansız, cinayetsiz diziler başladığını duyunca iyice zıvanadan çıktım. Ben böyle anormal şeylere alışkın değildim. Yadırgamıştım bütün bunları. Bu ne renksiz, heyecansız hayattı böyle! “Yeter be!” diye bağırdım. Karım, “Sabah sabah niye bağırıyorsun, hayrola, ne var, ne oldu?” diye homurdandı. Bir de baktım ki, daha yataktayım. Hava bulutluydu. Komşular sabah kavgalarına başlamışlardı. Kapıları çarpıyorlar, bağırıp çağırıyorlardı her zamanki gibi. Gazetelerden kan sızıyordu. Pencereyi açtım. Hava kirliliği, gürültü patırtı yüzüme tokat gibi çarptı, beni kendime getirdi. Derin bir oh çektim. Çok şükür, deminki sinir bozucu sessizlik sona ermiş, hayat normale dönmüştü!
Keyifle bir küfür savurdum. Acı bir gülüşle, kendi kendime söylenerek giyinip ayaküstü bir şeyler atıştırdıktan sonra sabırsızlıkla sokağa fırladım. Kirlilik, çirkinlik, kötülük, kollarını açıp bağırlarına bastılar; “Sen bizsiz, biz sensiz yapamayız, hoş geldin, nerelerdeydin, özlettin kendini” dediler. Yolumu gözleyen bencillikle çıkarcılığa selam vererek, alıştığım cehennemin içine daldım.
Erhan Tığlı

19 Şubat 2019 Salı

CENNET VE CEHENNEM...?!


Cennet ve Cehennem
Bir Samuray, yolda rastladığı Budist rahibe, kafasına takılan soruyu sorar;

- “Cennet nasıl bir şeydir?.. Cehennem nasıl bir şey?..”

Rahip azarlarcasına cevap verir, Samuray’a...

- “Git başımdan...” der; “Senin sorularına ayıracak vaktim yok benim...”
***


Beklemediği bu cevap karşısında sinirlenir Samuray...

Üstelik kendisine gülmeye başlayan arkadaşlarının yanında küçük düşmüştür...

Kan beynine sıçramış şekilde, kılıcına sarılır ve çekerek din adamına doğru hamle yapar...

- “Şimdi senin o kelleni gövdenden ayıracağım...” der, “Sen kiminle konuştuğunu zannediyorsun!..”

Din adamı hiç heyecana kapılmadan Samuray’ın kendisine iyice yaklaşmasını bekler...

Sonra Samuray’ın duyacağı bir şekilde sakin bir sesle söyler:

- “İşte cehennem budur!..”
***

ŞİİRLEŞTİRELİM DÜNYAYA

ŞİİRLEŞTİRİN DÜNYAYI
Aydınlığı vurdular bu gece
Bulutlar kana boyandı
Karardı doğanın yüzü
Karanlık kapıya dayandı
Ama sönmedi umut
Gökteki ayla yıldız
Evlerde elektrikler u-yandı
****
Hadi sen de uyan gönlüm
Doğruluk iyilik güzellik
Ateşiyle yan