6 Eylül 2026 Pazar
İnsanlık Nerede
İNSANLIK NEREDE?
Bir türküde, “İndim dereye, taş bulamadım / Gönlüme göre eş bulamadım” deniliyor.
Eş yerine iş, aş da diyebiliriz. Taşların bağlandığı, köpeklerin salıverildiği bu devirde
Zalime atmak için taş da yok. Lokantalarda, çarşı ve pazarda sağlıklı yiyecek bulmak o kadar zor ki... Yani eş bulmakla bitmiyor iş. İyilik, güzellik azaldı ama çevre kirliliği, gürültü, anarşi, terör bol miktarda var. Yaşamak pahalı, ölmek ucuz. Üstelik kötülüğe, çirkinliğe alıştık, göz yumarak, aldırmayarak daha da çoğalmaları için var gücümüzle çalıştık...
“Bu viran ülke ve bu yoksul insan kütlesi için ne yaptın? (...) Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. (...) O, kara toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte her yanın kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.” diyen Yakup Kadri ne kadar da haklı. Kendimi bir “Yaban” gibi hissediyorum ve sözde okur-yazar ama kitap okumayan, mektup bile yazmayan kişilerin kirli sokaklarında bir yabancı gibi dolaşıyorum.
Magandalar birbirlerine eşek şakaları yapıyorlar, yedikleri yiyeceklerin artıklarını yerlere fırlatıyorlar, itişip kakışarak gelip geçenleri rahatsız ediyorlar ama kimse ses çıkar(a)mıyor, üstelik aman başım belaya girmesin, bana bulaşmasınlar da ne yaparlarsa yapsınlar, diye oradan hızla uzaklaşıyor herkes. İsmet İnönü’nün, “Namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmalıdırlar” sözü geliyor aklıma. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, dersek yüz bulur, astar ister böyleleri. Susma, sustukça sıra sana gelecek. Bu tür kişiler çoğalacak, rahat, huzur elden gidecek” diyorum ama kimse oralı olmuyor.
Aklıma bir Bektaşi fıkrası geliyor: Kibar bir gence bir arkadaşı eşek demiş. Şimdiye dek böyle bir hakarete uğramayan genç bunu hazmedememiş, düşüp bayılmış, bir türlü ayıltamamışlar. O sırada oradan geçmekte olan bir Bektaşi durumu öğrenmiş, gencin kulağına eğilip bir şeyler söylemiş. Geç bir süre sonra ayılmış, gülerek çekip gitmiş. Oradakiler bunu nasıl yaptığını sormuşlar. Bektaşi gülerek, “Çok kolay, demiş. Genç daha önce kendisine eşek denilmediği için, bu söz çok ağırına gitmiş ama ben kulağına kırk kere eşek deyince alıştı, hiç yadırgamadı.”
Azalan insancıllığa, çoğalan hayvanlığa bakıyorum da, fıkradaki genç gibi olmak üzereyiz diye düşünüyorum ve Nabi’nin bir beytini değiştirerek şöyle diyorum:
Bende tepki yok, onda insanlıktan zerre
İki yoktan ne çıkar, düşünelim bir kere.
5 Eylül 2026 Cumartesi
Deniz Çağırıyor
DENİZ ÇAĞIRIYOR
Deniz çağırıyor bizi
Gelin diyor gelin
Kucaklaşalım doya doya
Balıklarıma bir merhaba deyin
Güzelliklerini sunmak için
Sabırsızlanan mavi suya
Sevginizi sebil edin...
Deniz çağırıyor bizi deniz
Gelin diyor gelin
El ele tutuşun dalgalarla
Martılarla hora tepin
Mutluluğu edelim gelin
yakamozlarla
3 Eylül 2026 Perşembe
2 Eylül 2026 Çarşamba
Sevgin ırmak değilse
Sevgin ırmak değilse
mutluluk denizine akamazsın
insanlık ruhuna işlememişse
güzelliklerden zevk alamazsın
Hele doğaya dostça davranmazsan
Boşuna uğraşma hiç
sazın akort tutmaz
bozuk plak olmaktan kurtulamazsın.
1 Eylül 2026 Salı
Hem Gül Hem Düşün
HEM GÜL HEM DÜŞÜN
Sadece düşünmek ya da gülmek yetmez
Düşünceni gülüş, gülmeni düşünce süslemeli
İşte o zaman dalında öter muhabbet kuşu, bülbül
Akar sevgi ırmağın gürül gürül
Açılır mutluluğun kapıları ardına dek
Merhaba der, el sallar lale, karanfil, sümbül
Çiçek bahçesi olur gönül
Solmaz maviliklerin yeşilin alın
Duygularının pınarına neşe verir güzellikler
Dertlere nokta koyarsın, sevinçlere virgül
25 Ağustos 2026 Salı
Elmalı dizelerim ve bir soru
ELMALI DİZELERİM
Önce bir türküden ilham alarak şunları yazdım:
Elma attım denize
geliyor yüze yüze
şimdiki kızlar pahalı
kilosu bin beş yüze
Bir süre sonra şu dizeler geldi aklıma:
Elma attım denize
batmadı, çıktı yüze
Rüyamda yâri gördüm
gecem döndü gündüze
***-
SİZCE BU DİZELERDEN HANGİSİ DAHA GÜZEL?
21 Ağustos 2026 Cuma
AŞK ve SEVGİ
Aşk Ve Sevgi
Aşk bir bedende iki ruh
dostluk iki bedende bir ruhtur
Joseph Roux
Aşk inanmanın şiiridir
Aşk bir sütlü kahvedir
Aşk iki insanın ruhunu bir bütün halinde birbirine bağlar
Peyami Safa
Sevmek iki defa yaşamaktır
George Sand
Sevgi birliğe
bencillik yalnızlığa götürür
Shiller
17 Ağustos 2026 Pazartesi
Gelirli Şiir
“İstanbul’dan ayva da gelir nar gelir
Döndüm baktım bir edalı yâr gelir
Gelir desen dar gelir…
Aman aman dayanamam
Bu iş bana zor gelir!”
Böyle demiş şair Orhan Veli.
Şimdi devir değişti…
İstanbul’dan gelmez artık ayva, nar
Ancak çevre kirliliği, gürültü gelir…
Bir edalı yâr gelir ama
Burnu kaf dağındadır
Ve de bizim gibilere birkaç beden bol gelir!
Kızları İstanbul gibidir yedi tepenin;
Tepeden bakar çulsuzlara
Ne insaf merhamet ne de aman bilir…
Gündüz Beyoğlu’na gider
Gece Boğaz’dan gelir!
12 Ağustos 2026 Çarşamba
Bak şu İşe; Löpontif!
Bak Şu İşe- Löpontif / Erhan Tığlı
Advert
BAK ŞU İŞE- LÖPONTİF
Dilime her gün bir sözcük takılır, bugünkü de; “löpontif”.
Anlamı ne? Kimden, nereden duydum? Bilmiyorum. Yolda “Löpontif” diye yürüyüp giderken önümdeki kadın aniden dönüp, “Terbiyesiz!” diye bağırınca şaşırıp kaldım. “Bana mı dediniz?” soruma, ‘’Evet, sana dedim kart zampara!” cevabıyla neye uğradığımı anlamadım. “İyi ama neden?” “Bunun nedeni var mı? Bana laf atıyorsun. Senin hiç utanman sıkılman yok mu?”
Ahı gitmiş vahı kalmış kadına şöyle bir baktım.
“Laf atacak olsam sülün gibi güzel kızlara atarım. Senin neyine atayım?”
Dudak büzerek verdiğim cevapla büsbütün çileden çıkan kadın, “Yetişin a dostlar, hem suçlu hem güçlü. Hem laf atıyor, hem de hakaret ediyor!” diye avazı çıktığı kadar bağırdı.
Çevremizi saran kalabalık bana nefretle bakmaya başladı.
Bir kadın öfkeyle başını sallayıp “Bunun gibi rahat vermeyen sapık herifler yüzünden sokağa çıkamaz olduk. Üstelik de tecavüz edecekmiş gibi bakıyor.” dedi.
Biraz ötede duran kızın mini eteğinden gözlerini ayırmayan sicim bıyıklı genç “Alacaksın böylelerini karakola çekeceksin, eşşek sudan gelinceye kadar döveceksin!” diye kükredi.
Mini etekli kız eteğini çekiştirerek lafa karıştı:
“Hadi genç olsa neyse de babam yaşındaki adam niye böyle bir şey yapar?”
Kızın yanındaki başörtülü kadın “Asıl böylelerinden korkacaksın” diye homurdandı.
Bana dövecekmiş gibi bakan bir kasketli başını salladı, “Bu herif cezasız kalmamalı!” dedi.
“Polis, polis yok mu? diye bağırdı köşedeki kazıkçı bakkal.
“Polis gelse ne olacak?” diye güldü müşteri, “Önce zılgıt çekip sonra da salıveriyorlar.”
“Dağılın! Ne var, ne oluyor burada?” diye bağırarak hemen yanımıza damlayan polis olaya el koydu. Başka zaman pek ortalarda görünmezdi.
Kadın beni gösterip, “Bana laf attı, üstelik hakaret de etti” dedi.
Polis “Bak sen şu moruğa, ne dedi?”
Kadın; “Löpontif” dedi.
Polis dudağını büküp başını salladı, “Bak şu işe? Kimse anlamasın diye Fransızca laf atmalar da başladı ha? Şimdi ben bunu karakola çekip iki tokat atsam, yaptığı terbiyesizliğe bakmazlar da, karakolda vatandaşa dayak atıyorlar diye ortalığı ayağa kaldırırlar.”
“Bir dakika, ben kimseye laf falan atmadım!’’ diye bağırdım.
”Löpontif, yeni çıkan bir temizlik tozunun marka adı. Hem ucuz hem de ikramiyeliymiş. Kampanya düzenlemişler herkes kapışıyormuş. Karım,’ gelirken muhakkak al’, dedi. Adını unutmayayım diye kendi kendime tekrarlıyordum. Hanımefendi önümdeydi, yüzüne karşı söylemiş değilim.”
Ağzımdan çıkan temizlik tozu, ucuzluk, ikramiye sözleri kadınları harekete geçirdi. Laf attığımı iddia eden kadın da dahil olmak üzere hepsi birden markete koştular. Polis bile “Bari ben de gidip alayım, karıma sürpriz yaparım” dedi.
Yalanım ortaya çıkmasın diye düşünerek oradan uzaklaştım.
Truva Edebiyat Dergisi
Truva Edebiyat Dergisi
ETİKETLER:Erhan TığlıBAK ŞU İŞE- LÖPONTİF
Dr. Cihangir Işık: Adli Tıp Dosyaları Beş Duyunun Kasabı... / Serpil Meriç Dr. Cihangir Işık: AdDosya
9 Ağustos 2026 Pazar
Kitapsızlık
Bir toplumu yok etmek için kitap yakmaya gerek yoktur.
Okuma isteğini öldürmek yeterlidir.
Yeni nesil düşünmeyi değil, tüketmeyi öğrenirse zihinler sessizce boşalır ve boşluk en kolay yönetilen alandır ....
Aldous Huxley
8 Ağustos 2026 Cumartesi
Sevgilim benden niye kaçtı?!
Sevgilim Benden Niye Kaçtı
Bugün bir güzel gördüm
baktım baktı bakıştık
birbirimize iyice yaklaştık
Tam sarılıp öpecektim ki
bir ses duydu, beni bıraktı
koşarak yanımdan kaçtı.
Utandı ya da korktu sandım.,
Meğerse biri "İndirimli satışlar başladı
koş yetiş" diye bağırmış...
7 Ağustos 2026 Cuma
EN GÜZEL MUTLULUK
Mutluluğun en güzeli
Havada uçan kuşlar
Bal yapan arılar
Renk renk açan çiçekler
Çiçeklere konan kelebekler
Dosttur dost
Yüzümüzü güldüren insanlar
Şiir nakışlı dilberler
Düşünce duygu sanatçıları
Gönüldeşler güldeşler
Dosttur dost
Bu güzelliklerle bütünleşmek
Ve dostluk dünyasındaki yolculuk
İşte budur en büyük mutluluk
Erhan Tığlı
3 Ağustos 2026 Pazartesi
Eli kitaplı adam
ELİ KİTAPLI ADAM
Çoğu insan eli boş gezmez. Kimi çanta taşır, kiminin sigara düşmez elinden. Kimi şişe, kimi kadeh tutmayı sever, kimi tesbih çeker, kimi zincir sallar. Ben, elimde kitap olmadan sokağa çıkamam, bir yere gidemem. Parkta otururken, otobüs beklerken boş durmam, etrafıma aval aval bakmam, kitabımı açıp okurum. Yanımda kitap olmadığı zaman kendimi çıplak hissederim, yürümemi şaşırırım, elimi kolumu nereye koyacağımı bilemem. Kitap okumaya bir daldım mıydı konuşmayı, hatta yemeyi içmeyi unuturum. Bu huyumu bilen dostlarım, konuşayım, okumaya dalmayayım diye, evlerine geldiğimde, kitap, dergi, gazete gibi okunacak şeylerini saklarlar, ortadan kaldırırlar.
Geçenlerde bir veli toplantısına gittim. Sınıf öğretmeni, öğrencilerin okuma alışkanlığı kazanamadıklarından söz etti. Veliler de bundan dert yandıkları için, benden bir çözüm yolu istediler. Velilere, “Siz evde kitap okuyor musunuz?” diye sordum. Hiçbiri evet diyemedi. Kimi kitap pahalılığından yakındı, kimi işlerinin çokluğundan dem vurdu, kimi kitap okumak için boş zaman bulamadığını, hatta günlük gazeteleri bile okuyamadığını ileri sürdü. Acı bir gülüşle, “Siz elinize bir kitap alıp çocuğunuza iyi örnek olmadıktan sonra ne deseniz boş. Çocukların okuması, kültürünün gelişmesi öğütlerden çok örneklerle olur” dedim.
Kim ne derse desin, ben okurum arkadaş! Kitap alacak param yoksa kitaplıklara giderim, kitapçılarda kitapları, dergileri karıştırırım, sayfaları çevirerek fikir edinmeye çalışırım. Okuyan birini gördüğüm zaman sevinir, ne okuduğunu anlamak isterim. Ama şöyle bir bakıyorum da kitap okuyanlar gittikçe azalıyor. Bu yüzden elinde kitapla dolaşan, kitap okuyan benim gibiler bir yama gibi sırıtıyorlar herkesin içinde.
Geçenlerde benim elimden hiç kitabın düşmediğini gören Ayşe Teyze ne dedi biliyor musunuz? “Ne zormuş senin işin yavrum. Memurlar bile okumayı yazmayı dairelerinde bırakırlar. Oysa sen gece gündüz kitap okuyor, bir şeyler yazıyorsun. Bundan hiç yorulmuyor, bıkmıyorsun. Madem bu kadar kitap okuyorsun da niye az para alıyorsun? Okumamışlar neden senden daha çok kazanıyorlar?”
Sustum, önüme baktım. Ne diyebilirdim ki? Okuyup yazmam işimin değil aydın olmamın gereğidir. Bu da parayla pulla ölçülmez. Ben para kazanmak için değil, zevk için okuyorum, desem bana enayi gözüyle m bakardı, yoksa şaka ettiğimi mi sanırdı...
Çarşıya çıktığımız zaman karım manifatura, tuhafiye mağazalarının vitrinlerinden gözlerini ayırmaz, ben kitaplara bakarım. Bu konuda sık sık tartışırız. “Her taraf kitapla doldu, ev darlaştı. Senin yüzünden eşyalarımı koyacak yer bulamıyorum” der. Hiç aldırmam. Kitaplığımdaki kitapların tozlarını alırım, siler, okşarım sayfalarını, gözüm gibi bakarım onlara. En kızdığım kişiler kitabın değerini bilmeyenler, onu yırtan, hırpalayan, çöpe atanlardır. Hele şurada burada saatlerce bomboş oturanları ya da incir çekirdeğini doldurmayacak laflar edenleri görüyorum da sinir oluyorum. Ellerine birer kitap tutuşturmak, boş duracağınıza kitap okusanız günaha mı girersiniz, diye bağırmak, azarlamak istiyorum. Kitapsız insanlardan nefret ediyorum. Onları adam yerine koymuyorum.
Kimileri de, “Okuyayım ama ne okuyayım? O kadar çok çeşitli kitap var ki, insan hangi birini okuyacağına şaşırıyor” diyorlar. Bu da laf mı yani? Oku da ne okursan oku; al bir kitap eline, sevgili gibi bas bağrına. Kitap bulamazsa gazete, dergi oku, şarkı, türkü oku. Kimi sayın büyüklerimiz gibi vatandaşın canına okuma da istersen maval oku, hariçten gazel oku, dua oku, kim ne derse desin, bildiğini oku! “Oku oku budur sonu” diye okumuş yazmış adamların itilip kakılmalarına kafayı takma, karamsarlığa kapılma, kötümser olma. Kitap okuyarak vatanı kurtaramazsın belki ama kendini bilgisizlikten, görgüsüzlükten kurtarırsın.
Kitap taşımak tabanca, bıçak taşımaktan iyidir. Sıcak havalarda yelpaze yerine koyar, sallar, serinlersin, sayfalarının arasına para, değerli eşyalarını koyarsın. Nasıl olsa kitabın kapağını açmayacağı için her şey yerli yerinde durur, gel gidelim diyen olmaz! Sizi taciz etmeye kalkanların başına kitabınızı indiriverdiniz mi, tacizci feleğini şaşırır, neye uğradığını bilemez, kafasına balyoz indiğini sanır. Bir de, kitapsız olmakla suçlanamazsınız. Hele elinizde kara kaplı bir kitap varsa saygınlığınız artar. Bir şey soran olursa yüzüne anlamlı bir bakış fırlatır, dudak büker; “Hele şu kara kaplıya bir bakalım” dersiniz, sayfaları ağır ağır çevirir, kafanızı sallarsınız. İtiraz edenlere “Kitapta yeri var” dediniz mi akan sular durur, akıl ve mantık tavana vurur! Elinizdeki kitap kültürlü bir hava verir, sizi ayrıcalıklı bir kişi yapar.
Geçenlerde beni hiç görmeyen ama tanışmak, görüşmek isteyen biri evimize gelmiş. Karım Tanyeri parkında olduğumu söylemiş. Adam geldi ve beni şıp diye buldu. Şaşırdım, o kadar kişinin arasında beni nasıl bildiğini sordum. Güldü, “Gayet basit, dedi. İçlerinde elinde, masasında kitap olan sadece siz vardınız.” Çevreme şöyle bir baktım. Haklıydı. İlaç için bile olsa, kitaplı biri yoktu oturanların arasında, ben aralarında ayrıkotu gibi kalmıştım.
Buna benzer şöyle bir olay olmuş geçenlerde. Dış memleketlerinden birinden Türkiye’ye gelen yabancı biri, turistik bir otelin lobisinde, aradığı Türk’ü hemen bulmuş. Nasıl mı? Oturanların arasında kitap okumayan bir tek kişi bizimkiymiş...
Kitapların, değerini bilmeyenlerin eline düşmesi, kaldırımlara, ayaklar altına serilmesi, yok pahasına satılması içimi çok sızlatıyor. Onların okunmadan raflarda sararıp solmasına, yıpranmasına dayanamıyorum. Hele kendisine yazarı tarafından armağan edilen, imzalanan kitapları atan satan kişileri görünce tepem atıyor.
Kitabı o kadar seviyorum ki, kitap okurken öleyim, mezar taşıma kitap resmi yapılsın ve şöyle yazılsın diyorum: “ Herkes birbirinin canına okurken/ O, sadece kitap okudu Kitap okumaktan, okutmaktan başka suçu yoktu”
Kitap okumak, okutmak suç mu olur demeyin. Öğretmenliğim sırasında öğrencilere tebliğler dergisinde tavsiye edilmeyen kitapları sınıfta okuttuğum, satışlarında yardımcı olduğum için ceza aldım ve sürüldüm! Bunu Milli Eğitim Bakanlığı yapıyor, şu işe bakın!
Kendini yorma. Biz biliyoruz kitabın önemini, değerini mi diyorsunuz? Oh, içime su serpildi, çok memnun oldum, sevindim. Gelin tanışalım, görüşelim sizinle. Buyurun, bir acı kahvemi için. Kitaplardan söz edelim, kitap sevgimizi paylaşalım, kaynaşalım. Beni nasıl mı bulacaksınız? “Eli kitaplı adamı arıyorum” deyin, hemen gösteriverirler.
***********
2 Ağustos 2026 Pazar
Yüzenler...
YÜZENLER
Kimi denizde yüzer kimi havuzda
Kimi gölde ırmakta giderir yüzme zevkini
Garip yüzme bilmez
Bilse bile yüzecek su bulamaz
Yoksul yüzmeye kalksa
Bir karış suda boğulur…
Açıkgözler her yerde yüzdürürler gemilerini
Enayilerin derilerini yüzer kurnazlar
Dar gelirli, bol giderli vatandaşa gelince
Borç içinde yüzer, borç içinde
1 Ağustos 2026 Cumartesi
Politik Taşlamalar
POLİTİK TAŞLAMA
Politikacı kendi işini anında bitirir
Bizimkine gelince bin dereden su getirir.
Politikacının en iyi yaptığı yemek cek caklı dolma
Boğazında kalır sakın alma!
Politikacı yer vatandaş bakar
Ama gene de oyunu ona atar...
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete
Politikacı sayesinde, ancak öbür dünyada
Erişeceğiz selamete, kavuşacağız saadete...
31 Temmuz 2026 Cuma
Düzleşen Yokuş
DÜZLEŞEN YOKUŞ sevgi ve dostluktur gönlümüzü şenlendiren muhabbet kuşu hem şirindir hem de ölçüsü uyağıdır şiirimizin odur mutluluğa uzanan yokuşu düzleştiren duygularımızı düşüncelerimizi çiçekli bahçeye dönüştüren
GÜLDEŞ YAZILAR GÖNÜLDEŞ SÖZLER
30 Temmuz 2026 Perşembe
YAŞAMAK GÜZEL AMA...
YAŞAMAK GÜZEL AMA...
Yaşamak güzel şey ama
aramıza ayıp günah yasak
dikenli telleri çekilmese
gönlümüzün bahçesine
kin ve nefret tohumları ekilmese
sevgi ve dostluğumuz
bencilliğe kurban edilmese
28 Temmuz 2026 Salı
Çam Devirenlere
ÇAM DEVİRENLERE
Kirletip durursanız böyle acımasızca
havayı suyu toprağı
hain ellerinizin kurbanı olursa
gül gülüşlü çevre
ve de çam bırakmazsanız devire devire
hasret kalırız maviye yeşile
ciğerlerimiz döner kevgire
hepimiz kaldırılırız revire
Bulamaz derdimize çare
Lokman Hekim bile...
27 Temmuz 2026 Pazartesi
26 Temmuz 2026 Pazar
Yahudinin aklı...
BU NEDİR?
Bir Rus Yahudisi İsrail'e göç müsadesi alır. Çıkışta Ruslar bagajını kontrol ederken elbiseleri arasında Lenin'in büstünü bulurlar, sorarlar:
- Bu nedir ?
- Bu nedir değil, bu kimdir diye sormanız gerekirdi... Bu Lenin'dir, sosyalizmin temellerini atan, Rus halkına iyilikler getiren... Ben de bunu bereketli günlerin hatırası için yanıma aldım.
- Tamam.
Ruslar bırakır ve geçer.
Tel Aviv havaalanında gümrük memurları büstü görür ve sorar:
- Bu nedir ?
- Bu nedir değil, bu kimdir diye sormanız gerekirdi... Bu Lenin'dir. Bu deli cani yüzünden Rusya'yı terk etmek zorunda kaldım!.. Yanıma aldım ki; hergün bakıp lanet okuyayım!..
- Tamam.
Bırakırlar ve geçer...
Tel Aviv'de bir ev satın alıp, büstü büfenin üstüne koyan Rus Yahudisi, gelişi sebebiyle akrabalarına davet verir. Yeğenlerden biri sorar :
- Bu kimdir ?
Yahudi cevap verir:
- Bu kimdir değil, bu nedir diye sorman gerekirdi... On kilogram yirmidört ayar altın, vergisiz, gümrüksüz, KDVsiz bir Lenin büstü!..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













